AKŞAM GAZETESİ | Serdar Akinan | 2009-07-03

kategori2

Dünya düz... Ya insan?

Tayland körfezindeki Phangan Adası'na ilk olarak Müslüman deniz çingenelerinin yerleştiği sanılıyor.
Adanın, Tong Nai Pan Noi sahilindeki otelden çıkıp köy meydanına yürüyorum. Akşam Tongsala'da Tayland boksu karşılaşmaları var. Kaldığımız köyden Tongsala'ya tek bir taksi çalışıyor. Taksi şoförümüz; Bayan Handsome oldukça meşhur bir  hamburgerci, aynı anda kuru temizleme hizmeti ve araç kiralama dahil her türlü ihtiyacı temin eden yaşlı bir Taylandlı...
Bizi karşılaşmaya götürecek pikabın arkası tamamen doluyor. Yolcu profili oldukça renkli, bize şoförlük yapan Bayan Handsome'ın torunları, balayına gelen iki çift, akşamki maçta hakemlik yapacak eski bir Tay boksörü...
Yol, zifiri karanlıkta, balta girmemiş tropik ormanın içinden kıvrılarak ilerliyor... Bu sırada çiftlerle tanışıyorum. Teksas'tan önceki gün gelen çiftin öyküsü hayli ilginç. Kız tam 4 yıldır Afganistan'da görevli bir Amerikan askeri... Eşi ise telekomünikasyon altyapısı pazarlayan bir şirkette yönetici...
Tanışıp el sıkışıyoruz.
Diğer çift Şili'den; Santiago'da geçen gün evlenmişler... Balayı için bu sahil kasabasındaki oteli seçmişler. Çocuk avukat, eşi ise öğretmen...
Tanışıp el sıkışıyoruz.
Muay Thai yani Tayland boksu karşılaşmalarının yapılacağı arena derme çatma bir yapının içinde... Floresan ışıklarının altında kurulu ringin her tarafı eprimiş; dökülüyor... Işığa doğru uçaşan yaratıkları önce yarasa zannediyorum meğerse böcekmiş... Vaziyet biraz İndiana Jones'vari... Biralar içiliyor... İnsanlar ringdeki boksörlere avaz avaz bağırıp iddiaya tutuşuyorlar.
Etrafta dünyanın hemen her köşesinden gelen yüzlerce insan var... Birçoğu yarın akşam cangılın içinde yapılacak geleneksel 'Half Moon Party'e gelmiş... Bu ada her dolunay zamanı binlerce genci ağırlıyor. 90'ların başında adı hatırlanmayan birinin doğum gününde insanlar o kadar eğlenmiş ki sonrasında her dolunay zamanı bu adada sabaha kadar süren partiler veriliyor.
Ringe boksörler çıkıyor ve kıyasıya mücadele ediyor. Toplam sekiz karşılaşma var ve ringe çıkanların yarısı Alman, Fransız ve Amerikalı gençler. Bu adaya sadece balayı, bedensel ve ruhsal arınma, sakin bir tatil için gelinmiyor... Tayland boksu öğrenmeye gelen eksantrik tipler de yok değil.
Kıyasıya geçen bir dövüşü kazanan Alman yanımızdan geçerken eliyle çak işareti yapıyor... Bizim gruptaki Şilili avukatla şakalaşıyorlar.
Eller birbirine değiyor.
Gece yarısı müsabakalar bitiyor ve arabaya atlayıp dönüyoruz. Yol boyu sağa sola dizili onlarca barda yüzlerce Tay kız gelen geçene el ediyor... Bu barlarda da genellikle orta yaş üzeri, aşırı kilolu, dumanlı bakışlı Batılı erkekler oturuyor. Bir elleri yerel Singha birasında diğeri küçük yaşta bir Tay kızın omzunda...
Otele dönüyorum... Buzdolabında Perrier, Voss, Evian, Heineken şişeleri dizili... Dünyanın dört bir yanında üretilen, şişelenen, ambalajlanan bu mamuller uzaydan baktığınızda bir kum tanesi kadar ışık saçan bu adaya kim bilir ne zaman, hangi ellere değerek ve nasıl geldi...
Sabah oluyor... İnterneti açıyorum... Dünya Sağlık Örgütü, tahmin ettiğim gibi, virüsün yayılmasıyla ilgili kategoriyi sondan bir önceye yükseltmiş... Oysa bir önceki seviyeye yükseltilmesinin üzerinden 48 saat bile geçmemişti...
Bir sonraki ve son aşama pandemik bir salgınla yüz yüze olduğumuzu resmen ilan ve kabul edilecek.
Yani henüz üzerinde etkili olacak anti-viral bir aşı geliştirilemeyen; insandan insana geçen ve tüm dünyada yayılma tehlikesi gösteren bir virüsle karşı karşıya kalacağız.
Ölümler bir yana küresel sistem muazzam bir şekilde yavaşlayacak.
Kısıtlar ve tedbirler devreye girecek.
Peki bu ölümcül virüs nasıl bulaşıyor?
Fiziksel bir temasla...
Son 24 saat içinde, Teksas'tan, Santiago'dan, Düsseldorf'tan, St. Etienne'den, Bangkok'tan ve Koh Panghan'dan bir grup insanla nasıl bir arada olduğumuzu paylaştım. 72 saat sonra İstanbul'da olacağım...
Santiago'dan balayı için gelen çift, belki Meksiko uçağından aktarma yaparak Bangkok'a geldi...
Yani virüsün 150'den fazla can alıp binlerce insana bulaştığı şehirden...
Thomas Friedman, 'Dünya Düzdür' adlı kitabında küreselleşmenin geldiği boyutu çok çarpıcı örneklerle anlatıyordu.
Dünyadaki mal ve hizmet döngüsü ve ulaşımın ucuzlaması modernitenin ve küreselleşmenin bir yüzü o kitaptaysa diğer yüzü de ortada... Bu tip bir salgına hızla yayılması için mükemmel bir ortam sunuyor.
Buna karşın, insanlık, tarihte ilk kez, bir pandeminin gelişimini eşzamanlı olarak izleyebiliyor. Yani hazırlığı var ve kendini koruyacak önlemler alabilir. Ancak bu süre en iyi ihtimalle dört-beş ay sürecek...
H1N1 virüsünün yayılma hızını, ülkelerin; hükümetlerin geleceği çok önceden belli bu salgının etkileri üzerine hazırlığının ne denli başarılı olduğunu hep birlikte göreceğiz.
Ancak görebildiğim Türkiye'de şu aşamada sadece havalimanlarında önlem alıyor ve stoklarda ne kadar anti-viral ilaç var bilinmiyor.
Dünya şu gerçeği artık kabul ediyor: Bu salgın pandemiye dönüşecek...
Soru insanların ölüp ölmeyeceği değil... Kaç bin, kaç on bin veya kaç yüz bin kişinin yaşamını yitireceği... Bu tablo karşısında hükümetlerin ne kadar hazırlıklı olduğu...