AKŞAM GAZETESİ | Ali Ulusoy | 2009-07-03
Yapılmak istenen kapsamlı Anayasa değişikliğinin ana hatları belli oldu. Bunlardan en önemlileri ve bir o kadar da tartışmalı olanları, siyasi parti kapatmanın hemen hemen imkansız hale getirilmesi ve Anayasa Mahkemesi (AYM) üye sayısının artması ve üyelerin önemli bir bölümünü TBMM'nin seçmesi.
Realist olmak gerekirse bu iki değişikliğin gerçekleşmesi mevcut hukuki duruma göre mümkün değil. Çünkü bu değişiklikler yapılırsa, AYM tarafından Anayasa'nın değiştirilemez ilk üç maddesine (örneğin 2. maddedeki hukuk devleti ve laiklik ilkeleri) aykırı bulunup iptal edileceği bence kesin. 'Nasıl bu kadar kesin konuşabilirsin?' diyenlere, AYM'nin geçen yıl üniversitelerde türbanı serbest bırakmayı amaçlayan Anayasa değişikliğine ilişkin kararında, Anayasa'nın başka maddelerinde ilk üç maddeye aykırı değişiklikler yapılırsa bunları da iptal etme yetkisi bulunduğuna ilişkin içtihat geliştirdiğini hemen hatırlatayım!
Peki bu iki değişiklik Anayasa'nın 2. maddesine gerçekten aykırı mı?
Söylendiğine göre yapılacak değişiklikte parti kapatma TBMM'nin 2/3 çoğunlukla bu davanın açılmasına izin vermesi, AYM'nin de 3/4 çoğunlukla karar vermesi şartına bağlanacakmış ve teröre ve şiddete bulaşmayan hiçbir parti kapatılamayacakmış.
Bunun anlamı iktidara gelmiş bir partinin kapatılmasının pratikte hukuken imkansız olması. Tabii bu partinin milletvekilleri TBMM'deki oylamada kendi partilerinin ipinin çekilmesi yönünde oy kullanmazlarsa! Oldu olacak, 'iktidardaki siyasi partiler kapatılamaz' diye bir hüküm konulsaydı da bu kadar oylama zahmetine girilmeseydi!
Ayrıca buna göre, şiddete bulaşmayan fakat iktidara geldikten sonra ülkeye açıkça şeriat düzeni getirmek isteyen bir parti de kapatılamayacak... AKP'nin dolaylı da olsa böyle bir niyeti olduğunu düşünenlerden değilim. Bu nedenle AYM'nin AKP için kapatma kararı vermemesi bana göre doğru karardı. Ama iki gün sonra radikal bir parti çıksa ve siyasi bir boşluktan faydalanıp ciddi bir iktidar adayı olsa, şiddete bulaşmaksızın açıkça şeriat getirmeyi istese, bu parti kapatılamasın mı?
Öte yandan, AYM üyelerinin önemli bölümünün TBMM'ce seçilmesi, hatta Meclis'teki partilere RTÜK'te olduğu gibi kontenjan verilmesi de son derece vahim olur. Yargıçların Meclis'te milletvekilleri peşinde koşturması sonucu doğuracak bu değişiklik AYM'nin yani yargının siyasallaşmasını tesciller. Yargının siyasallaşmasından en çok yakınanların bu siyasallaşmayı 'kurumsallaştıracak' değişiklik istemeleri 'ne yaman bir çelişki' oluyor!
Yoksa 'siyasallaşması önlenemiyor, bari bizim lehimize siyasallaşsın' gibi bir niyet mi var arka planda?
AYM'den döneceğini bile bile bu iki değişiklik niye ülke gündemine getiriliyor? Salt bir tepki ölçme ve gündem değiştirme, kamuoyunun eline 'oynaması' için bir 'oyuncak' verme taktiği mi? Bu tür 'masallar'ın artık kimsenin 'uykusunu' getirmeyeceği hala anlaşılmadı mı?