AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-07-03
Atina
Atina'da başka herhangi bir Avrupa şehrinde rastlanmayacak kadar çok polis var. Ya da hadi cümleyi başa saralım: Atina'daki polis, Batı başkentlerinin hemen hepsinden daha görünür durumda. İstanbul'da İstiklal Caddesi'nde omuzlarına astıkları tüfekleriyle buranın özgürlük-eğlence merkezinden bambaşka bir görüntü almasına sebep olan emniyet mensupları gibi Atina'da da her yerde güvenlik gücü var.
Yunan prostestocuların Türklerden bir farkı var ama: Bizdekine kıyasla otoriteden korku daha alt seviyede. Protestocular 'ideal amaçları' uğruna polise saldırmaktan çekinmiyorlar. Ama polis de bu gibi durumlarda çok daha toleranslı, yaptırımlar daha az.
Polisin bu denli görünür olma sebeplerinden birinin Bilderberg toplantısı olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorunuz. Evet, bu organizasyonun mimarları güvenliğe kafayı takmış durumdalar ve kuş uçmasına izin vermiyorlar. Dünyanın her yerinde güvenlik bu derece önemli Bilderberg için.
Ama Atina olunca durum biraz daha farklı. Özellikle aralık ayında polisin 15 yaşındaki bir genci öldürmesinden sonra sokağa dökülen Yunan halkı henüz 'hizaya gelmişe' benzemiyor. Bütün gözlemcilerin yaptığı yorum aynı: Yunanistan ciddi bir değişimin eşiğinde ve bunun sancılarını yaşıyor.
Yunanistan'ı özellikle Amerika'nın ve ilk günden beri çoğunluğun şikayet ettiği Avrupa Birliği'nin çizdiği yolda tutmak isteyenlerle özgür-bağımsız-demokratik bir Yunanistan arzusunda bulunanların çatışması yaşanıyor.
Yunan halkı genel olarak her şeye 'anti' olmasıyla tanınıyor; tembellik derecesine varana kadar kendi rahatına düşkün (ırkçılık yapmış oldum mu?) ve pek kimsenin otoritesi altına girmek istemeyen...
Doğrusu, Bilderberg toplantısına hem komünistlerin hem de faşistlerin tepki göstermesi, gösteri düzenlemeleri bağımsızlık arzusunun yelpazesi konusunda yeterli fikir veriyor.
Bu bağımsızlık arzusunu radikalleştiren, Yunanistan'ın dünyayla bağlarını koparmasını isteyip şiddete başvuran gruplar tarih boyunca var oldu. Bunlardan kuşkusuz en popüleri 17 Kasım Örgütü'ydü. Kısaca 17N olarak bilinen bu örgütün eylemleri sonucu iki Türk de canını kaybetmişti geçmişte.
Ancak 2000'lerin başında 17N'nin tamamen bitirildiğine inanılıyordu. Örgütün liderleri yakalanmış ve yargılanmış.
Fakat son birkaç yıldır Yunanistan'da çoğalan anti-Amerikancı ve anti-küreselleşmeci eylemlerde yine 17N adı ön plana çıkmaya başladı. 17N'nin mirasına sahip çıktığı iddia edilen Devrimci Mücadele Örgütü 2007'de Atina'daki Amerikan Büyükelçiliği'ni bombaladı.
Bilderberg toplantısından hemen birkaç gün önce de toplantının yapılacağı otelin yer aldığı Vouliagmeni'de bir banka şubesine bomba atıldı. Bankanın camları indi. Ve polis bu bombalamayı da 'aşırı solcu' gruplara bağladı.
İşin ilginç yanı, aralıkta polisin öldürdüğü 15 yaşındaki genç olayının ardından yeniden hortlayan 'terörizm' sürekli olarak aşırı solcu gruplara mal edilmeye çalışılıyor. Devrimci Mücadele Örgütü, 5 Ocak'ta bir polisin ağır yaralanmasıyla sonuçlanan eylemi sahiplendi bir tek. 17N'nin yeniden hortladığı sürekli tartışılırken kamuoyunun adını daha önce duymadığı yeni yeni örgütler de ortaya çıkıyor.
Aralıktan beri Yunanistan'da 30'un üzerinde bombalı eylem gerçekleştirildi. Citibank gibi bankaların şubelerine, pahalı araba satan bayilere, emlakçılara, televizyon kanallarına, karakollara yönelik eylem yapılıyor. Yunan otoriteleri de terörizmle mücadele almak için Londra'dan yardım istiyor...
Şiddete bulaşmayan ama değişim arzusu içinde olan pek çok anarşist ve mücadeleci ise 17N'nin yeniden hortlama hikayelerine ve bu bombalamara kuşkuyla yaklaşıyor. 'Devletin ve polisin insanları daha fazla kontrol altında tutmak için bir planı' olabileceği söyleniyor; bir 'korku imparatorluğu' yaratmak, insanları terör tehdidiyle tedirgin edip pasifize etmek...
Doğrusu, aralık ayından beri komşumuzdaki bu gelişmeler bize de çok yabancı değil... Her eylemin ardından bir örgütün sorumlu çıkması, polisin devlet içinde güçlenmesi, ülkenin geleceğinin yeniden tasarlanma girişimleri... Çok ama çok tanıdık.
Bu cenaze bir miting olmalı
Türkan Saylan vefat etti. Ergenekon 'tertibi'nin en fazla canını yaktığı, yargısız infaza kurban etmeye çalıştığı bir sivil toplumcuydu. Ona yapılan yıllardır canla başla mücadelesini sürdürdüğü çağdaş yaşam arzusunu baltalama arzusuydu, herkesi F-Tipi yaşam tarzına getirme çabasının kurbanı edilmeye çalışıldı.
Ama bu plan ters tepti... Türkiye'nin teslim olmaya direnen insanları bu oyunu gördü ve Saylan'ı sahiplendi. Kitapçılarda Türkan Saylan kitapları vitrinlere taşındı, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği bir anda kamuoyunun ilgisini kazandı.
Türkan Saylan, Türkiye'de yaşam tarzlarına müdahale edilmesini istemeyenlerin, kendi hayatlarını kendi istedikleri gibi yaşamak isteyenlerin mücadele simgesi oldu. Ergenekon soruşturmasının insanların hayatlarını değiştirme ve Türkiye'yi yeniden kurma girişimi olduğu Saylan'ın uğradığı zulümle daha da ayyuka çıktı.
Saylan'ı şimdi son yolculuğunda yalnız bırakmamalıyız... Bu cenaze bir mitinge dönüşmeli... Türkan Saylan'ı uğurlarken mirasına sahip çıktığımızı göstermeliyiz... Yüz binlerce insan Teşvikiye sokaklarını doldurmalı bugün...
Bu cenaze Cumhuriyet Mitingleri'ni bile gölgede bırakacak kadar kalabalık, coşkulu ve yüksek sesli olmalı.
Bugün herkes Teşvikiye Camii'ne!
Ne şöhret merakıymış
Yaşını başını almış, kendilerine aydın sıfatı takılan bazı isimlerin şöhret merakı inanılır gibi değil... Alın işte son örneği...Bir yazar... Üç-beş tane köşe yazısı yazdı, ufak bir gazetede... Kendisinin bile hayal edemeyeceği kadar çok ağırlandı, şöhret macerası Türkan Şoray filmlerinde gazinocular kralı tarafından keşfedilen genç kızlarınkine benzedi. Bir gecede şöhret oldu... Sonra tam da pavyondaki kadın benzetmesinden alınıp gemileri yaktı.
Güya evine çekilip sessiz kalacaktı... Güya canı yanmış, üzülmüştü... Güya bu konuyu uzatmayacaktı...
Ama o gün bugündür televizyon programlarından gazetelere röportaj vermeden duramıyor. Anlatacak pek bir şeyi de yok, aynı şeyi tekrarlayıp duruyor.
Şöhretli 15 dakika onun çok hoşuna gitti demek ki... Alsın tepe tepe kullansın şöhretini, bu yaştan sonra yüzüne gülmüş, kim karışır... Belki de kim bilir Pınar Kür'ü kıskanmıştır, yakında bir televizyon programına başlar...
Ne istiyorsa yapsın...
Ama bugünden sonra o kadına 'sosyalist yazar' denmesin... 'Sıkı sosyalist' ya da 'romancı' gibi payeler verilmesin... Taçlandırılmasın...
Ondan olsa olsa entelijansiyanın Seda Sayan'ı olur.