AKŞAM GAZETESİ | Ali Ulusoy | 2009-07-03

kategori2

Uluslararası tahkimde 'şamar oğlanı' olmak!

Devletin taraf olduğu uluslararası tahkim davalarına ilişkin -biri kötü diğeri iyi- iki önemli haber aldım.

Kötü olanıyla başlayayım:
T.C. Hazinesi, elektrik dağıtım özelleştirmelerine ilişkin uluslararası tahkimdeki bir davada geçtiğimiz günlerde tam 100 milyon dolar tazminata mahkum oldu. Bu dava, sözleşmeleri imzalanmasına karşın, Danıştay'ın hükümetçe verilen imtiyazları sonradan iptal etmesi nedeniyle Enerji Bakanlığı tarafından uygulamaya sokulmayan elektrik dağıtım özelleştirmelerinden dolayı uluslararası tahkimde T.C. Devleti'ne karşı açılmış davaların sonuncusu idi. Bu davaların ilkini İstanbul Avrupa yakası elektrik dağıtımı hakkında, devlet aleyhine Doğan Grubu açmış, fakat tahkim heyeti devlet lehine karar vererek davayı reddetmişti. Sonrasında açılan davalar ise devlet aleyhine sonuçlandı.
Buradaki temel hukuksal sorun, hükümetin bir şirkete imtiyaz vermesi üzerine, bu şirket ile devlet arasında imzalanan sözleşmenin, bu imtiyaz kararı sonradan idari yargı tarafından iptal edildiğinde hukuken geçerli kalıp kalmayacağı veya devletçe feshinin haklı olup olmayacağı idi. Tahkim heyetleri ilk davadan sonra görüş değiştirip, bu sözleşmelerin sonradan verilen Danıştay kararlarından etkilenmeyeceğine hükmetti. Bunda ise en önemli etken, Ankara Hukuk'taki konunun uzmanı bir profesörün hakem heyetlerini bilimsel yönden ikna eden mütalaası oldu. Bilimsel ahlakına sonuna kadar kefil olduğum bu profesör, yazdığı mütalaanın hukuken doğruluğundan emin. Ancak devletin bu kadar yüklü tazminata mahkum edilmesinden de vicdanen rahatsız.
Uluslararası tahkimde heyetler üç hakemden oluşmasına karşın, birer hakemi taraflar seçtiğinden, kararda asıl belirleyici olan tarafsız başhakemler. Başhakemi ise, taraf hakemleri üzerinde anlaşamazlarsa ilgili tahkim kurumu (örneğin ICC) belirliyor.
Özellikle son davada en küçük dağıtım bölgelerinin biri (Andaş) için bu kadar yüklü tazminata hükmedilmesi herkes için sürpriz oldu. Emsal önceki davalara göre tazminatın bunun onda biri düzeyinde olması beklenirdi. Son davadaki tazminat miktarı, diğer tüm davalardaki tazminat miktarının toplamına eşit. Acaba devlet savunmasında taktik hata mı yapıldı? Tazminat çıkacağı göz göre göre belli iken, uzlaşma yolu dahil, tazminatın çok daha düşük çıkması için gerekli çaba sarf edildi mi? Konunun gerçek uzmanlarından yeterince yararlanıldı mı? Enine boyuna bir muhasebe yapılmasına ihtiyaç var.
Daha da önemlisi, hukuken sorunlu olmayan ve Danıştay'dan dönmeyecek şekilde özelleştirme yapmayı veya hiç olmazsa, imzalanan sözleşmeleri bu ihtimali göz önünde tutarak dizayn etmeyi beceremeyip, ülkeyi bu kadar ağır tazminata mahkum ettiren o zamanın siyasi iktidarından hesap sorulamayacak mı?
İyi habere gelince, telekomünikasyondaki serbestleşmesi sürecinde devlete ve devlet adına eski TK şimdiki BTK'ya uluslararası tahkimde açılan tüm davalar (9 dava) devlet lehine sonuçlanmış. Bu başarıda da bu kurumda çalışan ve konuyu çok iyi bilen bir uzmanın katkısı büyük olmuş.
Demek ki oyunu kuralına göre oynarsanız, ahbap-çavuş ilişkilerine değil gerçek uzmanlığa itibar ederseniz ve de hukuken haklıysanız uluslararası tahkimde kazanırsınız. Ülke kaynaklarımız kıt olduğundan yabancı yatırıma ihtiyaç duyduğumuza göre, bu yatırımların uluslararası plandaki en önemli hukuksal güvencesi olan tahkimi 'öcü' gibi göstermek, 'üzüm yemek değil bağcıyı dövmek'. Bu işleri 'kasaba kurnazlıkları' ile idare etmeye çalışırsanız da uluslararası 'kurtlar sofrası'nda 'şamar oğlanı'na dönersiniz!