AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-07-03
Başbakan'ın bakanlar ile beraber açıkladığı yeni önlemler paketinin ilk iki bacağı olan yatırım ve istihdam ile ilgili önlemleri, iki gündür sayfaya taşımıştık. Paketin üçüncü bacağı ise kredi garanti desteği ve aşağıda paketin bu bölümünü de özetliyoruz.
KOBİ'lerin mali sektör ile kredi ilişkisi, Mart 2009 itibarıyla 367 milyar Tl olan kredi hacminin 84 milyar veya yüzde 22.9 kadarını kullanıyor olmaları. Açıklanan pakette kredi garanti desteği, KOBİ'lerin finansman olanaklarına daha kolay erişimi, üretim, istihdam ve ihracatta kriz ortamı da olsa devamlılığın sağlanması ve kefalet sisteminin etkin bir şekilde çalıştırılması şeklinde amaçlarla gündeme geliyor.
Kredi garanti desteğinden, yıllık cirosu 25 milyon TL altında olan ve en fazla 250 çalışanı olan ve 30 Haziran 2008 tarihinden önceki iki yıl içinde takibe düşmüş borcu olmayan, kamuya da vadesi geçmiş borcu bulunmayan işletmeler faydalanabilecek.
Destek kapsamına alınacak krediler TL veya döviz cinsinden olabilecek, asgari bir yıl ve azami dört yıl vadeye sahip, mevcut kredilerden yenilenen krediler veya ilave sağlanacak krediler veya yeni sağlanacak krediler olabilecek. Kanunun yasalaşmasından ve Bakanlar Kurulu kararının yayınlanmasında sonra iki yıl içinde kullanılacak krediler bu destekten faydalanacak.
Hazine desteği ile Kredi Garanti Kurumu'nca kredinin yüzde 65'ine kefalet sağlanacak, kredi riskinin yüzde 35 kadarı ise bankalar tarafından yüklenilecek.
Kredi Garanti Kurumları'na ilk etapta 1 milyar TL kaynak aktarılacak, bu kaynak en az 10 milyar TL krediye kefalet sağlanmasına imkan verecek.
Bu önlem de daha önceki önlemler gibi, bürokrasiye takılmadığı ve hızla devreye sokulduğu taktirde beklenen iyileşmeye olanak sağlayacaktır.
Dolayısı ile biz paketin diğer iki parçası gibi bu üçüncü parçanın da önemli önlemler içerdiğini düşünmekteyiz.
Bundan sonra yapılması gereken birkaç şey mevcuttur.
Birincisi bu paketin tümünün mali faturasının bir değerlendirilmesi gerekir.
İkincisi de bu paketin uzun vadede reel anlamda ne katkı yapacağının irdelenmesi gerekir.
Üçüncü olarak da yapılması gereken bir bütünsel makroekonomik plan çerçevesinde bu paketten ne katkı beklediğimizin açıkça ifade edilmesidir.
Bu üç maddenin analiz edilebilmesi şu anda nerede durduğumuza bağlıdır. Şu andaki durumumuz hakkında benim ne düşündüğüm defalarca bu sütunda yazıldı. Aşağıda bir mali kurumun, objektif olduğunu düşündüğümüz ve bilgisine saygı duyduğumuz analistinin raporundaki 'şu andaki durum tespitini' yayınlıyoruz. Sonra da yarın paket hakkındaki değerlendirmeleri yayınlayacağız.
***
Analist der ki: 'Ağırlıklı olarak güven endekslerinin oluşturduğu öncü göstergeler, farklı hızlarda olsa da, dünyanın her tarafında üretim ve hizmetler sektörlerinin toparlanma eğilimini, hem de mart ayından itibaren güçlenerek koruduğunu göstermektedir. Güven endekslerine güvensizlik birçok kesimde sürüyor olsa da, herhalde en karamsarlar bile artık 'dibi görmedik' söyleminden 'toparlanma yavaş olacak' söylemine geçebilmek için fırsat kolluyorlardır. Hatta öncü göstergelerin (PMI) bazı ülkelerdeki toparlanmayı görüntü olarak V tipi bir şekilde yansıtması, bir süre sonra 'acaba gerçek dünyadan çok mu uzak kaldık' paniğine bile sokabilir. Belki birçoklarına şaşırtıcı gelecektir ama bu tür bir toparlanma imajı veren az sayıdaki ülkeler arasında Türkiye de bulunmaktadır. Dünya genelinde bu çalışmayı yapan Markit şirketinin verilerine göre, Çin ve Hindistan dışında sadece Türkiye'nin PMI endeksi genişleme ve daralma dönemlerini ayıran kritik 50 seviyesinin üzerine çıkmıştır. Daha çarpıcı olarak, bu endeksin Kasım 2007'den beri, yani daralma sürecine girmemizden önce, 50 seviyesinin altında seyrettiği de bilinmektedir. Benzer bir çalışma olan TCMB Reel Kesim Güven Endeksi de Mayıs'ta 96.9 ile kritik 100 seviyesine yaklaşarak bu görünümü teyit ettiğini de belirtelim. Tüm bu gelişmelerin bu yılın ikinci yarısında küresel resesyondan çıkış, Türkiye ekonomisinin ise son çeyrekte yeniden büyüme eğilimine dönmesi senaryomuzu güçlendirdiği açıktır.'
Dikkat edilirse bu yorum, Deniz Gökçe'nin genel değerlendirmesine oldukça yakındır. Ancak bu tür konjonktür değerlendirmesi yapmak, paketi eleştirmekten kaçınmak demek de değildir.
Yarın kendi değerlendirmelerimizi hem de yukarıda analizini yayınladığımız analistin paket değerlendirmelerini, Başbakan'ın basın toplantısındaki sorulara verdiği cevapları da katarak, sütuna taşıyacağız.