AKŞAM GAZETESİ | Ali Ulusoy | 2009-07-03
Danıştay 8. Dairesi, YÖK'ün tıp fakülteleri için öngördüğü zorunlu rotasyonun yürütmesini durdurdu. Bu rotasyon ile amaçlanan neydi? Batı'daki büyük üniversitelerin öğretim üyelerinin sırayla 1 yıllığına öğretim üyesi ihtiyacı bulunan Anadolu'daki yeni açılan üniversitelerde çalışması. Bir geçiş dönemi için bu yolla taşra üniversitelerinin ayakta kalabilmesinin ve adam yetiştirmelerinin sağlanması. Kamu menfaati için ne kadar da zararlı bir amaç değil mi?!
Peki yargı YÖK'ün bu uygulamasına hangi gerekçe ile 'taş' koydu? Temel neden, Kanun'un ilgili maddesinde YÖK ve üniversitelerin rotasyonu 'resen' öngörebilecekleri belirtilmediğinden, akademisyenlerin 'rızaları' olmadan rotasyona gönderilmelerinin hukuka aykırı olması.
Oysa gayet net biçimde YÖK Kanunu iki farklı rotasyon öngörüyor. Her iki rotasyon da idarece tek yanlı yapılacak bir 'görevlendirme' ile yapılıyor. Ancak ilkinde (m.40/b) bu görevlendirme öncesinde ilgili akademisyenin rızası gerekiyor. 'Zorunlu rotasyon'da ise (m.41) görevlendirme öncesinde böyle bir rıza öngörülmemiş.
İdarenin bir kamu görevlisini kamu hizmetinin gerektirdiği bir işle 'görevlendirmesinde' bu görevlinin 'rızasının' alınması gerekmez. Öyle olsa idi, kimse 'rıza' göstermeyeceğinden, meşakkatli görevleri yapacak kimse bulunmazdı. İdari kararlarda genel kural, idarenin tek yanlı iradesiyle oluşması. Karşı tarafın rızasının aranmaması. Kaldı ki Kanun'un ilgili hükmü (m.41) böyle bir idari karardan (görevlendirme) ve bu karara uymayıp görev yerine gitmeyenlerin istifa etmiş sayılacağından açıkça bahsediyor. Yani bu rotasyonun 'isteğe bağlı' değil 'zorunlu' olduğu çok net. Zaten isteğe bağlı olsaydı, m.40/b varken, m.41 gibi ayrı bir hükme de gerek kalmazdı.
Bırakalım somut Kanun maddesini, Daire'nin bu gerekçesi idare hukukunun en temel ilkelerini dahi altüst etmiş. Bu karara göre örneğin, zorla gönderilebileceğine dair açık hüküm yoksa, rızası alınmayan polis asayişi bozan olaya gönderilemeyecek! Canı istemeyen memur verilen görevi yapmayabilecek!
Artık çoğunluğu hükümet yanlısı oldu diye YÖK'e her fırsatta 'gol' atma sevdasının bu noktalara gelmesi düşündürücü. Bu gereksiz 'güç gösterisi'nde 'kabak' taşra üniversiteleri öğrencilerinin başına patlamıyor mu?
Sabancı Üniversitesi kanunların üstünde mi?
'Cumhuriyet' kavramı sadece halkın kendi yöneticini seçmesini ifade etmez. En önemli fonksiyonu, sıradan halk çocuklarına da eğitimde ve meslek yaşamlarında fırsat eşitliği sağlamak. İşte bu konuda Türkiye'de 'Cumhuriyet'in en başarılı olduğu somut proje bence üniversitelere merkezi sınavla öğrenci alınması sistemi. Kurum olarak ise ÖSYM.
ÖSYM'nin bu sistemi olmasaydı, Anadolu çocuklarının 'dost-ahbap' ilişkileri ile, 'doğuştan beyaz' ya da 'sonradan beyazlaşmış' ailelerin çocuklarına karşı ayırımcılığa maruz kalması önlenemezdi. Sistemin özü, talebin çok olduğu ancak yerin az olduğu bölümlere girişin hak etmeye (puana) dayanması. Bir üniversitede puanın düşük olduğu bir bölüme girilip, sonradan okul içinde puanın yüksek olduğu bölümlere geçilmesi halinde bu sistem delinmiş olur. Örneğin çok düşük puanı nedeniyle ancak 'uyduruk' bir bölüme girebilen öğrenciyi bir yıl sonra yüksek puanlı bir mühendislik bölümüne geçirirseniz, diğer üniversitelerin öğrencilerini 'enayi' yerine koymuş olursunuz.
Sabancı Üniversitesi-YÖK çatışmasının özü bu. Bu konuda YÖK bana göre yüzde yüz haklı. Aynı 'uyanıklığı' sıradan bir üniversite yapsaydı şimdiye çoktan tepesine binilmişti. Ama bu ülkede maşallah kurşunlar adres sormuyor, ama kanunlar uygulanırken basbayağı 'adres' soruyor anlaşılan...