AKŞAM GAZETESİ | Deniz Ülke Arıboğan | 2009-07-03
Günlerdir herkes darbe-belge tartışmasının içerisine girmişken, biraz eskimesine rağmen bu konu üzerinde fikir yürütmeye devam etmek caizdir diye düşünüyorum. Doğrudur, konu biraz eskidi; zira bizim bu taraflarda dünya, yerkürenin kalan kısmından daha hızlı dönüyor! Başka ülkelerin on yıllarına sığmayacak süreçleri sabahtan akşama kadar eskitiyor, ertesi sabah yeni bir tartışma mevzusuyla uyanıyoruz. Darbeler, belgeler, çeteler, tutuklamalar, tezgahlar gırla gidiyor.
Lakin tüm bu boz bulanıklığın arasında şaşırtıcı bir biçimde kafaları çok net olanlar da var. Kimler mi onlar?
1- Ellerine geçen yazılı her türlü dokümanın doğru olduğu varsayımını kabul eden ve 'malum şüpheliye' saydırıp döktürmeye başlayanlar. Hatta belge gerçek olmasa bile, madem 'suçlama malum suçluya yakışıyor', o zaman yakışanı infaz etmek mübahtır görüşünde olanlar. Şahane hak ve hukuk perspektifleri ile gıpta ederek izlediğimiz entelektüel kişiler bu arkadaşlar. Vallahi, birçok konuda adalet mekanizmasına yaptıkları ve yapabilecekleri katkılar tarihsel öneme sahip. Mesela biri mi öldürüldü; sorun onlara, kime yakışıyorsa, katil odur; hırsızlık mı yapıldı, eskiden kim çaldıysa odur; birisine hakaret mi var, hemen etrafta bir küfürbaz bulalım. Fazlaca düşünüp taşınmaya gerek olmayan, bu deneysel, el yordamıyla katili yakalama fantazisinin işleri fazlasıyla kolaylaştıran bir yaklaşım olduğu aşikar aslında. Buradan hareketle, eğer belgeyi başkalarının yazmış olma ihtimali varsa veya hatta başkalarının yazdığı kesin olsa bile, 'bana ne, ben malum şüpheliye giydirmek istiyorum. Suç ona çok yakışıyor; zaten bunlar eskiden darbe de yapmışlardı. O zaman bunların darbe yapma potansiyeli var. Kaldı ki eğer belgeyi onlar yazmadıysa, bu olay tamamen düzmece bile olsa ben, bunun hesabını onlardan sormak istiyorum'. Eh arkadaşlar, bu tavır da size ve canım entelektüel duruşunuza yakışıyor! Ne diyeyim.
2- Ellerine geçen yazılı her türlü dokümanın yanlış ve düzmece olduğu varsayımını kabul eden ve öteki 'malum şüpheliye' saydırıp döktürmeye başlayanlar. Bunlar da belgenin gerçek olduğunu bilseler bile, 'malum suçlunun' ya belgeyi içeriden sızdırma, ya aleniyete dökme ya da kamuoyunu yönlendirme konusunda baş sorumlu olduğunu düşünürler. Onlara göre tek bir düşman vardır ve onun Gülen yüzünün ardında, memleketi bölme heveslisi yüz binlerce insan ve milyarlarca dolarlık para vardır. Cemaat sanki tek bir vücut gibidir, kimse koordinesiz, izinsiz hareket etmez. Cemaat üyesi olan ve olduğunu iddia eden herkesin sorumluluğu Fethullah Hoca'dadır. Öyle olmasa bile yakışan kişi odur, öyleyse ona saldırmak ve yakışanı suçlamak doğrudur. Cemaat bütün işi gücü bırakmış, kendisini ülkesinden nefret etmeye, düzeni çökertmeye, tertip ve tezgahlar kurmaya adamıştır nasıl olsa. Kafaları bu konuda net olan arkadaşlar, suçlunun kimliği konusunda da mutlak doğruya ulaşmışlar ve yakışanı zihinlerde mahkum etmişlerdir bile. Size de aferin, ne diyelim? Suçluyu bulmuşsunuz, dövüşmeye karar da vermişsiniz, öyleyse gazanız mübarek ola.
Kafaları pek net olmayanlara gelince;
Onların işi gerçekten çok zor. Oldukça karmaşık gibi görünen bu tablonun içerisinde belge sahte de çıksa, orijinal olduğu tespit de edilse kuşku duymaya devam edecekler. Mesela şunu soracaklar; Silahlı Kuvvetler'in üst kademesinin bile her türlü askeri bilgi ve belgeyi sabah gazeteleri açtıklarında gördükleri bir ortamda, hala bu tip çabaların içerisine giren askerler var olabilir mi? Her şeyin dışarıya sızdığı, kıdemli askerlerin tutuklu bulunduğu bir ortamda bu ne cesarettir ki, yazılı kağıtlara dökülü bir bitirme planı yapılmaktadır? Bugünlerde ortada bir irtica tartışması mı, yoksa başka problemlere karşı ortak bir yönelim ve bir üst mutabakat mı vardır? Tarihin en demokrat Genelkurmay Başkanları'ndan birinin yönetimindeki bir ordunun mensupları, dışarıya sızmayacağından emin olsalar bile, bir iktidar partisini bitirme düzenlemesi yapmaya cüret edebilir mi? Hükümetin askerle en uyumlu olduğu dönemlerin birinde, kim, niçin AKP'yi bitirmeyi arzular?
Başka bazı sorularımız da var. İlgilisine duyuru...
Türkiye'yi demokratikleştirmek ve silahlı kuvvetlerin vesayetinden kurtarmaktan başka amacı olmayan! (en azından bir grup öyle kabul ediyor) kadrolu bilgi ve belge aktarıcılarının, her zaman doğru belgeyi aktaracakları ne malumdur? Dezenformasyon ne demektir? İstihbarat servisleri ne işe yarar? Herkesin 'yakışan suçluyu zaten bildiği' bir ortamda, istihbarat operasyonu yapmanın dayanılmaz, doyulmaz hafifliğini kimler hak etmektedir? Soğuk savaş bitince bütün servisler lağvedilmiştir de, biz mi fark etmemişizdir? İstihbarat sızmalarından devletin birçok kurumu muzdarip iken Cemaat bundan muaf mıdır? Çeteleşmeleri hukuk temizleyecek tamamdır da, Cemaat'i temizleme sorumluluğu kime ait olacaktır?
Her şeyi bu kadar basit, düşmanları bu kadar net, mücadelenin ne olduğunu bu kadar hafif bir biçimde tarif etmek bize yakışmakta mıdır? Galiba evet...