AKŞAM GAZETESİ | Atılgan Bayar | 2009-07-03

kategori2

Medya demokrasisi

Karşınıza ilk çıkana sorun, bakalım kaç tane milletvekili ismi sayabiliyor?
Sonra ona kaç tane gazeteci ismi sayabileceğini     sorun...
Kamuoyu oluşturmada, toplumları biçimlendirme ve yönlendirmede artık medyanın siyasetten açık açık rol çaldığı bir dönemdeyiz.
Siyasi ve bürokratik mekanizmaların karar süreçlerinin medya üzerinden şekillendiren halk iradesi ile zıtlaşmaya başlayabileceğinin sinyali dünyanın her yerinden gelmeye başladı.
Gazeteci, artık istesek de istemesek de, kategorik olarak karşı da çıksak, kabul de etsek, ülkelerin kimliklerinde ve geleceklerinde eskisinden daha aktif bir role sahip.
Elbette, her zaman medyanın 'haber verme' fonksiyonu yanında bir 'kamuoyu oluşturma' fonksiyonu vardı ama, şimdi bu fonksiyon kitleler üzerinde yer yer siyasetçinin tesirini aşan bir konuma ulaştı.
Kurumlar veya güçler arasında bir güven bunalımı, bir çatışma ortamı doğduğu zaman, gözler 'medyanın sözü'ne çevriliyor ve medya bir onay makamına dönüşüyor.
Hatta, daha da ileri gidip, arabulucu bir ortam yaratma işlevini de üstlenebiliyor.
Teknolojinin hızlı ve önlenemez gelişimiyle şekillenen medyanın bu yeni konumuna itirazlar çok anlamlı değil.
Ancak toplumun bütün renklerinin seslendirilmesine imkan tanıyan bu yeni ortam, koşulsuz bir demokrasi vaat ederken; aynı zamanda yönlendirmelere de açık kimliğiyle devletler açısından endişe oluşturuyor.
Önlem olarak, otoriter yönetimler medyaları baskı altına alma, sınırlama yoluna gidiyor. Başarılı oldukları söylenemez.
Demokratik devletler ise; medya patronajlarının ve yönetimlerinin siyasi tercihleri ile ilgilenmiyor... Ancak, bu yönetimlere gazetecilik müktesebatlarının yönlendirmeleri eleyecek ve tuzaklara düşmeyecek kadar yetkin olabilmesi için bilgilendirici destek veriyor.
Şöyle de söyleyebiliriz...
Toplum üzerinde zaman zaman siyasetçilerden daha etkin olan gazetecilerin, sorumluluk duyguları henüz etkinlikleriyle doğru orantılı artmış değil.
Eğitimleri de öyle.
Medya demokrasisi sürecinde ülkelerin zarar görmemesinin tek yolu sansürden değil; medya yöneticilerinin güvenilirliklerinden ve yetkinliklerinden geçiyor.
Bu ise, demokratik bir ortamda devletin tek başına düzenleyebileceği bir fonksiyon değil. Medya patronajlarının ve meslek örgütlerinin asli işlevlerine dönerek katkılarının aktif olması gereken bir süreç.
Siyaset ve kurumlara gelince...
Gazetecileri mesleki yeterlilikleriyle değil de; 'yandaş' veya 'karşıt' diye, siyasi görüşüyle tefrik eden akreditasyon uygulamaları; medya demokrasisi çağında sorunun çözümüne katkıda bulunamıyor.
Aksine, gazetecilerin siyasallaşmasını besleyebiliyor.