AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-07-03

kategori2

Filmde tempo

Bilgisayar oyunlarına alışık, hiperaktif kuşaklar için üretilmiş gibi gözüken filmlerde son derece hızlı bir tempo oluyor. 10 saniyede bir filan mutlaka sahne değişmesi gerekiyor. Artık Bergman, Hitchok gibi ustaların sabit kamerayla çektikleri durağan sahnelerden oluşan filmler hiç rağbette değil. Filmlerin yüksek sesli müzik ve hızlı tempolu olması yeni moda. Bu her zaman iyi sonuç vermeyebiliyor. Bazı yönetmenler bu modaya bilinçli isyan da gösterebiliyor

MİNİMALİST COOL
Örneğin; ünlü yönetmen Jim Jarmusch özellikle yavaş tempoda çektiği bir filmi, bu hızlı tempo modasına isyanını göstermek için piyasaya sürdü.
'The Limits of Control' (Kontrollerin Sınırı) adlı film, içinde aksiyon olmayan bir aksiyon ve içinde suç bulunmayan bir suç filmi olarak nitelendiriliyordu eleştirmenler tarafından. Ben de böyle zor bir işi Jarmusch'un nasıl başarabildiğini merak ettiğimden gördüm filmi.
Anlaması hayli zor olan ve bazen insanı bıktırabilecek derecede yavaş tempoya sahip bir film bu. Yönetmen o kadar sakin bir tempoyla anlatmış ki hikayesini, bu tarza 'Minimalist Cool' diyebiliriz.
Eskiden Lee Marvin'in oynadığı 'Point Blank' adlı filmin yeni yorumu bu film aslında. Sürekli olarak o eski filme göndermeler yapıyor. Senaryonun dayandığı kitabın yazarı da William Borroughs. Filmde 'tüm gerçekliğin sübjektif ve gerçeğin tesadüfilere dayandığı' gibi zor yorumlara çok elverişli olan bir felsefe yer alıyor.
Ama film tüm zorluğuna tüm yavaşlığına, seyircinin sabrını zorlayıcı yapısına rağmen çok da  başarılı. Kendinizi kaptırdığınızda büyülenmiş bir şekilde seyrediyorsunuz.

TAKING OF PELHAM 1-2-3
Tatile çıkmadan önce son yazdığım yazılardan bir tanesinde 1970'li yılların New York'unda geçen ve yine o yıllarda gösterime girmiş olan 'The Taking Of Pelham 1-2-3' adlı filmin yeni versiyonunun yönetmen Tony Scott tarafından çekildiğini, bunu da göreceğimi ama sonuçtan çok memnun kalacağımı da zannetmediğimi söylemiştim. Yeni film çok daha tempolu çok daha hızlı, takip sahneleri filan var ve müzik de yüksek ve ritimli. Üstelik John Travolta ve Denzel Washington gibi iki dev isim var başrollerde.
Ama bana göre eski film düşük temposuna rağmen çok daha başarılıydı. Nedenini anlatınca umarım siz de hızlı temponun her zaman başarı ve ilerleme anlamına gelmediği yorumuma katılacaksınız.

FİLMİN KONUSU
Pelham 1-2-3, New York Metrosu'nda yeraltı seferi yapan bir trene verilen kod adı. Bu tren silahlı kişilerce kaçırılıyor ve para ödenmediği takdirde tutsakların öldürüleceğini söylüyorlar. Filmin büyük bölümü treni devralan çetenin başı ile trenleri koordineden sorumlu görevli arasındaki görüşmelere dayanıyor. Eski filmde de yeni filmde de treni kaçıranlar, kaçmayı yeraltından başarıyorlar.
Yeni filmde Waldorf Astoria Oteli'nin altında bulunan ve eski Başkan Roosvelt'in Washington'dan kimseye görünmeden şehre gelip direkt otel odasına çıkabilmesi için gizlice inşa edilmiş Roosvelt istasyonunu kullanarak, eski filmde ise caddelere yeraltından çıkış deliklerini kullarak kaçıyorlar.
Açıkça söylemek gerekirse yeni filmde kaçış yolu çok daha parlak düşünülmüştü.  Çete, Roosvelt öldüğünden bu yana kullanılmadan boş duran istasyondan direkt olarak Waldorf Astoria Oteli'nin içine çıkıp kalabalığa karışıyordu.

AMA SONLARI  FARKLI
Eski filmde treni kaçıran kişi (Martin Balsam) trenleri koordine eden kişiyle (Walter Mathau) ile telsizle konuşurken sürekli hapşırıyordu ve Mathau da ona her defasında 'Gesundheit' (çok yaşa) diyordu.
Yeni filmde John Travolta'nın nezlesi filan yok. Denzel Washington onu sıkı bir takip sonucunda köprünün üstünde sıkıştırıp, öldürüyor. Dramatik takipler ve dramatik bir son. Bunu kabul ediyorum
Ama eski filmde olanları da bir okuyun da sonra karar verin isterseniz

SON GESUNDHEIT
Eski filmde Martin Balsam yakalanmaz, evine varır ve paraları güzelce saklar. Görevli Walter Mathau kendisine verilen şüpheliler dosyalarından takip ederek eve gelir. Tüm evi arar ve hiçbir şey bulamaz. Artık sonunda gitmeye karar verir. Martin Balsam onu kapıya kadar uğurlar ve kapıyı arkasından kapar. Tam o anda hapşırır ve Mathau gün boyunca telsizde dediği gibi 'Gesundheit' der. Filmin son sahnesinde Walter Mathau'nun kapıyı açıp içeriye gülümseyerek bakan suratı perdede donmuştur ve final müziği çalmaktadır.
Bence rutin bir takip sahnesinden çok daha yaratıcı ve güzel bir sondu eski filmdeki.
Özet olarak; hızlı tempo her zaman ilerleme ve başarı anlamına gelmiyor.