AKŞAM GAZETESİ | Serdar Akinan | 2009-07-03

kategori2

Bono, feza ve ötesi

İrlandalı ünlü pop grubu U2 dünya turnesine önceki gece Barcelona'dan başladı.  Ölmeden önce canlı izlemek istediğim belki de tek grup U2 olması hasebiyle bu tarihi fırsatı kaçırmadım. Dostum Cüneyt Özdemir ile Barcelona'ya gittik. Konsere saatler kala Barcelona'nın neredeyse tüm caddeleri içinden insanların aktığı dev kanallara dönüşmüştü... Hemen her yaş, cinsiyet ve milletten on binler konserin yapılacağı Nou Camp'a akıyordu.

100 bin kişilik stada yaklaştığımızda trafik tamamen durdu. Nasıl bir enerji, nasıl bir renk cümbüşü tarifi mümkün değil. En ufak bir aksaklık yaşamadan ve hemen hiç sıra beklemeden stada girdik.
Dev bir örümceği andıran çelik konstrüksiyonun altındaki sahne 360 derece tasarlanmış. Dev statta her yer tıklım tıklım doluydu.
Hava karardıktan kısa bir süre sonra U2 sahne aldı.
Işık ve ses efektlerini, dev ekranları, performanslarının gücünü, adeta retrospektif bir seçkiyi andıran şarkıları bir kenara bırakıyorum.
Anlatılamaz güzellikteydi...
Elbette, Michael Jackson'ı andılar. Ama en çarpıcı olan performans uzaya bağlanmaları oldu!..
Dev ekrana ISS uzay istasyonu geldi... Bono astronotlarla sohbet etti.
Stattaki yüzbini aşkın insanı uzaya taşıdı. Astronotlar da stada konuk oldu...
Bono, aktivist kimliğini gene ön planda tuttu ve küresel kaygılarını iyilikle paylaştı...
Myanmar'da cunta tarafından yıllardır ev hapsinde tutulan Nobel Barış Ödüllü Aung San Suu Kyi'nin maskelerini dağıttılar. On binler bu maskeleri taktı. Bir başka Nobel Barış Ödülü sahibi Desmond Tutu’nun video mesajını o dev ekrandan izledik.
Gerçekten büyük bir deneyimdi...
Konserden çıkıp otele yürümeye başladık...
U2'nun uzaya yaptığı canlı bağlantıyı düşündüm... Vizyonlarını, dünyanın nerede olduğunu, hayatların aynı anda farklı yönlere nasıl akabildiğini, geleceğin karmaşık dünyasını, müziğin eşitleyici ve yakınlaştırıcı etkisini düşündüm...
Ben tüm bunları düşünürken, tam o anda, Türkiye neyle meşguldü?
Albay tutuklandı mı tutuklanmadı mı? Rejimin bekçisi polis mi yoksa asker mi? Kritik MGK'da ne konuşuldu?
Uzaydan bakınca dünya nasıl görülüyor? Türkiye nasıl görülüyor? Ankara nasıl görülüyor? Bir düşünsenize...
Gündem diye millete laf salatalarının satıldığı, kakafonik bir vasatta boğuluyoruz.
Çirkin suratlı, kibirli, kötü niyetli, fırsatçı, halkından nefret eden seçkinlerin kendini 'aydın' diye, 'liberal' diye sunduğu, sunabildiği bir ülke oldu Türkiye. Siyasetçi sınıfı kötü şöhretli bir meslak erbabı...
O kadar can sıkıcıydı ki tüm bunları düşünmek.
Sabah internete girip memleketin halini, yapılan yorumları görünce gerçekten içim karardı.
Ama sonra, tuhaf bir tesadüf, bir an olsun, çok mutlu etti beni...
Kaldığımız otelin Michelin yıldızlı restoranında yemek yerken Cüneyt Özdemir gülümseyerek, 'İster misin Bono bu restorana gelsin...' dedi.
Ben de güldüm, 'Valla istersek olur...' dedim. Yaklaşık yarım saat sonra birkaç masa yanımızdaki kalabalık grubun içinde oturan birinin gözlükleri dikkatimi çekti... 'Yahu bu Bono olmasın, ne kadar benziyor?' dedim içimden ama pek ihtimal de vermedim...Yemeğimiz bittiğinde ayağa kalktım, o masanın yanından geçerken dönüp bir daha baktım...Cüneyt'le göz göze geldik ve aynı anda , 'Bono!!' diye bağırdık.
Koruması fırlayıp ikimizin koluna girdi, 'Yıllardır görmediği dostlarıyla çok özel bir yemek yiyor bu gece... Ne olur şimdi değil...' dedi.Gülümseyerek sakin olmasını onu ve dostlarını taciz etme niyetimiz olmadığını söyledik... Oturup birer kahve söyledik ve bir süre daha izledik onu...Tüm masa dikkat kesilmiş onu dinlerken, jestlerle mimiklerle, neşeyle kim bilir neler paylaşıyordu, hayaller kurdum...