AKŞAM 22 HAZİRAN 2009, PAZARTESİ
Emekli asker Nihat Ali Özcan, 'darbe belgesi'ne ilişkin gelişmeleri değerlendirdi. Belgenin sahte olduğunu söyleyen Özcan, 'Cunta adına yapıyorsanız ne diye adınızı, sıfatınızı koyacaksınız ki. Her kurumun jargonu vardır. Şu an mevcut generallerden cunta çıkması imkansız' dedi
Taraf gazetesinde yayınlanan belge sizi şaşırttı mı?
Hayır, hiç şaşırtmadı. Çünkü özellikle son 5 - 6 yıldır yapılan tartışmalara baktığımız zaman bu belge tahmin edilebilirdi. Bir nevi onların bir devamı. Bilek güreşinin araçlarından biri.
Hangi bilek güreşi?
Bu işin iki boyutu var. Bir hukuki bir de psikolojik. Psikolojik olan boyut kamuoyunun algılarını değiştirmeye yönelik. Hukuki boyut kendi mecrasında işliyor ama onun işleme biçimi de kamuoyunun algısını şekillendirmede önemli bir rol oynuyor. Belgenin çıkartılıp birilerine verilmesi bile algı şekillendirilmesi için özel bir çaba.
Demek istediğiniz şu mu: Asıl tartışmamız gereken belgenin varlığı değil, şu anda ortaya çıkarılmış olması?
Hayır, ben diyorum ki önemli olan algı şekillendirme amacı. Yoksa bu belgeyi çıkaranların beklentisi bu belgenin yol açacağı hukuki sonuçlar değildi.
BUNU HESAP ETMEDİLER
Neden değildi?
Bazen bir işe giriştiğinizde hesap etmediğiniz faktörler ortaya çıkabiliyor. Muhtemelen bu belgenin kamuoyuna ulaşması konusunda çaba sarf edenler her şeyi çok iyi dizayn ettiklerini düşünüyorlardı. Ama onların hesap etmediği bir gelişme oldu.
Neden böyle düşünüyorsunuz? Hangi gelişmeden bahsediyorsunuz?
Belge şimdi ortaya çıkmasa, doğal kendi sürecinde parçası olduğu iddianamenin hazırlanması ile tartışılmaya başlanırdı. Bunun için de 2 - 3 yıllık bir süreç lazımdı.
Anlamadım. Bu belgenin Ergenekon kapsamında ortaya çıkarılacağı varsayımına nasıl varıyorsunuz ve öyle ise neden yanlış hesaplandı?
Hukuksal prosedüre bakarsanız normalde askeri savcılık bu işe el koymayacaktı. Sadece sızdırılmış olmaktan dolayı belki görülmekte olan davayla ilgili olarak savcılığa bir şey soracaktı ama salt belge ile ilgili işlem
yapmayacaktı.
Nereden biliyoruz? Belki de belge hiç ortaya çıkmayacaktı?
Belgenin imal edilmesi ya da ortaya çıkarılması vs zaten soru işareti. Bir plan var. Ama askeri savcının duruma el koyması planın kontrolden çıkmasına sebep oldu.
Askeri savcının duruma el koyması kimin planını bozar?
Bu belgenin yayınlanmasından bir muradı olanlar büyük olasılıkla böyle bir şey öngörmediler.
KURUMUN JARGONUNA UYMAYAN BİR BELGE
Bunlar kim olabilir? Cemaat ya da ulusalcı kanattan bahsediliyor
örneğin?
Tabii potansiyel aktör olarak bunlar akla geliyor. Ama şu an elimizde hukuksal veri yok. Bu iş kendi başına ortaya çıkmış ve ilerleyen bir iş değil. Büyük resmin bir parçası.
Siz ordunun işleyişini iyi bilen bir isimsiniz. Böyle bir belge nasıl hazırlanır? Belgenin gerçek olma ihtimalini nasıl görüyorsunuz?
Yüzde 99,9 sahte olduğunu düşünüyorum belgenin.
Böyle keskin bir kanıya nasıl varıyorsunuz?
Her kurumun bir jargonu, bir kurumsal kültürü vardır. Bu, yıllar içinde oluşur. O kültür kendini yazı formatında da gösterir. Bu belge profesyonel olmaya çalışan bir acemi tarafından, o kurumsal kültüre mensup olmayan birinin kaleminden çıkmış!
Neye dayanarak bunu söylüyorsunuz?
Kullandığı dil ve formata. Büyük ihtimalle yazanın önünde buna benzer bir şeyler vardı. Benzerlerinden alıp 'olsa olsa' metoduyla bu belgeyi hazırladı. Bu evrakı bir kurmay albay bir generalin önüne imzaya götürse kağıdın üzeri kırmızı hata işaretleriyle dolar.
TSK'DA HER ŞEY TEPEDE OLUR
Ya bahsedildiği gibi bir cunta hazırladıysa? Kurallara bağlılık hissetmemiş olamaz mı metni yazarken?
Bunu özel bir niyetle yapıyorsanız sistemin bir parçası olmanız lazım. Bir cuntanın oturup resmi formatta yapması gerekmez ki bunu. Cunta adına yapıyorsanız ne diye kendi adınızı resmi sıfatları vs koyacaksınız ki. Zaten o bünyeden biriyse yazım alışkanlıklarından çıkıp bizim oğlanın ev ödevi gibi hazırlayamaz. Böyle bir kültürün parçası iseniz o kültürün getirdiği alışkanlıklar vardır. Zaten cunta tezinin doğru olamayacağını yakın zamanda olanlardan da biliyoruz.
Nasıl?
TSK'nın en önemli unsuru tepe noktasıdır. Olan her şey tepede olur. Aşağıda değil. En tepede bu sistemin farklı biçimlerde yol almasını sağlayabilecek bir yapı yoksa olmaz. Bunun mümkün olmaması için 1960 sonrası TSK'nın iç işleri açısından inanılmaz mekanizmalar kurulmuş.
Generallerin içinden bir cunta çıkması neden mümkün olmasın?
Medyaya son aylık süre içinde bir bakın, görürsünüz. Orada Genel Kurmay Başkanı dışında kimseyi görüyor musunuz? Sayın Başbuğ'un 14 Nisan konuşmasını satır aralarında bir şey gizli. 'Bu kurumu temsil etmeye bir tek ben yetkiliyim. Benim dışımdakilerin bir şey söylemeye niyetleri varsa onu yeri MGK toplantısıdır' diyor.
Söylediklerinizi alt alta koyduğumuzda 'belgenin sahte olduğu kesindir' çıkıyor. Öyleyse Genelkurmay neden işi askeri savcılığa devredip kamuoyunda 'bir şeyleri örtbas etmeye çalışıyor' şüphesi yaratıyor?
Çok önemli bir soru bu. Burada TSK'dan çıktığı iddia edilen bir belge var. Altında da TSK mensubu birinin imzası. Bu, doğal olarak askeri savcının görev alanına giriyor.
Askeri savcıya gitmekten başka yol yok
Askeri savcılığa değil de sivil yargıya gidilemiyor mu?
Hayır. Sistemin işleyişi ile ilgili bir konu olduğu için askeri savcı duruma el koymak durumunda.
'TSK kendi elemanını korumak için sivil yargının elinden alıyor', tezi doğru değil mi? TSK hukuki olarak askeri savcıya gitmek zorunda mı?
Evet, hukuksal prosedürler belli. Kaldı ki 'elinden kurtardı' tarzı bir yaklaşım hukuki olmaktan çok, öznel kanaat belirten bir yaklaşım.
2002'den beri dini anlamda muhafazakarlaşma yanlısı olduğu ileri sürülen bir iktidar var. Ordunun zaman zaman bu iktidarla anlaşmakta zorluk çektiği gözlemlendi. Son 7 yıl TSK açısından ne kadar zordu ve dışarıya bunun ne kadarı yansıdı?
AK Parti temel parametrelerde değişiklik yaptı mı? Hayır tam tersi. Kendini de kökten değiştirecek şekilde dümeni tutmaya devam ediyor. Sonuçta bu da AK Partiyi değiştiriyor. Genel bir muhafazakarlaşma var ama ben bunun konjonktürel olduğunu düşünüyorum. Sonuçta serbest piyasayı mı ortadan kaldırdınız, siyasal sistemi mi değiştirdiniz? Hayır!
Yani ordunun hiç rahatsızlığı yok mu?
Tabii ki içeride bir takım kaygılar var. 2004 ve 2005'te nasıl tartışmaların yapıldığını gördük. Ama sonuçta bu parti demokratik yollarla iktidara gelmiş.
O zaman o yolları değiştirme lüksü olabilir mi?
Ordu olabileceğini düşünüyor ki 27 Nisan muhtırasını yaşadık.Orada kaptan değişikliği istikamet değişikliğini getirir mi diye bir korku vardı. Ama
Sayın Gül'ün seçilmesinden sonra hiçbir değişiklik olmadığı da görüldü.
Sayın Başbuğ 14 Nisan'daki konuşmasında cemaati hedef alan sözler sarf etmişti. Ordu cemaatten neden korkuyor?
Sosyal bilimcilerin anlamaya çalıştığı bir networkten bahsediyoruz. Bu mantık ve biçim olarak belki endüstri öncesi topluma ait ama yaşadığı gerçeklik endüstri ve post endüstri dönemine ait. Eski networkü serbest piyasanın sağladığı olanaklar ve devlet sistemini kullanarak güçlendiriyor. Ama son kertede tüm organizasyonların başına gelen onun da başına gelecek. Doğacak, büyüyecek ve ölecek ya da bölünecek / transforme olacak.
Ordu cemaatten kendine benzemediği için korkuyor
Şu an hangi aşamada?
Zirveden aşağı iniş başlamış gibi görünüyor. Çünkü politik güç olma isteği ve hırsı en büyük avantajı olan görünmezliği ortadan kaldırıyor. Artık görünür oldu.
O zaman ordu ondan neden bu kadar korkuyor?
Önemli olan tarafların birbirini nasıl anladığı. Orduların işleme biçimi endüstriyel sistemlere ve dünyanın algısına göre yaratılmıştır. Ordu kendi benzerleriyle mücadele etmek üzerine kurgulandı. Ve bununla ilgili bir sorunu yok. Ama kendine benzemeyen ile mücadele konusunda henüz yapı ve zihin olarak kendisi de, toplum da, kurallar da hazır değil. O nedenle korkuyor.
Son dönemde ordunun toplum içindeki gücünün azaldığı söyleniyor. Katılıyor musunuz?
Evet, bunun doğal olarak böyle olması lazım. Refah düzeyi ve decentralizasyon arttıkça aynı gücü sürdürmesi mümkün değil.
Bu, orduyu rahatsız ediyor mudur?
Ordu pragmatisttir. Aklını kullanır. Zaman ve mekan boyutunda nerede konumlanması gerektiğine karar verir.
KİMDİR?
Askeri kökenli araştırmacı
1958 Trabzon doğumlu olan Nihat Ali Özcan 1979'da Kara Harp Okulu'ndan teğmen olarak mezun oldu. Orduda değişik rütbe ve yerlerde görev yaptı. Subay olarak görev yaptığı dönemde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 1998'de kendi isteğiyle ordudan emekli oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi'nden doktora derecesi aldı. 1999 - 2002 arasında ASAM (Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi)nde görev yaptı. Halen TEPAV (Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı)'nda çalışmalarını sürdürüyor.