Yerel seçim sonucu bir kriz ve darboğaz işareti değildir. Erken seçim söz konusu olmayacaktır. Sonuçta iktidar partisi ciddi oy kaybına uğrasa ve yüksek beklentisini karşılayacak performansa ulaşmak yerine hayal kırıklığı yaşasa da en yakın rakibinden, ana muhalefetten iki kat fazla oy almıştır.
Bu sonuç iktidara bir uyarı mesajı olarak değerlendirilmelidir.
Türk seçmeni bir kez daha sağduyusunu gösterdi. 1983'ten itibaren son 26 yıldır bütün seçim ve referandumlarda şaşılacak bir olgunlukla siyasete yön veren tercihlerde bulunan vatandaşlar, dün hem Türkiye hem de AKP için çok hayırlı bir sonuç ortaya çıkardı.
KABİNE REVİZYONU OLABİLİR
30 Mart tarihi Türkiye için uzlaşma arayışının başlangıcı olacaktır. AKP'de bugünden itibaren sıkıyönetim başlayacak, söylem ve politikalarda değişiklikler yaşanacaktır. Aday belirlemelerdeki hataların bedelini muhtemelen bazı milletvekilleri ve teşkilatlar ödeyeceklerdir. Ayrıca güç tazeleme bakımından kabine revizyonu da gündeme gelecektir.
Emin olun, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bu kadar yoğun mesai harcamasa sonuç biraz daha kötü bile çıkabilirdi.
TEMİZ SİYASET
29 Mart'ın sürprizlerinin büyüğü iktidarın oy kaybıdır. Güneydoğu'da DTP'nin AKP'nin çok üzerine çıkması da şaşırtıcı görünüyor. DTP, yavaş yavaş yüzde 10 sınırına doğru tırmanırken, diğer yandan da 'ben varım' demiş oldu.
İstanbul'da Kemal Kılıçdaroğlu'nun ulaştığı performans seçmenin yolsuzluk iddialarına karşı hassasiyetini, Ankara'da Mansur Yavaş'ın MHP'nin oylarını bir önceki yerel seçime göre 4-5 kart artırması da temiz siyaset anlayışına yönelik takdir duygularını gösteriyor.
Evet, ekonomik kriz sandıkta etkisini hissettirmiş oldu. Saadet Partisi de, AKP'ye karşı uzun süreli bir muhalefet döneminin başlangıcını yaptı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, geçen gün televizyon yayınımızda bir sorumuzu yanıtlarken, 'Ben iktidar partisiyim. Gerginlik benim işime gelir mi?' diye karşılık vermişti. Seçim sonucu, kutuplaşma siyasetinin geçerli olduğu yerlerde CHP'nin AKP'ye büyük fark attığını gösterdi. İzmir'de, Ankara-Çankaya'da, İstanbul-Beşiktaş ve Kadıköy'de CHP beklenmeyecek kadar yüksek yüzdelere ulaştı. Aynı şey Diyarbakır için DTP lehine gerçekleşti. Sahil bandı ve gelişmiş bölgeler CHP'ye, Güneydoğu DTP'ye gitti. AKP yine Türkiye'nin büyük bölümünde güçlü kaldı ama 22 Temmuz'a göre kan kaybetti. Bu sonuç, 'Yüzde 50 sınırı, her iki seçmenden birisi bize oy veriyor' söylemine ulaşılmasını engelledi.
Başbakan Erdoğan, Davos rüzgarıyla yüzde 50 beklentisinin oluştuğu bir kampanyanın sonuna doğru bir miktar oy kaybını fark etmişti ve son iki gündeki açıklamalarıyla 'Bizim için bir kriter de 28 Mart 2004 yerel seçimleridir' demişti. Yani yüzde 42 sınırına işaret etmişti. Tablo onun da altında çıktı.
İrtica söylem ve eleştirilerinin yapılmadığı, Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşananlar gibi rejim odaklı siyasetin sergilenmediği bir ortam AKP'ye yaramadı.
Baykal'ın ekonomik gündemli meydan konuşmaları iktidarı zorladı. AKP ilk kez gündemi tayin edemedi. 22 Temmuz sonrası MHP'nin izlediği politikalar da AKP'nin elinden bazı kozları aldı. MHP, 'AKP'nin alternatifi sağdan çıkar. Tıpkı AKP gibi muhafazakar ve milliyetçi seçmene yönelik politikaları biz izlediğimiz için AKP'nin yerini biz alırız' anlayışı etkili oldu.
GÜÇLÜ BİR UYARI
Evet, seçmen hükümete bir uyarı mesajı verdi hem de güçlü bir uyarı.
Hayat bundan sonra daha zor geçecek. Ekonomik kriz etkisini daha fazla hissettirecek.
İşte bu nedenle daha fazla çalışmak, daha fazla uzlaşı aramak ihtiyacı oluştu.
Bu sonuç hayırlıdır. Cemil Çiçek 'çıkarılacak dersler var' diyordu, Hüseyin Gülerce 'Seçmen AKP'ye one minute' yorumunu yapıyordu.
Başbakan Erdoğan buradan gereken sonuçları çıkaracaktır. Sonuçta iki rakibinin toplamından fazla oy almış, üst üste dört seçimi kazanmış bir partiden bahsediyoruz.
Zaman, şapkaların önüne alınarak düşünülmesi gereken zamandır.