Bugün bir durum değerlendirmesi yapacağız. Önce dünyadan başlayacak, sonra da Türkiye'ye geleceğiz.
Birincisi, ABD ekonomisi eldeki verilere göre mayıs ayı sonunda veya haziran ayı başında dip noktayı görüp, tersine dönüşün başlayacağı bir noktaya gelmiş bulunuyor. Öncü göstergeler, borsa endeksleri ve tüketim zaten 2009 başında yukarı dönmüştü, artçı gösterge olan 'işsizlik ödemesi için müracaatlar' sayıları da aşağıya döndü. 2009 ikinci çeyrek reel büyümesindeki daralma ilk çeyrektekinden daha az olacak gibi gözüküyor. Toparlanma daha yavaş olacak ama 2010 yılında ABD eksi büyüme yaşamayacak gibi gözüküyor.
İkincisi, Avrupa ABD'den daha az hasar görecek diye düşünülürken, Avrupa ve bizim için özellikle çok önemli olan Alman ekonomisinde veriler ABD'den daha kötü bir durum sergiliyor. Avrupa'da büyük ekonomilerde daha büyük daralmalar, ve göreli olarak daha kötü işsizlik oranları gerçekleşiyor. Avrupa'nın dibi görmesi ABD'den daha geç gerçekleşecek gibi gözükmekte. Rusya da 2009 yılında büyük daralma yaşıyor. Hem Almanya, hem de Rusya turizm ve ticaret açısından bizim için önemli ülkeler. Bu nedenle onların bir an evvel toparlanmaya başlamasına duacıyız!
Üçüncüsü, eğer Türkiye'ye dönersek, Türkiye bu krize üç noktada güçlü girdi. İlk faktör olan döviz konusunda, ülke 2001 krizinden bu yana Merkez Bankası döviz rezervlerini 80 milyar dolara, banka sistemi de döviz rezervlerini 50 milyar dolar kadar yükseltmişti. Bu gerçekleşme ülkeden döviz çıkışı olduğunda baskının kur ile göğüslenmesine olanak sağladı ve bir süre sonra da kurlar geri geldi, bu şekilde ülke 1994 ve 2001 gibi döviz kökenli bir çöküş yaşamadı. Ayrıca önemli ikinci noktada bankalarımız 2001 krizi sonrasında BBDK ve TMSF tarafından alınan tedbirlerle, güçlü sermaye tabanı ve küçük döviz pozisyonları taşımaya geçtiklerinden, ülkenin tüm dünyada Kanada ile beraber bankası batmayan sadece iki ülkeden birisi olması da rahatlık getirdi. Ayrıca ülkemizde mortgage denen ipotek kredilerinin boyutunun kısıtlı olması, eksantrik türev ürünler ve menkul kıymetleştirme dümenleri olmaması da bizi rahatlatan faktörler oldu. Ayrıca 2009 yılı başına kadar Türkiye'nin üç yıl peş peşe seçime rağmen bütçede büyük tahribat yaşamamış olması da önemli bir durum idi. Ancak Kasım 2008'de tüm dünyada reel sektörü vuran, sanayi üretimi, dünya mal dış ticareti, uluslararası finansman olanaklarını ortadan kaldıran 'ithal bunalım' da dünyanın Almanya gibi büyük sanayi ülkelerini, ve ihracatçı ülkeleri de vurduğu gibi bizi de vurdu. Üç yılda gerçekleşen üç seçim ortamında da iç siyasi kavgalar, Ergenekon ve parti kapatma çabaları gibi negatif faktörlerin ekonomimizi zayıflattığı da inkar edilmemeli. Sonuçta Türkiye 2009 yılında eksi büyüme yaşayacak. 2008 son çeyreği yüzde 6.2 daralma sergilerken, 2009 ilk çeyreği de , Merkez Bankası'nın açıkladığı gibi çift haneli daralma sergileyecek. Sanayi sektöründe dün açıklandığı gibi mart ayında yüzde 21 civarında daralan üretim, ihracatın daralmasının bir sonucu! Ancak daralan ihracat ve düşen emtia, enerji ve gıda fiyatları daha hızla daralan bir ithalat gidişatı ortaya çıkardığından cari denge açığımız hızla daralmaya başladı ve enflasyon da düştü. Bu iç talep ve dış talep zafiyeti ortamında Merkez Bankası hızla faizleri düşürdü. Daha da düşürmeye devam edecek. Türkiye'nin 2008 birinci çeyrek reel büyümesi yüzde 7.3 idi. Dolayısıyla ciddi bir baz etkisi ile kriz birleşince 2009 ilk çeyreği büyük daralma sergileyecek.
Türkiye'nin şanssızlığı ihracatta büyük çapta Almanya, Rusya gibi yüksek çöküş yaşayan ülkelere endeksli olması. Reel kesimin çöküşü de bu nedenle bizde daha uzun sürecek, çünkü Almanya ve Avrupa ABD'den yukarıda belirtildiği gibi daha geç ve zayıf bir toparlanma sergileyecek.
Son olarak da ekleyelim. Yatırımcı faizin düştüğü, dövizin de değer kaybettiği, yabancı yatırımcıların yeniden ülkeye girdiği ortamda borsa veya borsa kökenli yatırım fonları dışında yatırım alternatifi bulamaz hale geldi.
Ancak burada uzun vade problemlerine değinmiyoruz. Ülke kısa ve orta vadede toparlandıktan sonra, uzun vadede, hatta 2010 ortasından itibaren, sosyal güvenlik açığı, enerji bağımlılığı, tasarruf zafiyeti ve yabancı tasarrufa bağımlılık, buna dayanarak yatırımın dış tasarruf ile finansmanı gibi sorunları ve artmış bütçe açığı ve artmış borç gibi konularla yeniden savaşmaya başlayacak! Bu nedenle de bir an evvel IMF anlaşmasını yapsak daha iyi olur!