Serdar Turgut serdarturgut@superonline.com

kategori2

Tuhaflıklarına da katlanmak gerekiyor

Büyük yazarların özel hayatı
Gazete köşe yazarlarını, benim anladığım anlamıyla yazar olarak pek adlandırmamak gerekiyor. Çünkü ben bu yazıda 'Gustave Flaubert' ve 'Dostoyevski' kalibresindeki 'Büyük yazarları' ele almak niyetindeyim.
Ama hayatımı yazı yazarak kazandığımdan, bu nedenle birçok 'dostum' yazarlardan oluştuğu için, şahsi deneyimime göre yazarların hemen hepsi son derece tuhaf, garip tavırlı ve pek de hoş olmayan insanlar.
Bu takımı uzun müddet benim gibi izlerseniz iyi yazar olmak için itici, garip karaktere sahip bulunmanın neredeyse bir zorunluluk olduğunu bile düşünmeye başlarsınız.
İyi yazarların bir diğer özelliği, egolarının bir balon gibi şişmiş olduğu, megaloman, dünyanın daima kendi etraflarında döndüğünü sanmaları ve bu kendi gerçeklerinin başka insanlar tarafından da otomatik olarak kabul edilmesi gerektiğini düşünmeleridir.
Benim tanıdığım, gözlemlediğim yazarlar böyle ama mesele aslında evrensel. Kendimin de bu trendlerin ve karakter deformasyonları dışında kaldığımı düşünmüyorum. Bir ihtimal kendi davranış tuhaflıklarıma meşruiyet kazandırmak için olsa gerek, birçok yazarın özel yaşamını inceledim. Kendi tanıdıklarımdan edindiğim izlenimleri de ekledim bu okuduklarıma. Kendi oto analizimi de bunlarla harmanladıktan sonra vardığım sonuç şu: Bu tuhaf insanlar, gariplikleriyle, hayat serüvenleriyle, tavırlarıyla, kalemleriyle insanlara sadece beyin eğlencesi sunmak için varlar.
Bu varlık nedeni de hemen hepsine yetiyor
Kendim için de dahil olmak üzere, birçok yazar için 'Neden böyleyiz, neden böyle oluyor her şey?' diye sorduğumdan, çoğu normal insana çok tuhaf gelebilecek yaşamlar sürmemizin nedenlerini merak ediyordum.
Üstüne üstlük tüm bunlardan katiyen zerre kadar da rahatsızlık duymamamızın gerekçelerini de araştırıp öğrenmeye ve anlamaya meraklı olduğumdan, elimde 2 adet harikulade kitap var. İkisi de büyük yazarlar hakkında bunların... 'Secret Lives Of Great Authors' adındaki (Büyük Yazarların Gizli Yaşamları) kitap henüz Türkçe'ye çevrilmedi.
Diğeri ise mutlaka hemen alıp başucunuzda bulundurmanızı tavsiye ettiğim 'Kayıp Kitaplar Kitabı'. (Yz. Stuart Kelly). Bu tam yazın geldiği pazar günü Flaubert ve Dostoyevsky ağırlıklı olarak, yazar dünyalarında biraz dolaşacağız. Onlara ağırlık verdim. Çünkü göreceğiniz gibi ikisi hayli garipler.

Sıçan gibi sürünen bir yazar
Dostoyevski'ye de ayrıca takmam için Flubert'in tüm eserlerinin internete yüklenmesi türünden yeni bir gelişme olmadı. Ancak kızının yazmış olduğu biyografiyi bitirmek üzere olduğumdan, onun tüm eserlerini yeni baştan okumak gibi imkansız ve bir ihtimal felakete yol açabilecek işe giriştim. 'Suç ve Ceza' ile başladım ve iş sürüyor. Kısa yazmasıyla meşhur olmayan bu büyük romancı hakkında yapılan 'tıpkı bir sıçan gibi nefret içinde sürünüyor' tanımı D.H. Lawrence'a aittir.
İyi bir yazar olabilmek için nefret iyi bir dürtüdür. Bunun da en iyi örneği Dostoyevski'dir. O sırasıyla sosyalistlerden, anarşistlerden, kokuşmuş aristokratlardan, sorumsuz köylülerden, Almanlar'dan, Yahudiler'den, Fransızlar'dan halinden memnun olanlardan tiksiniyordu. Hepsinden derin ve eşit yoğunlukta nefret edebiliyordu. Bu listeyi yazdıktan sonra 'Kendisi dışında hayatta nefret etmediği hiçbir şey kalmadı' diyebilirdim ama kendisinden de nefret ediyordu, tiksiniyordu.
Bu bizdeki gazete yazarlarının önemli bir bölümünde bulunan, özellikle liberal faşistlerde ve siyaseten doğrucu yazarlarda görülen hastalıklı bir durumdur. Üstelik onların nefreti iyi bir yazar olabilmelerine de yol açmıyor ne yazık ki...

Başladıklarını bir türlü bitiremezdi
Dostoyevski çok üretkendi, birçok roman fikri vardı kafasında. Önemli bir bölümüne de başladı ama çoğu yarım kaldı. Onları yok etmeye kıyamadı ve sonradan 'Suç ve Ceza', 'Ecinniler' ve 'Karamazov Kardeşler' gibi 'Magnum Opus'larının içine daha önce başlayıp da bitirememiş olduğu bu romanlarını da serpiştirdi. Belki de bu nedenle onun romanlarında birçok katmanlık, değişik düzeylerde yoğunluk bulunur...
Woody Allen 'Hızlı okuma kursunu bitirdim. Savaş ve Barış'ı hızlı okuma yöntemiyle okudum. Romanın konusu Rusya'da geçiyordu' esprisini yapmıştır. Yani bu tür büyük romanlar hızlı okumaya hiç uygun değildir. Onları mutlaka  tadını çıkara çıkara, ağırdan alarak okumak lazım. Büyüklüğün keyfine de ancak öyle varabiliyorsunuz. 'Suç ve Ceza' bitince 'Karamazov Kardeşler'e geçeceğim. Yılbaşından önce bunu başarırım umarım.

Madam Bovary'nin yazarı
Gustave Flaubert sadece bu kitabıyla kendisini anmamıza herhalde kızmazdı. Çünkü bunu yazarken neredeyse hayatını tüketti. Çok sancılı yazardı Flaubert. Yazdığını beğenmez, tekrar yazar ve beğenmediklerini de atmaya kıyamazdı. Neredeyse üzerine mürekkep damlamış kağıt fetişizmi bile var diyebiliriz. Öylesine vahimdi durum. Böyle olunca yazı yazdığı odası binlerce kağıt parçacığı ile doluyordu.

Flaubert'in tüm yazdıkları internette
Rouen yerel kütüphanesinde, birkaç araştırmacının gayreti sonucunda Flaubert'in yazdığı her şey, atmak isteyip kıyamadıkları da dahil olmak üzere kısa süre önce internet ortamına yüklenmiş durumda.
Bugün edebiyat tarihi konusunda doktora yapmaya kararlı bir araştırmacının seçeceği en güzel tez konusu Flaubert olmalı. Çünkü aradığı her şeye şimdi bir tıklamayla ulaşabilecek.

Mastürbasyon krizleri
Flaubert, romanını öylesine sıkıntılı ve takıntılı olarak yazardı ki; bazen ağlama, bazen de mastürbasyon krizlerine tutulurdu. Yazmanın kendisini tiksindirdiğini söylerdi. Yazmak, tıpkı 'Koca bir okyanusu içmek zorunda kalıp sonra hepsini boşaltmak için işemek' gibi bir his veriyordu kendisine. Buna rağmen hiç durmadan yazdı ve modern yaşamı daha iyi anlayabilmek için tıpkı okyanusu içer gibi durmadan etrafını gözlemleyip bilgilendi.

Salinger gibi
Zaten çok az yazan J.D.Salinger, yazdığının basılmasını ise utanç verici bir durum olarak nitelendirirdi. Yazdıklarının basılması sürecine girmesini utanç verici bir süreç olarak nitelendirirdi. İnzivası ile de meşhur Salinger de Flaubert de yayınlamayı 'Dehşet verici bir gaf, birilerinin kıçınızı temizlemesine izin vermek gibi bir şey' olarak nitelendirmiştir.
En büyük arzusu, Madame Bovary'nin elinde bulunan tüm sayfalarıyla birlikte gömülmek olduğunu söylerdi. Bu hayalini gerçekleştirebilmiş olsaydı şimdi internetten rahatlıkla ulaşabileceğimiz büyük yazarın tüm yazıları kaybolmuş olacaktı.

İlk yazısında Bruegel'den esinlenmişti
Gustave Flaubert yazmaya bir Bruegel tablosuna hayranlık duyduğu ve ondan çok etkilendiği için başladı. Romantik fantezi olarak nitelendirilebilecek 'Le Tentation de Saint Antoine' adlı yazısı tabloya bakarken almış olduğu nottan yola çıkılarak yazılmıştı. Onu tetikleyen cümle şundan ibaretti: Uzanan çıplak bir kadın, aşk bir köşede.
Bence müthiş bir cümle, olağanüstü bir şiir bu ama yakın dostu Bouilhet bunu okuduğunda 'Yazarın arkadaşı olmaz' deneyimini kanıtlarcasına 'Bence ateşe at ve bir daha lafını etme' dedi.  Neyse ki Flaubert bu arkadaş tavsiyesini tutmadı.

 



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3