Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, son üç gezisinde Güneydoğu sorunuyla ilgili çok dikkat çekici açıklamalar yapmıştı.
Kamuoyunda merak uyandıran, ama büyük ölçüde belirsizlik taşıyan o sözler, muhalefetin sert tepkisini çekmişti. Gül'ün, 'Tarihi fırsat' diye nitelendirdiği ve '2009'u çözüm yılı' olarak gördüğü o bakış açısının nereyi işaret ettiği, tartışma konusuydu. Üç günlük Şam gezisine çıkarken, Gül'ün bu meseleyle ilgili düşüncelerini öğreneceğimizi umuyorduk.
Beklediğimiz gibi oldu, Gül'ün basın başdanışmanı Ahmet Sever, çok yoğun program arasında Şam'da, Cumhurbaşkanı ile bir araya gelmemizi sağladı. Evet, o tartışmaları konuştuk, 'Tarihi fırsat nedir?' diye Gül'e sorduk. Açık söyleyeyim, ben Cumhurbaşkanı'nın ne yapmaya çalıştığını anladığımı düşünüyorum ve onu sizlere bugünden itibaren aktarmaya çalışacağım.
TARİHİ FIRSATIN
ÜÇ AYAĞI
Gül konjonktürün, Türkiye'nin en büyük sorununa çözüm için bir şans yarattığına inanıyor. 'Sorun büyük, çözümü ertelenemez, bugün adım atmak için şartlar uygun' böyle özetleyebilirim.
Üçlü bir sacayağı düşünün.
Uluslararası konjonktüre bağlı küresel değişimler, Ortadoğu'daki bölgesel dengeler, Türkiye'de güç odaklarının anlayış birliği....
Obama'nın gelişiyle somutlaşan ABD'nin iradesi, bölge ülkelerinin yaklaşımındaki yenilikler, Türkiye'nin diğer aktörlere güven veren aktif politikaları....
Gül, 'Ortada yeni bir dönem var' diye özetliyor.
'Fırsat' diye tanımlanan bugünün fotoğrafı, böyle bir çerçeveye yaslanıyor.
Gül'ün dikkat çektiği bir konu da, Araplar arasındaki yakınlaşmada Türkiye'nin perde arkasındaki çabaları.
GÖREV SÜRESİ VURGUSU
Cumhurbaşkanı, Türkiye'nin bölgesel ve küresel sorunların çözümüyle uğraşırken, kendi iç sorunlarını da cesaretle ele alması gerektiğine işaret ediyor.
'Herkesin bir görev süresi var. Cumhurbaşkanlığı'nda iki yılım dolmak üzere. Herkesin bu dönemlerin hakkını vermesi gerekir' sözleriyle, aslında '5 yıl mı, 7 yıl mı?' tartışmalarından nasıl uzak olduğunun işaretini vermek istiyor gibiydi.
Ve son üç gezisinde, İran, Irak ve Çek Cumhuriyeti yollarındaki sözleri....
'Güzel şeyler olacak' ve 'Tarihi fırsat' sloganlarıyla özdeşleşen Kürt sorunu... Acaba ne demek istemişti?
Herkesin merak ettiği, Baykal ve Bahçeli'nin sert biçimde eleştirdiği bu açıklamalara yanıtı ne? Gül'e bunları sorduk. İçtenlikle çok detaylı yanıtlar verdi, bir bölümünü 'yazılmamak' kaydıyla anlattı.
EVET BÖYLE BİR
MESELEMİZ VAR
Kritik sözlerine, 'Adına ne derseniz deyin, böyle bir mesele var mı?' diye başladı. Sonra da, 'Bu meseleyle biz uğraşmayacağız da kim uğraşacak?' diye sordu.
Gül, sorunun çözümüne ilişkin yaklaşımlarını hep 'Demokratik standartları yükseltmek' temeline oturttu. Bu sağlandıkça, şikayetlerin kalkacağını savundu, Kürtçe konuşmanın ve Kürtçe televizyonun geçmişte yasak olmasını örnek gösterdi.
Edilgen değil etkin politika izlemek istiyor. Proaktif olmaktan yana. Yani sorunlar daha da büyümeden el atılsın anlayışında. Ermeni ve Kürt dosyalarına da bu açıdan yaklaşıyor.
Gül, Türkiye'nin son 25 yılına herkesin iki ayrı simülasyon ışığından bakmasını istiyor ve bunlardan birini terörün yaşandığı, diğerini ise terörün olmadığı senaryolarla açıklıyor. Ve soruyor, 'Son 25 yılda terör olmasaydı, Türkiye bugün nerede olurdu?'
İşte tam bu noktada Gül, sorunların çözümü için formül cümlesini de açıklıyor, 'En iyi yolu, yani modern demokrasilerde ne varsa onu alacağız.'
'TERÖR VAR' DİYE DEĞİL
Devlet bazı adımlar atıyor. Belli ki arkası gelecek. Bu gelişmelerin, 'Terörle bir şeyler alıyorum' diye algılanmasının çok büyük bir yanlış olacağını özellikle vurgulayan Gül, 'Terör olmasaydı, belli konular çok daha hızlı çözüme kavuşurdu' görüşünü savunuyor. Uyarısı şu: 'Atılan adımların, devletin zayıflığı veya tavizi gibi düşünülmesi çok yanlış olur.'
MUHALEFETLE GİZLİ DE GÖRÜŞEBİLİRİM
Gül'ün, Kürt meselesiyle ilgili açıklamalarına muhalefet çok sert tepki göstermişti. Sohbetimizde Gül, kendisine yönelik eleştirilerle ilgili değerlendirmeler yaptı, yanıt verdi:
'Parti başkanları günlük siyasetle uğraşır, bu doğaldır. Ben dinlerim ama kesinlikle cevap vermem. Hükümetin işlerine de karışmam. Köklü meseleler sadece hükümetlere bırakılmaz. Elbette inisiyatif hükümettedir, ama muhalefetin katkı yapması lazım. Bu konuda ben de görüşürüm, bunların bazıları kamuoyunun gözünün önünde olmaz.'
10 SENEDİR DEVLETTEYİM BÖYLESİNİ GÖRMEDİM
Cumhurbaşkanı sorunun çetin olduğunun farkında, risklerinin de. Bugünü değil, 15-20 yıl sonrasını düşünüyor. Devletin temel politika değişikliğinin öncülüğünü yapıyor. Ve umutlu. Şu cümleler Gül'ün iyimserliğinin kanıtı:
'10 senedir devlet sistemindeyim böylesini görmedim. Ben çok ümitliyim. Hiç olmadığı kadar, sivil-asker arasında anlayış birliği, daha yakın işbirliği var. Eskiden birinin yaptığını diğeri bozardı.'
KAPSAMLI
ÇALIŞMALAR YAPILIYOR
Cumhurbaşkanı mesaisinin büyük bölümünü bu konuya ayırıyor. En aşırı görüşler dahil bazı temaslar yapıyormuş. Marjinal kesimlerden aldığı olumlu havadan etkilenmiş. 'Demek ki makul olanda buluşma şansımız artıyor' görüşünde.
Sohbetimizi bitirirken önümüzdeki günlerde yaşanabilecek kimi gelişmelerin haberini veriyor gibiydi: 'Türkiye sorunlarını çözmek için kapsamlı çalışmalar yapmaktadır.'
Peki bu olup bitenleri nasıl
yorumlamalı?
Çözüm arayışını hızlandıran bu noktaya nasıl gelindi? Gül'ün sözleri 'gazeteci' yorumuyla nasıl özetlenmeli?
BAĞIMSIZ DEVLET
RÜYASI BİTİNCE
Bence anahtar, 'Ayrılıkçılık' ve 'Bağımsız devlet kurma' gibi yapay rüyalardan birilerinin uyandırılmasıdır. Irak'ın toprak bütünlüğü taahhüt altına alınıyor. Bu bağımsız Kürt devleti arayışının sonudur. Küresel denge ağırlığını burada koydu. Türkiye ve diğer bölge ülkelerinin haklı itirazları etkili oldu. Barzani iki gün önce ABD'ye sitem ediyordu. Hayalkırıklığına uğramışlar.
Buna paralel PKK, uzantıları ve DTP, Türkiye'ye yönelik gerçekleşmesi asla mümkün olmayacak beklentilerden vazgeçtiler. Karayılan'ın son açıklamaları bunu gösteriyor.
Türkiye ikili bir hamleyle bu olumlu gelişmeleri karşılıyor. Irak'ın toprak bütünlüğü garanti altına alınınca, Kuzey Irak'la daha sıcak ilişkilerin önündeki engeller de kalkıyor. Ağabeylik devreye giriyor, ekonomi canlandırılıyor. Irak Kürtleri bu sayede nefes alacak.
Türkiye içinde de demokratikleşme hamleleri hızlanıyor. Terörle mücadele ise tavizsiz sürüyor. Son operasyonlar hayli önemlidir.
İşte, Güneydoğu ve Kuzey Irak bağlamında Kürt sorunundaki son durum böyle. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bu tablonun içinde Türkiye adına riskli, ama gerekli adımları atıyor.
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.