Yaygın ve yoğun etkileriyle İran'daki son iki hafta, yakın tarihin en önemli olaylarından biri.
İran halkının, uzun süredir üzerine ölü toprağı atılmış diğer ülke halklarına cesaret ve direniş gücü aşılayan protestoları, dünyanın kofluğuna canlı bir ateş oldu.
Politikayı günümüzün seyirlik oyun sahnesinden alaşağı edip meydanlardaki taleplerine kattılar.
Politik olanın insansızlaştırıldığı sistematik olarak insanların apolitikleştirildiği asri zamanda popülist, despotik, show-business boğucu siyasete tokat İran'dan geldi.
İktidarların vurgusunu pekiştiren çağımızda muhalefetin muhteşem dirilişini görüyoruz.
Seçimlerle demokrasinin denkleştirildiği günümüzde gerçek etkin aktörün toplum olduğunu hatırlattılar.
İran'daki seçim sonuçlarındaki usulsüzlüğe itiraz olarak başlayan protestoları bütün dünya şaşkınlıkla izliyor.
Mevcut siyasi okuma kalıplarına sığmayan bir hareket İran'dan taşıyor.
İran'ın tarihsel toplumsal özgünlüğü, kendi rejim içi çatışmaları, dünya sistemindeki rolü bir yana, protestoların bu yüzünün devrimci yanı kaçırılmamalı.
Toplumların protestolarla olan gönül bağı yeniden diriltildi.
İnsanların siyasetten kopuşlarının son trajik evresinde İran halkı poster ve pankartla sınırlı kalan sentetik bir gösteriyle değil, kanıyla canıyla sokakları dolduruyor.
Etkinlik duygusuyla dopdolu toplum sesini dünyaya gönderdi.
Sınıfsal, kültürel, sosyal farklılıklarını umursamadan,dini etnik aidiyetlerine takılmadan.
Politik olandan tasfiye edilmiş yığınlara bu şölen şimdilik bir şey söyleyemese de İranlı kadınlar, yaşlılar, gençler, yoksullar silahların gölgesinde 'hukuk ve adalet' istediklerini haykırıyor.
Siyasiler, dini önderler öngörmedikleri bu akışı kontrol edemiyorlar.
İranlılar kendilerine oy blokları muamelesi yapan siyasilere kendi 'siyasi varlıklarını' sokaklardan hatırlatıyorlar.
Ve kazanmaya başladılar, kurşunların vızıltısını bastıran cesaretleriyle.
Yoğun sansür, internet blokajları işe yaramıyor.
Olaylarda hayatını kaybedenlerin sayısı artarken tiranlığı andıran rejim de kan kaybediyor.
Toplumları 'sessiz yığınlara'dönüştürerek her şeyi yutan' kara deliğe' çeviren dünya şaşalıyor.
Rehavet, atalet ve kayıtsızlığın yığınları İran'a daha dikkatle bakmalı.
Baudrillard sessiz yığınlar olarak adlandırdığı modern toplumların hiçbir şeyi temsil etmeyen bir yapıya dönüştüğünü söyler.
Varlığı toplumsal olmayan 'bu istatiksel kavramın' ortaya çıktığı tek yer sondajlardır.
Ne düşündükleri konusunda testler ve araştırmalar yapılır, ses vermeyen bu kitleler bu araçlarla sık sık yoklanır.
Sessizlik ve tepkisizlik sessiz yığınların karakteristiğidir ve siyasetin de eşzamanlı ölümüdür.
Dolayısıyla İran halkının siyasi ahlaki talepleri 'sessizliğin amorf kitlesinin' egemenliğini de kırdı.
Belki bir zaman sonra sokaklar durulacak, bu heyecan verici hareket yorulacak ve siyasi reform kazanımlarını elde edemeyecek.
Ama yaşadıkları tecrübe onları geriye savurmayacak.
İranlılar dünyaya ilham verdiler.