AKŞAM GAZETESİ | İsmail Küçükkaya | 2009-07-04
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, tohumlarını uzun zaman önce ektiği 'gerçek bir liberal açılım' gerçekleştirdi.
Harp Akademileri'ndeki Yıllık Değerlendirme konuşmasına, 'liberal eğilimleriyle' ve zaman zaman 'TSK karşıtı görüşleriyle' dikkat çeken çok sayıda gazeteci ve akademisyeni de davet eden Başbuğ, üniter devlet yapısına bakışını teorik bir çerçeveyle ortaya koydu.
Davetli listesiyle metin arasında esaslı bir paralellik kurmaya özen gösterilmişti. Başbuğ'un metninin çok ağırlıklı bölümünü oluşturan Güneydoğu meselesine ait kısmına, o liberallerin hemen tamamının da imza atabileceğini düşünüyorum.
'Güncel konulara fazla girmeyeceği' kaydını sözlerinin daha başında düştüğü için Başbuğ'un mesajlarını herhangi bir spesifik olaya bağlamak doğru olmaz.
Öncelikle ben, 'Başbuğ, böyle bir dönemde, böyle bir içerikteki konuşmayla neyi hedefledi?' sorusunun yanıtını merak ediyorum. 'Türkiye halkı' vurgusuyla, 'alt kimlik-üst kimlik' ifadelerine ilişkin sözleriyle Başbuğ'un nasıl bir etki yaratmak istediği önemlidir.
Henüz Kara Kuvvetleri Komutanı iken, üç gazeteci arkadaşımla birlikte kendisiyle yaptığımız bir sohbette İlker Başbuğ, güncel bir konuyu değerlendirirken, 'Hükümetle Türk Silahlı Kuvvetleri arasında Güneydoğu meselesine dair en küçük bir görüş ayrılığı olduğunu söylemek, terörle mücadelede farklı bakış açılarına sahip olunduğunu iddia etmek büyük haksızlık olur, böyle bir şey söz konusu değil' demişti. Ben de bunu bir süre sonra köşemde aktarmıştım.
ERDOĞAN VE BAŞBUĞ'UN BAŞ BAŞA GÖRÜŞMELERİ
Başbuğ'un, önceki günkü konuşmasından sonra Hükümet'le TRT-Şeş'in bir an evvel devreye girmesi konusunda nasıl da samimi bir işbirliği yapmış olduğunu anlıyoruz. Zaten Başbuğ'un, göreve gelir gelmez Diyarbakır'a yaptığı bir ziyarette halkla kaynaşması, sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya gelmesi çok olumlu bir hava estirmişti.
İlker Başbuğ, iki saatlik akademik yönü ağır basan konuşmasında üç temel konuda sınır çizgilerini kalın biçimde işaretleyerek kamuoyunun dikkatlerine sundu.
'Sivil-asker ilişkileri'yle söze başladı, 'Türkiye'nin özgün şartları'na dikkat çekti. Üstüne basa basa 'sivil otorite ile ilişki, Genelkurmay Başkanı üzerinden yürür' mesajı verdi.
Başbakan Erdoğan'la haftalık olağan görüşme trafiğine başlamaları bu anlamda hayli önemli ve de faydalı bir girişim olarak görülmüştü. Bence tahmin edilenin bile ötesinde fayda sağlıyor. Erdoğan ve Başbuğ'un her hafta bir buçuk-iki saat baş başa konuşmaları, dün Başbuğ'un ifade ettiği 'açık, samimi ve profesyonel' çerçevede yapılacak ikili temasların, etkili sonuç üretmesini sağlar. Başbuğ, sivil otoritenin de askerlerin profesyonel görüş ve kaygılarına önem vermesinin gereğine üç ayrı yerde işaret etti.
Güneydoğu sorununu etkili biçimde çözme iradesinin bir yansımasıydı Başbuğ'un konuşması... Evet, hükümetle büyük ölçüde bir paralellik arzediyor yaklaşımları. Obama'nın gelişinin hemen akabinde o değerlendirmeler yapıldı, buna dikkatinizi çekerim. Başbuğ üç ayrı yerde, Obama'nın Türkiye konuşmalarına atıfta bulundu. DTP nedeniyle 21 aydır ayak basmadıkları TBMM'ye, Obama için gelmeleri jestini hatırlayalım.
ÇÖZÜM İSTASYONUNA GİDEN YOL HARİTASI
Aynı gün Türkiye'de Kuzey Irak'la bağlantılı bir PKK operasyonu yapıldı. Bu da ikinci konu... Seçim sonuçları, çözüm üretme konusunda Hükümet'te ve askerde, yani devlet katında bir umutsuzluk yaratmamış, tam tersine 'devam edelim' görüşü hakim basmış. Çözüm yolu şu güzergahtan geçecek:
Bireysel haklar temelinde yeni adımlar atılacak. TRT-Şeş gibi açılımlar sürecek. Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinin sosyal ve ekonomik kalkınmışlığını sürdürecek hamleler hızlanacak. (Başbuğ, 'O bölgede yaşayan vatandaşlarımızın mağdur edilmişlik algısını değiştirmemiz gerekir' dedi.) DTP değil, Kürt kökenli vatandaşlarımız muhatap alınacak. Bu konuda Başbuğ ve Erdoğan geleneksel çizgilerini muhafaza edecekler. Bölge insanıyla çok daha yakın ve sıcak ilişki tesis edilecek. Ancak, başka yasal düzenlemeler için şu anda zemin yoklaması yapılıyor. Elde edilecek sonuca göre adımlar atılacak. Irak'la ve özellikle Irak'ın kuzeyi ile ana hatları çok iyi çizilmiş ve son günlerde uygulanagelen politikalar sürdürülecek. Bu strateji Irak'ın toprak bütünlüğünü korumaya ama bir yandan da Kuzey Irak'la yakın ilişkiler kurulmasına dayalı olarak kurgulanacak. Amerika'nın desteğiyle PKK Kuzey Irak'tan tamamen tasfiye edilecek.
Genelkurmay Başkanı Başbuğ, Doğu ve Güneydoğu sorununa dair liberal ve bana kalırsa oldukça iddialı açılımını yaparken, 'cemaatler' konusunda ise 'kırmızı çizgi' çekti. Akreditasyon uygulamasını olabildiğince genişletirken, cemaat gazetelerini yine kapsam dışında tuttu. Konuşmasında da, TSK ile din ilişkisini uzun uzun anlatırken, cemaatlere olan tepkisini dile getirdi.
Türkiye gerçekten değişiyor. Harp Akademileri'ndeki o konuşma bir Genelkurmay Başkanı'ndan duyulduğu zaman insanı çok şaşırtan içerikteydi. Ancak bu noktaya bir günde gelinmedi. Sonuçta ciddi bir sorunla karşı karşıyayız ve Başbuğ'un dediği gibi 'Geçmişi suçlamamızın bir anlamı yok. Şu anda sorumluluk mevkiinde oturan herkesin özeleştiri yapması gerekiyor.'
Başbuğ'un konuşması aslında bu ülkenin ne kadar güçlü olduğunun kanıtıydı. Genelkurmay Başkanı böyle bir konuşma yapan her ülke, güçlüdür ve sorunlarını çözmeye muktedirdir.