AKŞAM GAZETESİ | İsmail Küçükkaya | 2009-07-04

kategori2

Toplumsal muhalefeti nasıl örgütleyecekler?

Cumartesi günü yaşanan iki kritik gelişme, 29 Mart yerel seçimlerinin 'sürpriz' sonuçlarıyla birlikte değerlendirildiğinde Türk siyasal yaşamının geleceği açısından hayli ilgi çekiciydi.
CHP lideri Deniz Baykal, yeni seçilen belediye başkanlarını Ankara'da topladı, onları kutladı, bazı tavsiyelerde ve direktiflerde bulundu. İşte Baykal'ın CHP'li belediye başkanlarına verdiği talimatların en can alıcısı:
'İbadet yerlerine sahip çıkın. Camilere, mescitlere, bütün inanç gruplarının kutsal mekanlarına, herkesin ibadethanelerine, cemevlerine, kiliselerine lütfen saygı gösterin. Orası kamusal bir alandır. Temizliğine, bakımına, badanasına oradaki insanların ihtiyaçlarına sahip çıkın. Türkiye'nin gelmiş geçmiş birikimlerini, farklı inançlarını saygıyla karşılayın. Kendi kendimizle kavgaya hiçbir şekilde öncelik vermeyelim.'
Baykal, bu sözleriyle   29 Mart seçimleri öncesinde sergilediği duruşun, izlediği politikanın, dile getirdiği söylemin ve gerçekleştirmeye çalıştığı açılımın 'geçici olmadığını' gösteriyor. 'Konjonktürel davranmadım, seçim yatırımı yapmadım' mesajı veriyor.
Seçim sonuçları Baykal ve CHP için 'bir zafer olmasa da' kampanya döneminde yaşananların devamı için 'teşvik edici' bir görüntü ortaya çıkarmıştır.
Merkezi iktidara giden yol, yerel yönetimlerden geçer. O da hizmetle mümkündür. Nitekim Baykal belediye başkanlarına 'hizmet odaklı olun' demiştir. AKP'nin 3 Kasım'da başlayan güçlü iktidarı, aslında 15 yıl önce Refah Partili belediyelerin yerel yönetimlerde işbaşına gelmeleri ve buralardaki performanslarıyla söz konusu olmuştur. Belediyelerdeki teşkilatlanma ve halkla yüz yüze ilişki kurabilmek önemli bir siyasal imkandır.
Gelelim cumartesinin diğer ilginç haberine...
MHP lideri Devlet Bahçeli partisinin Alevi açılımı çerçevesinde bir ilke daha imza attı ve Cem Vakfı'nın organize ettiği 'Alevilik' konulu sempozyuma katıldı. Hele o salonda Bahçeli'nin Lütfi Doğan'ın elini öpmesi, çok zarif ve anlamlı bir hareketti.
Tıpkı CHP gibi MHP de yerel seçim sonuçlarının büyük bir başarı olmadığının farkında. 29 Mart'taki başarı çıtası AKP için yüzde 50, CHP için 30, MHP için 25'ti. Hiçbir parti buna ulaşamadı. En büyük hayal kırıklığını AKP yaşadı.
Yine aynen ana muhalefet partisi gibi MHP'nin kurmayları da sandıktan çıkan sonucu 'gidilecek yolun sonundaki ışığı gösteren' bir güç kaynağı gibi görüyorlar. Seçmenin kendilerine '22 Temmuz'dan bu yana izlediğiniz siyaset doğrudur, bu yolda ilerleyin' dediğini düşünüyorlar. Elbette CHP gibi MHP'nin de 'daha da büyüyebilmek için çok çalışmaları' gerekiyor. Bunun da bilincindeler. 
Bahçeli, seçimlerden kısa süre sonra görüştüğü A&G Araştırma Şirketi Başkanı Adil Gür'e, 'bizim oyumuz nasıl arttı, biz ne yaptık?' diye sorarken aslında geleceğe dair önemli bir arayışın işaretini veriyordu.
İktİdar aŞInIr, pekİ
muhalefet nasIl
güçlenİr?
AKP, kendi 'doğal güç sınırlarına' doğru ilerliyor. O, bana kalırsa '3 Kasım seviyesi'dir. Bu da gayet doğaldır, 'iktidarın yıpratıcı etkisi' kaçınılmazdır. Bu doğal sürece 'Ergenekon gibi' yorucu, ayrıştırıcı dışsal gelişmeleri, 'ekonomik kriz gibi' bütün toplumu ilgilendiren sosyal olayları ve 'Ermenistan, KKTC gibi' hassas dış politika konularını da eklerseniz siyasal yapının değişmesinin kaçınılmaz olduğu ortaya çıkar. Bu değişimin oranı sürecin nasıl yönetildiğine göre belli olur. 
AKP karşısında bir alternatif arayan kesimlerin durumu muallaktadır. Bir sonraki genel seçime doğru ilerleyen süreç, ilk elde CHP ve MHP'nin güçlenmesini sağlayabilir. Ne var ki, bunun şartları var. Muhalefet partileri 'hiçbir şey yapmadan', 'ya da yapılması gerekenin çok altında kalarak' fazla ileri gidemezler. O konforun bir sınırı var. CHP, sadece büyük kentlerin ve deniz kenarının partisi olarak büyüyemez, tek başına yönetime gelemez. MHP, Doğu ve Güneydoğu'daki 25 il ortalamasında yüzde 8.4 oy yüzdesiyle iktidara yürüyemez. Büyük kitle partilerinin böyle bir lüksü olamaz.
'Muhalefet yok; alternatif yok' demenin anlamı yok. Toplum muhalefetsiz de kalmaz alternatifsiz de... CHP ve MHP bu kesimlerin sözcülüğünü yapamazsa başka yapılar ortaya çıkar. Ancak CHP ve MHP böyle bir misyona soyunmuşlar gibi görünüyorlar. 'Seçimlerden sonra', kampanya döneminin açılımlarına devam etmeleri bir 'samimiyet, tutarlılık ve kararlılık' mesajıdır. Doğru yapıyorlar.
CHP, toplumun mütedeyyin kesimlerine ulaşmalı, onlarla sağlıklı ve içten bir ilişki tesis etmelidir. İlker Başbuğ'un bu konudaki son yaklaşımını da yeri gelmişken herkesin takdir etmesi gerektiğinin altını çizelim. Toplumsal kesimler yeni dönemde birbirine yaklaşacak, birbirlerini daha iyi anlayacaklar. Kurumların da buna hizmet etmesi ve uygun zemini sağlamaları gerekiyor. CHP ve MHP şimdi o çabayı sergiliyorlar. AKP iktidarının sistemle barıştırdığı yoksul ve muhafazakar kitleler CHP ve MHP ile de barış çubuğu tüttürebilirlerse Türkiye rahat nefes alır. Fırsat büyük.