AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-07-04

kategori2

En zengin yazı konusu: Suç ve ceza

Çok kısa süre önce genç bir kız, senaryo haline getirilse büyük bir film olabilecek türde suç işledi.
20 yaşındaki kız 6 günlük evliydi. Bir akşam kocasıyla eve gelirken saldırıya uğradılar ve kocası öldürüldü. Kız katil zanlısı olarak eski sevgilisini teşhis etti ve adamı cinayet sanığı olarak hapse koydular.
Ancak bazı polisler ve gazeteciler kızın söylediklerinin bir bölümünde inandırıcılık olmadığından şüphelenmişler ve olayı deşmeyi sürdürmüşlerdi.
En sonunda asıl katilin kızın yeni sevgilisi olduğu ortaya çıkarıldı. Yani genç kız 6 günlük kocasını öldürmek için yeni sevgilisiyle plan yapmış ve suçu da eski sevgilisine atmıştı.
Kız ve cinayet için yönlendirdiği sevgilisi hapse konuldu, suçsuz olduğu halde bir ay hapiste kalan eski sevgili ise tahliye edildi.
Üzerinde roman yazılabilecek kadar karanlık, karmaşık bir plan bu ama işin acıklı yanı bu haberin gazetelerde sadece düz bir haber olarak görünmesiyle yetinilmesiydi.
Aslında bu, üzerinde tatlı tatlı, uzun uzun yazılmayı hak eden zenginlikte bir olaydı. Ama maalesef bu tür yazıları ustalıkla yazacak muhabir de yok, yazılsa bile bunu hak ettiği genişlikte kullanacak bakış açısı da bulunmuyor medyamızda.
Şimdi asıl olayın mahkemesini izlemek gerekiyor. Bir deneyimli gazeteci olayın merkezinde bulunan kızı davada izleyip bir yazı dizisi yapabilse, ben eminim ki bunun okuyucusu çok olurdu.
Bu konuyu düşünürken aklıma Vanity Fair dergisinin usta yazarı Dominick Dunne geldi.
O, insana ait tüm dramların mahkeme salonlarında yaşandığını ve yazı malzemesinin asıl oradan çıktığını biliyordu.
Onun asıl uzmanlık alanı, suç işlemiş zengin ve güçlü insanların dava sürecindeki davranışları ve cezanın onlar gibi insanlara her zaman hak ettikleri düzeyde verilememesi süreçleriydi.
Görünüşü, sosyal bağlantıları ile tam bir centilmen olan, 'güçlüler ve şöhretlilerin' dünyasında dolaşmaya alışık Dunne, dava süreçlerinde hem suçlanan taraf hem de kurbanların yakınları ile yakın ilişki kurup davayı tüm dramının boyutlarıyla yazabiliyordu.
Yazar, O.J. Simpson'ın, Claus Von Bülow'un ve Phil Spector'un cinayet davalarını Vanity Fair dergisi için izledi ve yazdı.
Dergi, onun yorumlarının zenginliği ve canlılığı nedeniyle büyük okuyucu kitlesi topladı.
Ayrıca sadece mahkemelerden naklen yayın yapmaya adanmış olan Court TV de bir açıdan onun yüzünden kuruldu denilebilir.

Kızının katilinin davasını izledi
Dominick Dunne 50 yaşına kadar yazı yazmamıştı. Bir sabah saat beşte çalan telefonla uyandı. 'Acı acı çalan telefon' lafı var ya; işte onlardan bir tanesiydi o ses... Hani iyi bir haber almanızın mümkün olmadığını bilerek kaldırırsınız ya telefonu ve kötü haberi alıverirsiniz.
O sabah saat beşte ayrı yaşamakta olduğu karısı arıyordu onu ve sadece genç kızlarının ismini söyledi. Adam sadece 'ilk uçağa atlayıp geliyorum' dedi. Öldürülmüştü. Sanık kızının sevgilisiydi. Baba, adaletin yerine geleceğinden emin olmak için mahkemeyi başından sonuna kadar izlemeye karar verdi ve notlar da tuttu.
Bir gün Vanity Fair dergisinin o zamanki editörü Tina Brown ile tesadüfen tanıştı.
Tina Brown, adamın tuttuğu dava notlarına bir göz attı ve kararı o anda verdi. Adam bundan böyle Vanity Fair dergisi için bütün önemli davaları izleyip yazacaktı. 50 yaşından sonra yeni bir kariyer imkanı yakalamıştı.
Çok da güzel kullandı bunu. İzlediği ilk dava kendisi için acılarla doluydu. Mahkemede kızının cesedi üzerinde yapılmış otopsinin büyütülmüş fotoğraflarını incelemek zorunda bile kaldı.
Ama bütün deliller sanığın katil olduğunu gösterirken, usta avukatların oyunları ve jüri sisteminin aksamaları yüzünden kızının katilinin teknik bir nedenden dolayı serbest bırakıldığını gördü.
O gün, karar okunduğu o an, Amerikan adalet sisteminde büyük bir aksaklılk olduğunu anladı ve yıllar boyunca kurban yakınlarına yakın duran tavır almaya karar verdi.
Dergideki ilk yazısının başlığı 'ADALET'ti.

13 yıl sonra gelen adalet
O. J. Simpson'ın yine usta avukatlar ve sistemdeki boşluklar sayesinde cinayet suçlamasından beraat ettiği davayı da her gün bir dakika kaçırmadan izledi ve yazdı.
O davadan 13 yıl sonra Simpson bu kez de silahlı soygun suçundan hapse atıldı. Yazar '13 yıl sonra gelen adalet' dedi ve '13 yıl önce olması gereken yere ancak şimdi girdi' diye yazdı.
İzleyip yazacağı son davanın bu olacağını söylüyordu. Kanser tedavisi görmekte olduğu için bu kararı aldığını belirtenler de, adaletin yerine gelmediği davalardan bıktığını, bu yüzden dava izlemeyi bıraktığını söyleyenler de var.

12 Kızgın Adam
Amerikan mahkemelerinin bir yazara özellikle malzeme sağladığını söyleyebiliriz. Çünkü jüri sisteminin kendi iç işleyişi başlı başına bir dramdır.
Yönetmen Sidney Lumet, 1957 tarihli '12 KIZGIN ADAM' filminde jüri sisteminin içyüzünü mükemmel anlatmıştır.
Televizyonlarımızda birkaç kez gösterilen bu filmde az daha suçsuz yere idama gönderilecek bir mahkumun sadece bir jüri üyesinin gayreti ile sonunda beraat etmesi anlatılır.
Jüride sadece tek bir insan, suçsuzu kurtarabileceği gibi suçluyu da kurtarabilir. Çünkü karar alınabilmesi için oybirliği gerekiyor. Sadece bir üye 'hayır' dediği anda karar alınamıyor ve dava düşebiliyor.
Dominick Dunne, bu sistem nedeniyle kızının katilinin mahkeme salonundan serbest olarak gittiğini izledi.
Ayrıca müzik prodüktörü Phil Spector'un ('Let  it be' ve 'Imagine' şarkılarının yazarı) idam edilecek yerde 18 yıl hapisle 'kurtulduğunu' gördü.
Karısını fazla insülin aşılayarak öldürmeye çalışmaktan tutuklu sosyetik Claus Von Bülow'un beraat etmesini de izledi.
Davadan sonra ünlü fotoğrafçı Helmut Newton ile birlikte cinayetin işlendiği odada yaptığı Claus Von Bülow mülakatı çok meşhurdur.
Bir ara enternasyonal sosyete çevrelerinin konuştuğu tek konu buydu. Arkasında büyük bir miras bırakacak olan karısı ise onlarca yıl komada kaldı.
Adam baktı ki şüphelerden kurtarması mümkün olmayacak, mirastan kendi adını 'gönüllü' çıkardı ve en azından       50 milyon doları kaçırdı.
Kadın bu miras değişikliği  sonrasında öldü. Bitkisel hayatta bunu bekliyor gibi hayatta kaldı ve paraları adamdan kurtarınca 'öldü' gibi bir görünüm oldu.

Avukatların izi
Kızının öldürülmesiyle ilgili davayı izlerken yazarın gördüğü becerikli avukatlar daha sonra neredeyse izlediği her büyük davada karşısına çıktı.  Örneğin; Alan Dershowitz ve Robert Shapiro gibi adli sistem ile oyuncakla oynar gibi oynayabilen avukatlar, O. J. Simpson davasında da Phil Spector'un davasında da vardı.
Bunlar sanki suçlu olduklarını bildikleri insanları serbest bırakmakta uzmanlaşmışlar gibi geliyorlardı yazara. Onların karakterlerini de çok iyi tahlil eden yazılar yazdı.

Bizim eksiğimiz bu
Yazı yazmayı bilen ve gözlemi iyi olan gazeteciler, suç ve ceza üzerine yazılar yazmalı.
'Oldu, bitti, söyledi' ve 'dedi'den ibaret olan kısa haberler, bir suçta örneğin, yazının girişinde anlattığım genç kızın planladığı türde bir suçta olabilecek zengin malzemeyi ve dramı aktarmakta yetmez.
Örneğin; ben 20 yaşında olan bir kızın o kadar komplike bir planı nasıl yapabildiğini, o ana gelinceye kadar hayatında neler yaşamış olabileceğini, mahkemede diyeceklerini de tavrını da merak ediyorum.
Geleceğin gazetelerinde nasıl mizah ve dedikodu köşeleri mutlaka olmalı diyorsam, bu tür yazılmış suç ve ceza yazıları da mutlaka olmalıdır diyorum. Dominick Dunne'den ben çok şey öğrendim. Umarım kitabı bir an önce Türkçe'ye çevrilir de genç arkadaşlar onun yazı tekniği ve üslubundan yararlanır ve öğrenirler.