AKŞAM GAZETESİ | İsmail Küçükkaya | 2009-07-04

kategori2

Türkan Saylan'la tanıştığım gün

Maalesef kendisiyle hiç yüz yüze görüşemedim, sohbet edemedim, sadece bir kez elini sıkıp, kendimi tanıttım ve 'merhaba' diyebildim. O da çok yakın bir tarihte, 26 Şubat'ta...
Elbette, onun yaptığı işleri bir gazeteci olarak uzaktan hep saygıyla ve hayranlıkla izledim.
Türkan Saylan, bir yanıyla çok şanssız bir insandı. Bu diyarlarda tarih boyu çok sık tekrarlanan, 'yine bu toprakların kendi değerlerine karşı hoyratlığının' en son, en canlı örneklerinden birisi oldu. Bu hazin tabloya kendisi de maruz kaldı. Sadece son olayları kastetmiyorum, hayatı boyunca pek çok badire atlatmış. Onca çaba gösteren bir aydın için acı muamelelerle karşılaşmış.
Neyse ki Türkan Saylan çok da bahtiyar bir hayatın adıymış. Aynı ülkenin insanlarının, kendisini ne kadar sevdiğini, yaptıklarını nasıl da takdir ettiğini yine yaşarken gördü, eminim bununla gurur duymuştur.
Hayata gözlerini yumduğu gün, Tandoğan'da Cumhuriyet mitingi vardı, ertesi gün 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı... Vedanın zamanlamasına bakar mısınız...
Bir konuşmasında hep 'hayallerden' bahsediyordu Türkan Saylan.
Hayallerden ama 'onları gerçekleştirmekten ve projelendirmekten' söz ediyordu. Düşlerimizi hayata geçirmenin altını çiziyordu.
Gelelim onunla karşılaştığım tek günün hikayesine...
27 Şubat'ta, o gün hissettiklerimi gazetemizde yazmıştım.
Koç Ailesi, 'Vehbi Koç'tan miras kalan eğitim, sağlık ve kültür' alanında çalışma yapanlara özel bir hassasiyet gösteriyor.

ROL-MODEL OLARAK TÜRKAN SAYLAN
Vehbi Koç Vakfı, bu yılki büyük ödülünü eğitim alanındaki hizmetlerinden dolayı Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Türkan Saylan'a verdi. O gün töreni baştan sona izledim, sonrasındaki kokteyle de kaldım. İşte benim Türkan Hoca ile karşılaşmam orada oldu. Törende onun hayatını anlatan kısa filmi izleyip etkilenmemek mümkün değildi. Gerçek manada 'adanmış bir yaşam' örneğiydi gördüğümüz.
Yoksul Anadolu'nun, o dönemlerde çaresi yokmuş gibi düşünülen hastalıklarıyla boğuşmuş, sonra da genç kızların okumasına feda edilmiş bir bilge yaşam...
Ben oldum olası eğitim alanında çaba gösterenlere büyük saygı duymuşumdur. 'Bir çocuk okutmaktan daha değerli hayır işi ne olabilir ki?' diye düşünmüşümdür.
O sırada henüz ismi Ergenekon soruşturmasına karışmamış, adı gazetelerde ve televizyonlarda suçlayıcı ifadelere konu edilmemiş, evi aranmamıştı. Eminim yaşadıklarından dolayı kalbinin bir yanı çok üzülmüş, içi sızlamıştır. Onun hasta günlerinde, ömrünün son deminde yaşadıkları, bir yanıyla da davanın seyrini etkileyecek denli önemli bir tepki seline yol açmıştı. Eğer davanın 'usulüne ilişkin' daha özenli bir tutum sergilenir hale gelindiyse sanırım bunda Türkan Saylan'ın etkisi büyüktür. Kamu vicdanını çok sızlatan o görüntüler davanın seyrini de etkiler ve zarar verir hale gelmişti. Savcılık makamının, sonraki tartışmalara ilişkin yaptığı açıklamalar, bilgilendirmelerde vurgulanan ve gazetelere yansıyan kimi hususlar bunun göstergesidir.
Türkan Saylan'ın yaşam öyküsüne bakarken, onun uzun yıllar süren, hastalıkla mücadele azmine hayran olmamak da imkansız. Asla pes etmeyen bir kişilik... Bir yandan hastalıkla boğuşurken, diğer yandan türlü uğraşlarına hiç ara vermeyen bir karakter... Tam bir rol modelden bahsediyoruz. 
Ne mutlu bana ki; 26 Şubat akşamı o törene katılmışım.
Yine, aynı gece Demirel hatırlatmıştı, hani Vehbi Koç, muhalefete düştüğünde Demirel'e demiş ya 'hiç merak etme, üzülme, yapılanlar hiçbir zaman unutulmaz'... İşte o hesap. Türkan Saylan'ın yaptıkları asla unutulmayacak. Rahat uyusun. Mekanı cennet olsun.