AKŞAM GAZETESİ | İsmail Küçükkaya | 2009-07-04

kategori2

Diplomasi, kazançlar ve manşetler

Rasmussen krizinin çözüldüğü gün atılan manşetler, bizimki dahil içime sinmemişti. Bir tarafı gururumuzu okşamıştı ama haberlerde duyurduklarımızın gerçekleşmesinin geciktiği her gün vicdanımızı bir kurt kemiriyordu.
Diyebilirim ki; bugüne kadar yazdığımız manşetler içinde tek rahatsızlık duyduğum ve arka planını merak ettiğim konu oydu: Rasmussen'in NATO'ya Genel Sekreter olmasına verdiğimiz izin ve karşılığında almayı umduğumuz  diplomatik kazanımlar...
Acaba yanılmış mıydık?
Haberlerin geldiği ilk andan itibaren NATO Merkezi Brüksel, Başkent Ankara, Başbakanlık kaynakları, diplomasi çevreleri ve hatta kimi AB çevrelerinden gelen tüm sinyaller, Türkiye'nin Rasmussen'e 'evet' derken başlıca dört konuda taleplerimizin karşılandığını gösteriyordu.
Biz AKŞAM'da biraz temkinli olmaya, biraz da habere espri katmaya çalışarak 'Bir koltuk, dört aldık' manşetini atarken, Hürriyet 'Çıkıp özür dileyecek',  Sabah 'Bilek güreşini Türkiye kazandı', Milliyet 'Kilidi Obama açtı, NATO çatlak istemedi' manşetleriyle okuyucusu karşısına çıkmıştı. Muhafazakar medyadaki gazetelerin ne yazdığını söylememe gerek yok sanırım.
Bahsedilen dört kazanım: 'ROJ TV kapatılacak, Rasmussen Hz. Muhammed karikatürleri nedeniyle özür dileyecek, NATO Genel Sekreter Yardımcılığı'na bir Türk atanacak, NATO'nun Afganistan Temsilciliği'ne de bir Türk getirilecek' şeklindeydi.
Sonraki günlerde boşuna bekledik, bunlar gerçekleşmedi. Özür, yarım yamalak geldi. ROJ TV hala yayında,  Afganistan konusunda henüz somut bir gelişme yok. Doğrusu, kendi adıma bir gazeteci olarak yanıltıldığımız duygusuna kapıldım. Bu, işin bir  bölümü... Daha vahimi, Türkiye'nin Batı tarafından kandırılmış olması ihtimaliydi.
Bu, aslında kamuoyunun  aldatılması anlamına gelir. Obama'nın da bizzat kefil olduğu bir anlaşmadan bahsediyoruz. Batı dünyasında verilen sözlerin ne kadar değerli olduğu düşünülünce ortaya çıkan manzarayı kabul etmek mümkün değildi.

NATO İSLAM DÜNYASINA AÇILIYOR
Dün itibarıyla önemli bir haber geldi. Genelkurmay Muhabiri arkadaşım Barkın Şık, Brüksel dönüşünde  NATO'nun yeni yapılanması içinde bir Türk Genel Sekreter Yardımcısı atanacağını duyuruyor. Sağlam kaynaklara dayandırdığı haberine göre  NATO, Türkiye aracılığıyla İslam dünyasına yönelik özel bir ilgi sergilemiş olacak. Duyduklarım, Rasmussen'in 'Müslüman dünya ile daha yakın bir  çalışma içinde olacağım' sözlerinin formülasyonuna denk düşüyor.
Diplomaside bazen ödün verirsiniz,  zamanı gelince karşılığını alırsınız.  O dönemde, Başbakan Erdoğan'ın  'Rasmussen'in genel sekreterliğine karşı olduğunu dünya kamuoyuna çok net biçimde açıklaması' riskliydi. Arkası getirilememişti. Küresel sistem ağırlığını koyunca, Başbakan yalnız kalmış ve zor duruma düşmüştü. 
'Diplomatik oyun' uzun vadeli bir kurguyu zorunlu kılıyor. Diplomaside son nokta yoktur. Her zaman için yeni gelişmelere, yeni anlaşmalara açık olacak bir üslup sahibi olmak gerekiyor.
Kısa vadeli taktikleri hep uzun vadeli stratejilerin şemsiyesi altında sabırlı uygulamak zorunda devlet yöneticileri.
Evet, bazen siyasetçiler ve diplomatlar kendi iç kamuoylarına yönelik söylemlere başvurabilirler. Siyasetin doğası buna uygun.
4 Nisan'dan 19 Mayıs'a geçen  sürede, dört talebimizden en azından birinin ama bence en önemlisinin gerçekleşeceğini öğreniyoruz. Bunun ne denli değerli olduğunu da anlamalıyız. Atılan adım, hakkı verilir, doğru bir atamayla taçlandırılırsa Türkiye'nin etkinliğini artıracağı gibi global ölçekte dinler ve medeniyetler arası uzlaşmaya da katkı yapar.
Son üç hafta içinde devletin en üst düzey yöneticilerinden ikisinden, Cumhurbaşkanı Gül ve Genelkurmay Başkanı Başbuğ'dan benzer ifadelerle 'Türkiye'nin gücünü küçümsemeyelim' cümlesini dinledim. Haklılar. Türkiye gerçekten büyük bir ülke. İş ki onu yönetenler, devlet yararına uzun vadeli diplomatik stratejileri kurgulasınlar. Dün Ankara büromuzdan gelen o haber bize bunun yeni bir örneğini sunuyordu.
Bu manşet içimizi bir ölçüde ferahlattı. Şimdi, şu soruya yanıt arayacağız: Nasıl oldu da aynı zirvede 'Fransa'nın NATO'nun askeri kanadına giriş kararına  böylesine kolayca izin verdik?'