AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-07-04

kategori2

İktisatçılar Bakan'a ne dedi?

Ekonomiden sorumlu Bakan Ali Babacan Çarşamba günü 10 kadar iktisatçı köşe yazarını İstanbul'da bir araya getirdi. Hazine Müsteşarı ve Merkez Bankası Başkanı da toplantıya katıldı. Ama ekonomi yönetimi görüş beyan etmedi. Sadece iktisatçıları dinlediler. Bakan Babacan geçmişte de Merkez Bankası yönetimi ile beraber sık sık İstanbul'a gelir ve bu tür toplantılarda birçok iktisatçı ile görüşür, fikir teatisinde bulunurdu. Dolayısı ile Bakan Babacan bıraktığı yerden yeniden başladı.
Biz de bu toplantıya davetli idik. Ancak daha önceden İstanbul Ticaret Odası'nda bir konuşma yapmak üzere söz verdiğimiz için, ilk bölümde dünya gelişmeleri konuşulduktan sonra, ayrılmak zorunda kaldık.
Toplantıda biz ayrıldıktan sonra Türkiye ile ilgili konuşulanları meslektaşım Seyfettin Gürsel tarafından yazılmış olan bir özetten aktarıyorum. Aşağıda Seyfettin Gürsel'in toplantı özeti var. Tekrar edelim, buraya aktarılanlar İstanbul'daki iktisatçıların özet görüşlerinin ortalaması. Bakın Seyfettin neler diyor!

***
'Her kafadan bir ses çıkmıştır' diye düşünüyor olabilirsiniz. İktisatçı fıkraları düşünüldüğünde haksız sayılmazsınız. Ama toplantıdan benim beklentilerimi de aşan bir konsensusun temayüz ettiğini belirteyim. Elbette iktisat politikalarının dozajında ve zamanlamasında bazı görüş farkları var, ama işin özünde geniş bir görüş birliği olduğunu düşünüyorum.
Dünya ekonomisinin kriz sonrası, Türkiye'nin işini zorlaştırıyor. 2009 kayıp yıl. 2010'dan itibaren yüzde 5-6 büyümeye ihtiyaç var. Bu büyümeye, özellikle  patlama yapan işsizliği adım adım geriletmek için de ihtiyaç var. İyimser bir tahminle yüzde 5-6 büyüme gelecek yıl baz etkisiyle (2009'daki aşırı küçülmenin üzerine) yakalansa bile, orta vadede sürmesi garanti değil. Çünkü iç talebe ve çoğunlukla dış kredi ile finanse edilen yüksek cari açığa dayanan büyümeye geri dönüş artık pek mümkün değil. Mutlaka ihracata dayalı yeni bir büyüme modeline ihtiyaç var.
Böyle bir büyüme modeli önce tasarlanmak, sonra da 2009'dan itibaren adım adım uygulanmak zorunda. Kriz bir bakıma yeni büyüme modeline geçişi kolaylaştıran bir zemin yarattı. Türk Lirası aşırı değerli olmaktan çıktı. Rekabet gücü var.  Piyasa reel faizi yüzde 5 civarında. Faiz hiç bu kadar düşük olmamıştı. Küresel deflasyon ve durgunluk, enflasyonu hedeflerin altına indirdi. TCMB'nin eli rahat.
Bu zeminin korunması gerekiyor. Nasıl? Birinci sorun bu. Ama bu yetmez. Aynı zamanda makro  zeminin sanayinin rekabet gücünü artıracak yapısal reformlarla desteklenmesi gerekiyor. Mevcut reel faiz, reel kur ve enflasyon düzeylerinin korunabilmesi para ve maliye politikalarının çok etkin bir karışımını gerektiriyor ve bu hiç de kolay değil. Bu noktada görüş ayrılıkları var. Ama önce ortak görüşü özetleyelim.
İktisatçılar orta vadede maliye politikasının sıkılaştırılarak 2009'da ortaya çıkan zorunlu açılmanın kontrol altına alınmasını savunuyor. Dolayısıyla sağlam bir orta vadeli mali programının şart ve acil olduğu konusunda görüş birliği var.
Ancak kimi meslektaş, maliye politikasında gevşemede ipin ucunun şimdiden kaçmak üzere olduğunu savunuyor. Bir an önce  gerçekçi bir 2009 bütçesi yapmak ve nasıl finanse edileceğini ortaya koymak gerekiyor.
Benim son tahminim bu yıl küçülmenin yüzde 6'yı bulacağı şeklinde. Bu koşullarda bütçe açığı 70 milyara, bütçe açık oranı da, yüzde 6'ya dayanır. Kriz koşullarında bu o kadar vahim değil. Ancak nasıl finanse edileceği ve sonra nasıl toparlanacağı önemli. Tümüyle içeriden finanse edemezsiniz. Faizler artar. Tümüyle TCMB'ye dolaylı olarak finanse ettiremezsiniz. Beklentiler (enflasyon, kur, faiz) bozulur. Ama Merkez Bankası para politikasının  sınırlı ve ölçülü miktar genişlemesi ile destek olabilir. Son tahlilde açığın önemli kısmını dış tasarrufla karşılamak zorundasınız.
IMF tartışması da bu noktada gündeme geliyor. İktisatçıların çoğunluğu IMF anlaşmasından yana. Çünkü anlaşmanın makro zemini korumayı kolaylaştıracağını düşünüyorlar. IMF ile anlaşma yapılmayacaksa da, belirsizlik bir an önce ortadan kaldırılmalı ve güçlü bir mali program ile yapısal reform paketi ortaya konulmalı. Zor reformlar gündemde, işgücü piyasası başta olmak üzere!