AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-07-04

kategori2

Doğan grubuna transfer olmaya nihayet tamamen hazırım

Bir süredir fikir ortalıkta dolaşıyordu. Genetik deformasyonları nedeniyle olağanüstü dedikoducu olan gazeteciler hakkımda söylentiler dolaştırıp, yakıştırmalarda bulunuyorlardı. Bir süre asılsızdı bu söylentiler, çünkü zihinsel olarak hazır değildim transfer olmaya.
Ama şu an beynimin tam kıvama geldiğini hissediyorum. Son adımı atmaya hazırım. Doğan grubuna geçebilirim şimdi.
Ne yazık ki hepinizin tahmin ettiği gazeteye olmayacak transferim. Hürriyet'e gitmiyorum. Tuhaf bir şekilde Milliyet girdi devreye... Kader utansın; ne yapalım.
Dediğim gibi beynim kıvama geldi bu adımı atmak için ama o kıvam Hürriyet'e uygun bir kıvam değil. Milliyet'e çok uygun olduğum ortaya çıktı.
Önceki gün birtakım olaylar oldu ve beynimin adeta emilip çekildiğini hissettim. Büyük bir emiş sesinin sonunda kafamda beyin yerine sadece kara bir delik kaldı. O yaşadıklarım hayat sevincimi de zekamla birlikte çekip aldı ve ben Sedat Ergin'in çok seveceği ve takdir edeceği bir Milliyet yazarı adayına dönüştüm... Ertuğruk Özkök beni elinden kaçırdığın için üzülüyorsan, ben üzülme ve sabret derim. Çünkü bir gün zekam ve yaşam sevincim geri gelirse Milliyet'in bünyesi zaten bana tahammül edemez ve kurtulmak ister benden. O gün de bir iç transfer ile bitiririz işi.
Önceki gün neler olduğunu ve sabah normal kalktığım halde neden adım adım tükenerek bir tipik Milliyet yazarına dönüştüğümü size şimdi anlatacağım:
Sabah kalktığımda kendimi çok iyi hissediyordum. Her okuduğum yazıdan, her dinlediğim haberden bir mizah yazısı aklıma geliyordu. Tam bir hergele, aşırı uçta bir fırlama gibi hissediyordum kendimi. Kötüydüm, insani duyguları tamamen bir kenara koymuştum. Dolayısıyla yazıya başladığımda mırıl mırıl şikayet eden, zırlayan cümlelerle yazmayacaktım. Yazar olarak sevdiğim benliğim dimdik ayaktaydı. Onun tüm kötülüğü, acımasızlığı, vefasızlığı ile hazırdım yazıya.
Ve bilgisayarın tuşuna tam vuracaktım, başıma bir felaket geldi. Rana odaya girdi 'Haydi dışarıya çıkıyoruz' dedi.
Önceden hiçbir uyarı yapmadan, benim şoka hazırlanmama hiç fırsat vermeden vurdu bana bu darbeyi...
Ne amaçla çıkarsak çıkalım, Rana ile dolaşmak benim için başlı başına bir travma nedenidir ama bu kez olay çok daha da korkunçtu. Çünkü beni notere götürüyordu, düşünebiliyor musunuz?..
Bende hiperaktivite ve rutine tahammülsüzlük vardır, rutin ve sıkıcı bir iş yapmak zorunda kaldığımda panik atakları geçiririm.
Notere gideceğimizi duyduğumda sadece bunun fikri bile bana ilk atağımı geçirtti. Nefesim tıkanıyor gibi oldu ve taşikardi oldum.
Beni o korkunç yerlerden bir tanesine götürdüğü takdirde kesin öleceğimi söyledim, sadece 'Haydi fazla söylenme, gidiyoruz' dedi.
Bu noterler daima her gün ve her an mahşer gibi kalabalık olur. O kadar insanın neden daima noterlik işi vardır, bu benim için meçhul. Ve üstüne üstlük bu kalabalıklar daima benim normal yaşamımda sokakta bile rastlaşmayacağım türden insanlardan oluşur. Bunların önemli bir bölümü her an öğle namazına başlayacaklarmış gibi davranır. Diğer bölüm de rutin Türk üçkağıtçısı görünümündedir. Ve evet; hepsi de göbeklerini kaşır. Bu insanların hepsi de benden daha akıllılarmış gibi davranır ve kendilerine de saygı gösterilmesini talep ederler.
Bütün bu insanlık trajedisinin tüm karmaşası sürerken noterde çalışan insanlar, ağır dozda uyuşturucu almış gibi büyük bir sakinlikle hayatta düşünebileceğiniz en rutin ve detay işi büyük bir sabır ve dikkatle ve de yavaş yaparlar. Her biri bana ayrı panik atağı geçirten ayrıntılarda sorular sorarlar size. Babamın doğum yılını filan isterler. Ben bu soruya daima '19'uncu yüzyıl içinde bir tarih' diye cevap veririm ve Rana daima laubaliliğime kızar. Laubali de değilim üstelik sadece gerçekçiyim.

DAHA YARISINDA DA HASAN CEMAL OLDUM
İşlemimizin henüz yarısındayken beynimde müthiş bir 'Hüüüüüüp...' sesi duydum. Hani su dolu küvetten su boşalırken en sonunda bir ses çıkar ya; ona benzer bir sesti bu. Beynim çekiliyor, çalınıyordu benden. O aşamada noterden kaçsaydım belki Milliyet'e yeni bir Hasan Cemal olarak girecek kıvamda kalabilirdim. Ama ne yazık ki işlemlerimiz daha bitmemişti. Beynimdeki 'Hüüüüüp' sesi sürdü.
Bu arada, insanlar dışında cansız şeylere de takmaya başlamıştım. Noterdeki tüm makineler özellikle de fotokopi makinesi olağanüstü yavaş çalışıyordu. İçimden o makineleri sadece yavaş oldukları için tamamen kırmak arzusu yükseldi. Ya onları tahrip etmek zorundaydım ya da noterdeki  insanların tümünü öldürmeliydim.
Hiçbirimizin tahmin edemeyeceği, bana bile olağanüstü tuhaf gelen bir şey de oldu. 'Bana bile' diyorum çünkü ben Rana ile evli olduğumdan tuhaflıklara kaşarlıyım sanırdım. Ama değilmişim işte. Sokaktan ilk önce mobil bir overlokçu geçti sürekli anons da yapıyordu. Hemen fırladım dışarıya, böyle bir şey nasıl olabilir diye bakmak için. Adam bir kamyona overlok aletini yüklemiş ve mikrofondan da mahalle sakinlerinden iş talep ediyordu. Mikrofondaki kadın sesi, Oscar gecesi kırmızı halıya yaklaşan starları sunan kadının sesi gibi seksiydi. Bir overlok makinesinin bu kadar seksi sunulmasına neden gerek olduğunu düşünüyordum ki; arkamda bir çan sesi duydum. Dondurmacı geldi sanarak arkama baktım ve hiçbirinizin tahmin edemeyeceği bir başka şey daha oldu. Sokaktan bana doğru bir deve yaklaşıyordu... Tüm cesaretimi toplayarak devenin sahibi olduğunu tahmin ettiğim kişiye yaklaştım. Kendisinden çok daha iyi giyinmiş olan bu devenin neden orada bulunduğunu soracaktım ama o aşamada sinirlerim artık tamamen laçkalaştığından olmalı, adama devenin varlık nedeni sormak yerine 'Eskiden mahallelerde ayı dolaştırıp kadınların hamamda nasıl bayıldıklarının taklidini ayıya yaptırırlardı. Bugün onlar da gelecek mi buraya?' diye bir tuhaf soru çıkıverdi ağzımdan ve adam 'Bilmiyorum' dedi, devesiyle birlikte overlok makinesinin arkasından yürüyüp gitti,
İşte tam da o aşamada artık cilveleşme sürecini sona erdirip Doğan grubuna transfer olmaya karar verdim.
Beynim tamamen ortadan yok olmuştu.
Deveciye sorduğum sorudan da anlaşılacağı üzere anlamsız cümleler de kurabiliyordum. Üstelik söylemek istediğimden çok farklı şeyleri bilinçsizce söylüyordum
Overlokçuyu ve deveyi gördüğümden yaşam sevincim de kalmamıştı.
Artık Milliyet'te yazmaya hazırdım.

Atıldığıma çok mutlu oldum
AKŞAM gazetesinin yayın yönetmenliğinden alındığıma önceki gün gerçekten çok mutlu oldum. Düşünsenize hala daha yayın yönetmeni olsaydım İsmail Küçükkaya yerine ben aynı uçakta Fehmi Koru ve Mehmet Altan ile seyahat etmek zorunda kalabilecektim. Üstelik gidilen yer de Irak olacaktı.
Hiçbir anında mutluluk yaşama ihtimali bulunmayan bir seyahatti bu benim için. Üstelik Mehmet Altan'ı beslenme saatinde izleme zorunda kalmak gibi bir olağanüstü tehlike riski de mevcuttu. Onu beslenme saatinde izlemeye tahammül edebileceğimi sanmıyorum. Halime şükrediyorum görevden alındığım ve bu badireden kurtulduğum için...