AKŞAM GAZETESİ | Hüsnü Mahalli | 2009-07-04
Hem bu köşede hem de 17 Haziran'da yayınladığım ve üç gün süren yazı dizisinde İran seçimleri, bu ülkedeki siyasal ve dinsel yapı ile ilgili olarak özet ve objektif bilgiler vermeye çalıştım.
Çeşitli televizyonlarda katıldığım haber bültenleri ile özel programlarda da aynı özeni gösterdim. Çünkü bana göre doğru bilgilere dayanmayan analiz ve öngörüler hep yanıltıcıdır.
Oysa aynı süre içinde gazete ve televizyonlarda İran olaylarını yorumlamaya çalışanların büyük bölümü ne yazık ki doğru şeyler söylemiyordu. Bu kişilerin bir bölümü bırakın doğru bilgi vermeyi, tümüyle Batı ağzı ile konuşmayı tercih ediyordu.
Bir kısmı ise haber bültenlerini dinleyerek İran uzmanı kesilmiş ve çıktığı televizyon programlarında bırakın İran'ı, neredeyse tüm bölgenin kaderini belirleyecek yorum, değerlendirme ve öngörülerde bulunuyordu.
Daha önce bu köşede yazmıştım: Herhangi bir nedenden dolayı kambur olanlar dik durmaz. Dik duramayanlar ise önlerini göremez ve gösteremez.
İran'ı ve bu ülkedeki gelişmeleri Batı'nın gözlükleri ile görmenin hiçbir anlamı yok ve olamaz. Seçimden bu yana Batı medyasının büyük bölümü İran ile ilgili haber ve analizlerinde bilerek ya da bilmeyerek sınıfta kalmıştır.
Tıpkı bizim coğrafyamızda bundan önce yaşanan tüm olaylarda olduğu gibi...
Şöyle bir hatırlayın...
Batı medyası, Türkiye'de yaşanan olaylarla ilgili olarak nasıl haber ve değerlendirmelerde bulunuyordu. Bu haber ve değerlendirmelerin acaba hangisi doğru çıkmıştı?..
Ama ne yazık ki tüm gerçekler ortadayken bizdeki bazı çevreler Batı medyasının haber ve analizlerini ciddiye almayı bir alışkanlık haline getirmiş hatta neredeyse Türkiye içi gelişmeleri bile onların ağzı ile Türk halkına anlatmaya çalışıyor.
Bu vazgeçilmesi çok zor ama çok kötü bir alışkanlıktır.
Şimdi bu kısa tespitten sonra İran'daki olası gelişmelere bir göz atalım.
İran'dan gelen haberlere bakılırsa Kum'da çok yoğun kulisler yapılıyor. Ülkeyi dolaylı ya da dolaysız yöneten mollalar, politikacılar, işadamları, aydınlar, uzlaşma ve krizden çıkmanın yollarını arıyor.
Aynı zamanda Ahmedinecad yandaşları 86 üyeli Uzmanlar Kurulu'nda yoğun kulis yaparak Dini Lider Hamanei ile ters düşen Kurul Başkanı Rafsancani'yi düşürmeye çalışıyor. Rafsancani ve yandaşları ise hem Ahmedinecad'ın yolunu kesmek hem de ona destek veren Hamanei'den kurtulmanın yolunu arıyor ve ülkenin bir din kurulu tarafından yönetilmesi gereğinden söz ediyor.
Taraflar arası tartışma, çekişme siyasal ve dini elit çevrelerinde devam ederken bazıları sokağın tansiyonunu kullanmayı sürdürecektir.
Uzun süre göz hapsinde tutulan Ayetullah Muntazari ise eski Cumhurbaşkanı Hatemi gibi Rafsancani'ye destek veriyor. Başta Irak'ın dini lideri Sistani olmak üzere dünyadaki Şii din adamları ya da temsilcileri Kum'a akın ediyor. Herkes Şii İslam Cumhuriyeti'nin geleceğinin garanti altına alınması için yoğun çaba harcıyor. Unutmamak gerekir ki; başta Muntazari, Rafsancani ve Hatemi olmak üzere Ahmedinecad'a karşı olanların neredeyse tümü molla ve din adamı. Ahmedinecad'ın seçim rakibi Musavi ise düzenin değişmesinden yana olmadıklarını, istedikleri şeyin aslında insanlara daha fazla özgürlük ve demokrasi olduğunu söylüyor.
Özetle ve daha önce söylediğim gibi İran'da olaylar Batı medyasının tüm beklentilerinin tersine duruluyor. Olağanüstü gelişmeler yaşanmazsa siyasal ve dini erki paylaşanlar en kısa süre içinde anlaşıp uzlaşacaktır. Bu uzlaşmadan sonra İran'da ülkenin geleceğini belirleyecek sert ama çok sessiz tartışmalar yaşanacaktır.
Ve İran olası tüm özgürleşme ve demokratikleşme olasılıklarına karşın kısa ve orta vadede bir İslam Cumhuriyeti olarak kalacak, Şii Acem karakterinden asla taviz vermeyecektir.
Başta ABD olmak üzere Batı ise böyle bir İran'ı tercih eder ve edecektir.
Ve bundan dolayıdır ki; Türkler'e, Araplar'a, Kürtler'e, Afganlılar'a, Pakistanlılar'a komşu İran hep önemli bir ülke olarak kalacaktır.