AKŞAM GAZETESİ | PAZAR | 05 TEMMUZ 2009, PAZAR

Sivas olayları sonrasında yazılan şiirler eskisi gibi değil

2 Temmuz 1993'teki Sivas katliamını televizyondan izleyince Aleviliği araştırmaya başlayan Fransız edebiyat uzmanı Catherine Pinguet'in Anadolu Alevilerini anlattığı kitabı önceki hafta Fransa'da çıktı. Pinguet ile Aleviliği ve şiirlerini konuştuk.

sivas

Bulduğu her fırsatta İstanbul'a gelen Catherine Pinguet'in, bir arkadaşının seyahatini bahane edip soluğu yine İstanbul'da aldığı zamanlardır. 1993 yılının yaz günleri... Fransa'da karşılaştırmalı edebiyat alanında yüksek lisans tezi hazırlarken Yunus Emre'nin, Kaygusuz Abdal'ın şiirlerini konu seçmiş biri olarak Alevilik hakkında bilgi sahibidir. Merakının peşinden Anadolu'daki Alevi köylerine kadar gitmiştir vaktiyle. Arkadaşlarıyla birlikte İstanbul'un keyfini çıkarırken 2 Temmuz'da Sivas'taki Madımak Oteli katliamını 'flaş haber' olarak televizyonda izleyince derin bir şoka girer. Sonrasındaysa Alevilik meselesine daha yakın ilgi gösterir; Fransa'daki önemli dergilerde bu katliamı, Aleviliği, şiir geleneğini, Gazi olaylarını ele alan yazıları çıkar.

Alevilikle ilgili son çalışması Anadolu Alevilerini konu edinen bir kitap. 'Les Alevis Bardes d'Anatolie' adıyla Fransa'da geçen hafta yayınlandı. Kendisi aynı günlerde, daha önce yazdığı ve bu sayfalardan duyurduğumuz İstanbul'un köpekleriyle ilgili kitabının Türkçeye çevrilmesi vesilesiyle İstanbul'da bulunuyordu. Yazar, sıkışık gündemine rağmen hikayesi, son kitabı ve Alevilikle ilgili fikirleri hakkındaki sorularımıza cevap verdi.
1965 doğumlu Pinguet, İstanbul'a ve Türkiye'ye duyduğu ilginin kaynağını büyüdüğü yerin özelliğine bağlıyor; 'Paris'in 100 km güneyindeki Vesine'de yaşıyorduk, ilginç bir yerdi. 30'a yakın farklı milletten insanlar vardı, Ruslardan Cezayirlilere, İspanyollardan Ermenilere kadar bütün dünya oradaydı sanki. Fabrika bölgesi olduğu için çalışmaya geliyorlardı. Sınıfımdaki tek Fransız bendim. Ben 16 yaşındayken Türkler gelmeye başladı. Daha sonraları bütün o insanlar ülkelerine dönmeye başladı ya da Fransa'nın diğer yerlerine gittiler. Bir tek Türkler kaldı. Şimdi orası Anadolu'daki bir kasaba gibi, camiye gidiyorlar, sokakta türbanlı kadınlar dolaşıyor.'

Pinguet İstanbul'a ilk kez, Vesine'deki kolej arkadaşının memleketini ziyaret etmesi vesilesiyle, ona eşlik ederek gelir. Daha sonra uzun süreli ziyaretleri başlayacak ve toplam 12 yılını Türkiye'de geçirecektir. 
Pinguet'in Aleviliğe duyduğu ilgi de yine o ilk gelişlerinden birine uzanıyor. 1987'de Fransız okul arkadaşı, tasavvufla ilgili tezini hazırlama niyetiyle yola çıkar. Beraberinde elbette Pinguet vardır. Küçük çaplı bir uğraştan sonra arkadaşı konudan vazgeçer ama Pinguet'in merakı uyanmıştır bir kere. Sivas olaylarından sonra farklı zamanlarda çeşitli yörelerdeki Alevi köylerine gider, hayatlarına tanıklık edip röportaj  yapar.

ALEVİLER KATLİAMIN YASINI TUTAMADILAR
Pinguet son kitabında bizzat bu gezilerinde yaşadıklarından, izlenimlerinden bahsediyor. Alevilik hakkındaki fikirlerini de buralarda gördüklerinden yola çıkarak aktarıyor. 'Tekke köyüne, Tire'ye, Hacıbektaş'a, Sivas'a gitmiştim ilk zamanlarda, çeşitlilik ilgimi çekmişti. Aleviler hakkında bir sürü dedikodu duymuştum, Müslüman olup olmadıkları konuşuluyordu mesela, ama kendi aralarında da Alevi-Bektaşi ayırımı vardı, kendileri hakkındaki görüşleri farklıydı, yine de serbestçe tartışabiliyorlardı, bu az rastlanılan bir durumdur.'

Bir edebiyat araştırmacısı olarak, Alevilerin 'geniş bakış açısının ve hoşgörüsünün' izini daha iyi sürmek için şiirleri incelemeye karar vermiş. Tarihteki kötü olayları, baskıları anlatırken öfkeyi, kızgınlığı, sitemi yansıtan şiirlerin düşmanlıktan ve intikam çağrısından bahsetmemesine az bulunur bir gelişmişliğin göstergesi olarak bakıyor. Şiirleri incelerken dikkatini çeken bir durum da, 1993'teki katliamın açtığı yaranın büyüklüğünün bu şiirlerde kendisini belli etmesi olmuş. İlk akla gelebileceği gibi konularda, içerikte kendisini belli eden değil de, açıkça biçime yansıyan bir değişme; 'Yetenekli ozanlardan çıkan şiirler Alevilerin hayata bakışlarını da zulümleri de edebi değeri yüksek bir biçimde anlatıyordu hep, ama bu durum 1993'ten sonra değişmiş. Yine çok şiir yazılmış, bestelenmiş ama edebi değer bakımından öncekilerle karşılaştırmak mümkün değil. Çaresiz kalınmış bu konuda. Çünkü yasını tutamamışlar olayların, etkisi hala sıcak. Bu anlaşılır bir durum aslında, adaletin yerini bulmadığı duygusu hakim. Devlet olarak birinci dereceden sorumluları yargılamayı bin bir dereden su getirilerek 7 yılda yapmışsın, başından savmak istemişsin, örneğin olayları kışkırttığı anlatılan zamanın belediye başkanını mahkemeye bile çıkarmamışsın, sonra milletvekili olup sıyrılmış işin içinden. Bu adaletsizliğin hesabını da vermemişsin. Katliamın yapıldığı otelin durumunu hala netleştirmemişsin. '

Cem Vakfı, Aleviliğin Sünnileşmesinin önünü açıyor
Madımak'ın müze yapılması fikrini nasıl buluyorsunuz?
Türkiye'de müzeler genelde gezilmiyor. Eğer burada da kimsenin gezmeyeceği bir anı müze yapılmak isteniyorsa bunun iyi bir fikir olduğunu söyleyemem. Orası Aleviliğin anlatıldığı canlı bir merkez olmalı. Son zamanlarda eski sadeliğini kaybetti, magazinselleşti, korumak lazım bu kültürü.

Neden kaybetti o sadeliği?
İlk geldiğim zamanlarda Abdal Musa'daki etkinliklere katılmıştım, sade ve etkileyiciydi. Dört saatlik bir cem tuttuklarını hatırlıyorum, İstanbul'dakiler o kadar uzun olmuyor. Sonraları o etkinlikler çok karmaşıklaştı, şehirden gidenlerle garip bir şatafata dönüştü. Dağınık ve bakımsız ama orijinal bir mezarlık vardı mesela, bir vakıf güzelleştireceğim diye yeniden yaptı o mezarlığı, şimdi bütün o havası kayboldu ama bazılarının hoşuna gidiyor ilginç biçimde. Bir de artık siyaset sahnesine dönüştü, her yıl bir sürü siyasi isim gidiyor o tür yerlere. Pek iyi bir şey değildir bu.

Cem Vakfı etkili görünüyor; dağınıklığı toparlamadı m?
Alevilerin devlet katında tanınması, Sünni kesimin ön yargılarının kırılması, devletten ekonomik destek görmesi ve mezhepler arasındaki gerilimin bitirilmesi için Diyanet kurumuna yakınlaşıyor. Böyle bir politikası var Cem Vakfı'nın. Ama bunu yaparken Aleviliği egemen görüşün etkisine açıyor. Vakfıın yaptığı mezhepler arası barışı değil Aleviliğin Sünnileşmesini sağlar. Yoksa mezhepler yakınlaşmak zorunda değildir. Gerilimin bitmesinin tek koşulu vardır; baskıyı kaldırırsın inançlarını kültürlerini serbestçe yaşarlar.

EYUP TATLIPINAR-etatlipinar@gmail.com