AKŞAM | CUMARTESI | 04 TEMMUZ 2009, CUMARTESİ

Başbakan babadan çocuklarına miras: 45 sterlin ve çılgın bir ruh

İdareyi saÄŸlamak için gittiÄŸi Balkanlar'da idamdan son anda kaçırılan, kaymakam ve vali olarak Anadolu'yu arşınlayıp tarlalarda nöbet tutarken Libya baÅŸbakanlığına 'tayini çıkan' bir isim Sadullah KoloÄŸlu. Kendisi Libya baÅŸbakanı olarak öldüÄŸünde çocukları Orhan ve DoÄŸan'a 45 sterlin ve bir de o dilden dile dolaÅŸan çılgınlığını miras bırakmış. Futbol yorumcusu DoÄŸan KoloÄŸlu ve ailesinin 'maceraları', bugünlerde çıkan 'Galatasaraylı DoÄŸan KoloÄŸlu' kitabında...

gs
Futbolla ilginiz, bazı futbol yazarlarını okumuÅŸluÄŸunuz varsa bilirsiniz; yeni neslin dünya futbolunu takip eden, ayrıntılara inerek analiz yapabilen yorumcuları çoÄŸunluÄŸun içinde bariz bir biçimde fark ettirir kendilerini. Åžimdi el üstünde tutulan bu tür yorumculuÄŸu Türkiye'ye getiren isimlerin başında DoÄŸan KoloÄŸlu gelir. Fakat yeni neslin yazarları kadar ÅŸanslı olmamıştır. Epey bir süre önce, 'hücum futbolu' kavramını ilk kez kullandığında bırakın el üstünde tutulmayı, dalga geçilmiÅŸtir kendisiyle. Zira Türkiye'de bilinen futbol 'Çanakkale geçilmez' tarzı savunmadır. Kimin hakkı olabilir ki, savunmada ya da orta sahada duran oyuncuya 'biraz da ileri çık hücum yap kardeÅŸ, hatta gol ara, sonra bir de geri gel tekrar' diyerek herkesin rahatını kaçırmaya?
Vukuatları çoktur DoÄŸan KoloÄŸlu'nun. Hürriyet Gazetesi'nde Spor Müdürü iken Fenerbahçeli futbolcu Selçuk'un verem olduÄŸu haberini atlamayınca Fenerbahçe'nin baskısıyla gazeteden gürültülü bir biçimde postalanmıştır. AkÅŸam Gazetesi'nde Yazı İşleri Müdürü iken 'solculuk'tan dolayı 80 civarında dava yemiÅŸ, 21 ay 'içeride' yatmıştır. DoÄŸru bildiÄŸinden ÅŸaÅŸmamıştır hiç. Anlayacağınız biraz 'deli', çılgın biridir kendisi. Fakat onun hikayesindeki çılgınlık kendisiyle sınırlı deÄŸildir; kardeÅŸi tarihçi Orhan'da da aynı miktarda bulunur ve bu, iki kardeÅŸe de, 'Arap Kaymakam', 'Çılgın Vali' ve Libya BaÅŸbakanı unvanlarını aynı hayata sığdıran babaları Sadullah'tan bulaÅŸmıştır.

'Arap'lığı, 'Çılgın'lığın nereden geliyor babanızın?
Orhan KoloÄŸlu: Babam Sadullah, 1884 Derne doÄŸumlu, ÅŸimdiki Libya yani. Onun babası Hacı Salih, Derne'nin belediye baÅŸkanıymış, saraya zeytinyağı getirirmiÅŸ İstanbul'a. Bunlardan birinde Sadullah'ı da Abülhamit'in huzuruna çıkarmış. Abdülhamit de yeni açtığı AÅŸiret mektebine gitmesini istemiÅŸ. Sonra Mülkiye, derken kaymakam olmuÅŸ. 1913'te İttihat ve Terakki zamanında, Balkan SavaÅŸları sonrasında idareyi yeniden saÄŸlasın diye Trakya'da görevlendirilmiÅŸ, oradakiler de Derne'de doÄŸduÄŸu için 'Arap Kaymakam' demiÅŸler. Yoksa bembeyaz biridir kendisi.

Orada idareyi yeniden saÄŸlayabilmiÅŸ mi?
Orhan KoloÄŸlu: Pınarhisar'da, Vize'de ve Saray'da kaymakamlık yaparken Trakya'daki direniÅŸ çökünce İstanbul hükümeti tarafından idama mahkum edilmiÅŸ. İdam mangasının karşısına çıkmayı beklerken de daha önce yardım ettiÄŸi bir Bulgar tarafından kaçırılmış, çarÅŸaf içindeki kadın kılığına girerek. Anadolu'ya geçmiÅŸ oradan ama İstiklal Mahkemeleri'nde yargılanmaktan kurtulamamış. Beraat edince 1928'e kadar Maçka'da, Of'ta, Sürmene'de kaymakamlık yapmış. Oradan itibaren yaptıklarından dolayı da 'çılgın' demiÅŸler.

Çılgınlıkları neler?
D. K: Aslında hep halkı için çalışmış, öyle olunca da yapmadığı ÅŸey kalmamış, biraz bundan o lakabı. Of'tayken okul, bina falan yapımında kullanacak demir bulamıyorlar, Rusların bıraktığı, asker korumasındaki madenden köylülerle birlikte gizlice alıyor demiri. Hakkari'ye vali olarak atanınca olmadık yere köprüler yapmış mesela. GittiÄŸinde bakmış hiç fırın yok, ta Of'taki kayınvalidesinin köyünden fırıncı getirtmiÅŸ. Van'da valilik yaparken köylülere çiftçiliÄŸi öÄŸretmiÅŸ, su kavgaları çıkmasın diye geceleri suyun başında nöbet beklermiÅŸ. O zamanlar Cumhuriyet idealleri var tabii, kendi çıkarını düÅŸünmüyor, maksat ülke kalkınsın.

'İKİ VİLAYETİ İDARE EDEBİLECEK' REFİKA HANIM
Libya'ya baÅŸbakan olması nasıl gerçekleÅŸmiÅŸ?
O.K.: Babamın babası belediye reisi Derne'de. Oraya miras iÅŸlerine bakmaya gidiyor. Aile nüfuz sahibi olduÄŸu için kendisi kralın huzuruna çıkıyor bir ara. Kral'a Türkiye'yi, savaÅŸtan nasıl çıkıp, deÄŸiÅŸim için, kalkınma için neler yapıldığını anlatıyor. Kral da o konuÅŸmadan sonra kendisinden Libya'da baÅŸbakanlık yapmasını istiyor. Ankara'da konuÅŸup onay alınca da 1949'da baÅŸbakanlığa baÅŸlıyor.
D.K.: Orada da yapacağını yapmıştır ama. İngiliz iÅŸgal komutanın boÄŸazına sarılmış mesela, bir yönetim anlaÅŸmazlığı sırasında. Komutan kim bu deliyi buraya getirdi diye etrafından çıkarmış sinirini. Anlatılır orada. Libyalılar da sevmiÅŸ kendisini.

Miras işi ne olmuş peki, var mı orada toprağınız?
O.K.: Orası karışık... Babam 1952'de kanserden hayatını kaybetti. Daha sonra Türkiye'de askerlik eÄŸitimi alan Kaddafi orada darbe yaptı, her ÅŸey deÄŸiÅŸti.

Para da mı bırakmadı size?
D.K.: ÖldüÄŸünde cenazesine bir tek ben gittim, bütün aileyi götürecek kadar paramız yoktu çünkü. Hatta dönüÅŸ biletini oradan, babamın bıraktığı parayla alırım diye düÅŸünmüÅŸtüm. Libya'da ilk kez birine çelenkli cenaze töreni yapıyorlardı. Sonra babamın hesabına baktım, geride bıraktığı bütün parası yalnızca 45 sterlindi.

Bu kadar gezerken sizinle pek ilgilenememiÅŸtir herhalde?
D.K.: Babamız dışarıda otoriter biriydi ama evde tamamen annemin sözü geçerdi. Anneme saygısı çoktu. Bizimle de annem ilgilenirdi.
O.K.: Bir keresinde Hakkari'de bir aÄŸa misafir ediyor bizimkileri, adam 90 yaÅŸlarında neredeyse ama sürekli anneme bakıyor. Babam da dayanamayıp soruyor, 'ya aÄŸa niye hep benim hanıma bakıyorsun' diye. AÄŸa da 'çok güzel bir hanımınız var, iki vilayeti idare eder vallahi' diyor.  O aÄŸanın çocuklarıyla ahbap olduk sonra. Babam aÄŸanın eÅŸini Hakkari gibi bir yerde belediye meclisi yönetimine sokmuÅŸtu, Türkiye'de ilktir bir kadın için.

Babanız o kadar gezen biri, nasıl fırsat bulmuş evlenmeye?
O.K.: İlk evliliÄŸini Mülkiye'yi bitirdikten sonra Libya'da yapmış aslında. Oradaki eÅŸi vefat etmiÅŸ hastalıktan. Araya giren savaÅŸ yılları bitince evlenebilmiÅŸ ancak. Oflular çok severmiÅŸ babamı oradayken. Orada adettir, erkekler eÅŸek sırtında, kadınlar yaya yürürmüÅŸ. Babam da nerede eÅŸek sırtında bir adam görse indirir kadını bindirirmiÅŸ. İtiraz edemezmiÅŸ kimse, otoriter çünkü, yoksa Lazlara ters bir ÅŸey yaptırabilmen mümkün deÄŸil. Onun bu aksiliÄŸine raÄŸmen sevdikleri için en güzel Oflu kızı babama vermek istemiÅŸler. Ailesiyle İstanbul'da yaÅŸayan, ismi kulaktan kulaÄŸa duyulan Refika'yı. Babam İstanbul'dayken bahçelerindeki aÄŸaca çıkar onu gözetlermiÅŸ, eÄŸitimli, keman çalan, hikaye yazan biri. Kendisine aşık etmesi zor olmamış yani babamı.

BABADAN GİZLİ TOP   OYNAYAN YILDIZ FUTBOLCU
Babanız Anadolu'yu arşınlarken siz de Galatasaray'da okuyorsunuz. 
D.K.: Babamın içinde ukde kalmış Galatasaray. AÅŸiret Mektebi'nden sonra Galatasaray'a gitmek istemiÅŸ, devletin en büyük kurumlarından, ama Mülkiye'ye yollamışlar. Beni de küçük yaÅŸta yatılıya yazdırdı oraya. Okulun en küçüÄŸüyüm, müdür kızını benim yanıma oturtuyor derslerde, yani o sıralarda okulda kız öÄŸrenci yok. Müdür cuma akÅŸamı evine götürürdü beni aile ortamı içinde olayım diye.

O.K.: Ben ilkokulu Konya'da büyükannemlerin yanında okudum. 1910'daki iÅŸgalden sonra ailenin bir kısmı oraya göçmüÅŸ. İlkokuldan sonra beni Galatasaray'a verdiler yatılı. 1940-47 arası aynı sınıfta okuduk DoÄŸan'la. Biraderler denirdi bize. En büyük eÄŸlence futbol tabii, ders araları 15 dakika, zaman az, daha dersteyken iÅŸaretleÅŸerek kadroları kurar, zil çalar çalmaz fırlardık dışarı, sahayı kapmak lazım çünkü bir de.

DoÄŸan Bey iyi topçuydu galiba.
D.K.: Orhan, B takımında oynardı, bıraktı sonra. Ben A takımında oynardım. Okulda itibarı çoktu tabii A takımındakilerin. Bütün herkes sizi tanıyor, yıldız oyuncusunuz. Çikletten fotoÄŸraflarımız çıkardı. Çok sevinirdik tabii ama özellikle daha fazla mütevazı davranırdık bu yüzden, öyle bir eÄŸitim almışız.
Babanız futbolculuğunuza kolay izin verdi mi?
D.K.: İzin almadık tabii, haberi yoktu. Nasıl söyleyeceÄŸimizi de düÅŸünürdük doÄŸrusu, çekinirdik. Bir gün yanına gideceÄŸimiz sırada ayağım kırıldı, mecburen söyledik, kızmadı. 1935'te Konya'da vali yardımcılığı yaparken kendisine futbol takımı emanet edilmiÅŸ, teknik direktöre sormuÅŸ, bütün isteklerini yerine getirmiÅŸ takımın. Takım da o yıl ÅŸampiyon olup birinci lige çıkmış. Ama hiç anlamazdı futboldan, bildiÄŸi tek ÅŸey ata binmekti.

İkinizin ortak yolu gazetecilik mesleÄŸinde devam etmiÅŸ, ikiniz de komünistlikle suçlanmışsınız...
O.K.: O yıllarda farklı bir bakış açısıyla düÅŸündüÄŸünüzde hemen komünist ilan ediliyordunuz. Yoksa illa bir ÅŸey yapmanız gerekmiyor. Ben basın ataÅŸesiyim mesela Ecevit Hükümeti'nin, yazılar çıkıyor hakkımda 'Orhan KoloÄŸlu Moskova'ya' diye. Lübnan'da resmi ziyaretteyken büyük haberler yapılıyor 'Avrupa'ya kaçtı' diye.

DoÄŸan bey peki siz 80 dava açılacak kadar ne yaptınız?
D.K.: AkÅŸam'ın Yazı İşleri Müdürü isen ve gazetede Aziz Nesin, Çetin Altan yazıyorsa senin bir ÅŸey yapmana gerek kalmıyor! Ne yazsalar dava açılıyor. Bir noktadan sonra da umursamıyorsunuz zaten. Bir keresinde yazarımız İlhami Soysal kaçırılıp dövülünce büyük olay olmuÅŸtu. Dönemin güçlü askeri Cemal Tural tarafından yaptırıldığını düÅŸünüyordu herkes. Olayın üzerine gidince tehditler, uyarılar, nasihatler aldık. Derin devletle karşılaÅŸtık orada, spora yöneldim sonra.

Spor gazeteciliğinde de vukuatlar peşinizi bırakmamış ama...
D.K.: Davalardan dolayı 21 ay yattım içeride. Erol Simavi'den destek gördüm. Daha içerideyken sözleÅŸme gönderdi bana Hürriyet'te çalışmam için. Gazetenin spor bölümünü yönetiyordum, Fenerbahçeli Selçuk'un verem olduÄŸu haberini atlamadığım için kulüp baskı yaptı. Erol Simavi'nin odasını bastılar hatta. O çalkantıda iÅŸten ayrılmak zorunda kaldım. Erol Simavi daha sonra Selçuk konusunda haklı olduÄŸumu söyledi.

Orhan KoloÄŸlu 7 dili nasıl öÄŸrendi?
SöyleÅŸinin bir yerinde konu kardeÅŸlerin çapkınlıklarına geliyor. DoÄŸan KoloÄŸlu, konuyu çabuk kapatıyor, ama Orhan KoloÄŸlu gizleyemiyor. Yedi dil bilen Orhan KoloÄŸlu bu kadar dili nasıl öÄŸrendiÄŸi sorusunu cevaplarken DoÄŸan KoloÄŸlu gülerek sıkıştırıyor; 'doÄŸru cevaplar ver ama!'
O.K.: İngilizceyi babam sayesinde öÄŸrendim. İleri görüÅŸlüydü, Fransızcanın geçer dil olduÄŸu zamanlarda İngilizce öÄŸrenmem için bana dersler aldırdı bir tanıdığından.
D.K.: Dahası da var.
O.K.: Pek önemli bir olay deÄŸil o kadar. Ankara'da bulunurdum sık sık iÅŸim gereÄŸi, İngiliz elçiliÄŸinin sekreteri vardı, onunla pekiÅŸtirdim İngilizceyi.
D.K.: Almancayı nasıl öÄŸrendiÄŸini de sor.
O.K.: Aslında onda öyle pek flörtlük bir durum yoktu ama İtalyancada vardı. 
D.K.: Ne olmuÅŸtu onda?
O.K.: En iyisi iÅŸin bu kısmına fazla girmeyelim, diÄŸer diller de var, iÅŸin içinden çıkamayız sonra.

EYÜP TATLIPINAR etatlipinar@gmail.com

 

  • DiÄŸer Haberler

Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3