BaÅŸlığı okuduÄŸunuz zaman İran'da yapılan seçimin sonuçlarını bilmediÄŸimi ya da yanlış yorumladığımı düÅŸünebilirsiniz. Merak etmeyin, cumhurbaÅŸkanı Ahmedinejad'ın seçimleri yeniden, üstelik ikinci tura gerek kalmadan, üstelik geniÅŸ katılımın saÄŸlandığı bir seçimle, üstelik %60'ın üzerinde bir oy oranıyla, yine üstelik Batı dünyasının var gücüyle desteklediÄŸi Musavi'nin karşısında kazandığını biliyorum. Kaldı ki, dış dünyadan bakışla 'İran'da deÄŸiÅŸim' diye beklenen ÅŸeyin, insan hakları ve özgürlükler konusunda ilerleme, Batı dünyası ile entegrasyona yönelik bir dış politika çizgisine oturma, siyasi tutumda 'çatışmacı deÄŸil uzlaÅŸmacı' bir söylem beniseme olduÄŸunun farkındayım.
Bense deÄŸiÅŸimi kadınların başını açma özgürlükleri, ekonomik liberalleÅŸme ya da yeni bir cumhurbaÅŸkanı olarak görmüyorum. Bana göre deÄŸiÅŸim çok daha sisteme ve yapısal özelliklerine dönük bir tanımlama olmalı. İran'daki seçimler 21. yüzyılın ana trendlerini yansıtan büyük kapsamlı bir dönüÅŸümün göstergesi niteliÄŸinde ve sonuçlar üzerindeki yoÄŸun tartışma ve beklentiler geleceÄŸin demokrasisinin tarifi ile ilintili.
Neden mi söz ediyorum? Özetleyeyim:
1-Modern demokrasi, ortaya çıkışı ve geliÅŸim süreçleri bakımından ele alındığında entelektüel seçkin sınıfın, ruhban ve aristokrat kesimine karşı verdiÄŸi mücadelede halkı bir güç unsuru olarak yanına alma çabasının da bir ürünü. Nitekim Cumhuriyet fikri de, demokrasi ile mutlak özdeÅŸlik saÄŸlamasa da, özünde aynı açılımdan beslenmekte. Yüzlerce tanımı bulunan demokrasinin özü özgürlük ve adalet fikirlerinin üzerine inÅŸa edilmiÅŸ. Kısaca kavram, halkın eÅŸit vatandaÅŸlar olarak sisteme katkıda bulunmasını ve tercihlerini çeÅŸitli alternatiflerin arasından özgürce belirleyerek, bunları ifade edebilme hürriyetine sahip olmasını anlatıyor.
Ancak bu, teoride geçerliliÄŸi olan bir durum. İşin pratiÄŸine, yani tarihsel çerçevedeki uygulamalarına gelince, herkesin eÅŸit olmadığı, fırsatların adil dağılmadığı, özgürlüklerin yalnızca belirli kesimler tarafından kullanıldığı çok net olarak görülebiliyor. Zira yüzlerce yıllık demokrasi tarihi boyunca halkın rolü, entelektüel seçkinlerin yönetici sınıf olarak statüsünü tahkim etmek ve onların mutlak iktidarını meÅŸrulaÅŸtırmaktan ibaret kalmış.
Oy verenler hep halk olsa da, yöneticiler beyaz renkten ya da beyazlarla iliÅŸki içerisinde olup onların iktidarlarına karşı herhangi bir tehdit oluÅŸturmayan iÅŸbirlikçilerden oluÅŸmuÅŸ. Oysa 21. yüzyıl baÅŸka bir dönem ve esas dönüÅŸüm bu standart rollerin yer deÄŸiÅŸtirmesi anlamını taşıyor. Gerçek halk iktidara yürüyor ve beyazlar bu durumdan fena halde endiÅŸeli.
Eskiden yalnızca sunulan mönüden seçim yapabilme hakkına sahip olanlar, artık yönetmek istiyor ve seçkinlerin tahtını sallıyorlar. Ne Türkiye, ne ABD, ne de seçkinci Avrupa bu geliÅŸmeden muaf. Bu bakımdan İran'da deÄŸiÅŸim beklemenin garip bir durum olduÄŸunu, zira deÄŸiÅŸimin zaten gerçekleÅŸmiÅŸ olduÄŸunu söylemek çok daha manalı olacak diye düÅŸünüyorum.
2- Siyasette var olmaya ve yönetmeye talip olan kurum ve kadroların veya siyasi partilerin artık kolejli çocuklardan liderler aramaya son verip halka karışmalarının zamanı geldi. Yeni çağın insanları çoban deÄŸil, kendisinden neÅŸet eden liderler arıyor. İnsanlar kendi güçlerinin farkında ve kendi yaÅŸam biçimlerini daha anlamlı ve deÄŸerli buluyor. Özgürlük de istese, refah da talep etse bunu kendisinden olmayan, kendisine benzemeyen birinin inayetiyle istemiyor. Demokrasi pastasını ABD'nin elinden de, Batılı anlamda medenileÅŸmiÅŸ bir entelektüel liderin elinden de istemiyor. Ahmet ne verirse onunla yetinmeye razı. Zira halk entelektüellerin henüz fark edemediÄŸi bu büyük mücadelenin, yani 'saygınlık kazanma ve aÅŸağılanmaya karşı baÅŸkaldırı' savaşının fazlasıyla farkında. Zenci Hüseyin bu nedenle bugün ABD'nin BaÅŸkanı olarak ve çok geniÅŸ bir küresel halk desteÄŸiyle o makamı iÅŸgal ediyor. Gün Ahmet'lerin, Hüseyin'lerin günü.
3- Bir kötü haberimiz de liberallere geliyor. Son on yıllarda küreselleÅŸme ideolojisi ile bütünleÅŸerek tüm dünyaya yayılan liberal demokrasi rüzgarı, teorik kaynakları ve özü itibarıyla bir seçkinler hareketidir. Halkın demokrasi çerçevesinde talep ettiÄŸi haklar, aslında dezavantajlı olarak baÅŸladığı bir güç mücadelesinde öne geçebilmek için edinmek istediÄŸi fırsatlardır. Bu fırsatları kendisi için istediÄŸi kadar kendisinden olmayanlar için de isteyecek midir diye sorarsanız; ÅŸüphelidir derim. Bu yüzden yeni demokrasilerden baskıcı ve kural tanımaz yönetimler çıkması beklenebilir. Pek muhtemeldir ki, liberalizm önce kendi çocuklarını yiyecektir.
Kısaca, İran'da da, dünyada da gün deÄŸiÅŸimin günüdür. Lakin iyi midir, kötü müdür karar sizin...
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.