AKŞAM GAZETESİ | Deniz Ülke Arıboğan | 2009-07-06

kategori2

İran'da büyük değişim

Başlığı okuduğunuz zaman İran'da yapılan seçimin sonuçlarını bilmediğimi ya da yanlış yorumladığımı düşünebilirsiniz. Merak etmeyin, cumhurbaşkanı Ahmedinejad'ın seçimleri yeniden, üstelik ikinci tura gerek kalmadan, üstelik geniş katılımın sağlandığı bir seçimle, üstelik %60'ın üzerinde bir oy oranıyla, yine üstelik Batı dünyasının var gücüyle desteklediği Musavi'nin karşısında kazandığını biliyorum. Kaldı ki, dış dünyadan bakışla 'İran'da değişim' diye beklenen şeyin, insan hakları ve özgürlükler konusunda ilerleme, Batı dünyası ile entegrasyona yönelik bir dış politika çizgisine oturma, siyasi tutumda 'çatışmacı değil uzlaşmacı' bir söylem beniseme olduğunun farkındayım.
Bense değişimi kadınların başını açma özgürlükleri, ekonomik liberalleşme ya da yeni bir cumhurbaşkanı olarak görmüyorum. Bana göre değişim çok daha sisteme ve yapısal özelliklerine dönük bir tanımlama olmalı. İran'daki seçimler 21. yüzyılın ana trendlerini yansıtan büyük kapsamlı bir dönüşümün göstergesi niteliğinde ve sonuçlar üzerindeki yoğun tartışma ve beklentiler geleceğin demokrasisinin tarifi ile ilintili.
Neden mi söz ediyorum? Özetleyeyim:
1-Modern demokrasi, ortaya çıkışı ve gelişim süreçleri bakımından ele alındığında entelektüel seçkin sınıfın, ruhban ve aristokrat kesimine karşı verdiği mücadelede halkı bir güç unsuru olarak yanına alma çabasının da bir ürünü. Nitekim Cumhuriyet fikri de, demokrasi ile mutlak özdeşlik sağlamasa da, özünde aynı açılımdan beslenmekte. Yüzlerce tanımı bulunan demokrasinin özü özgürlük ve adalet fikirlerinin üzerine inşa edilmiş. Kısaca kavram, halkın eşit vatandaşlar olarak sisteme katkıda bulunmasını ve tercihlerini çeşitli alternatiflerin arasından özgürce belirleyerek, bunları ifade edebilme hürriyetine sahip olmasını anlatıyor.
 Ancak bu, teoride geçerliliği olan bir durum. İşin pratiğine, yani tarihsel çerçevedeki uygulamalarına gelince, herkesin eşit olmadığı, fırsatların adil dağılmadığı, özgürlüklerin yalnızca belirli kesimler tarafından kullanıldığı çok net olarak görülebiliyor. Zira yüzlerce yıllık demokrasi tarihi boyunca halkın rolü, entelektüel seçkinlerin yönetici sınıf olarak statüsünü tahkim etmek ve onların mutlak iktidarını meşrulaştırmaktan ibaret kalmış.
Oy verenler hep halk olsa da, yöneticiler beyaz renkten ya da beyazlarla ilişki içerisinde olup onların iktidarlarına karşı herhangi bir tehdit oluşturmayan işbirlikçilerden oluşmuş. Oysa 21. yüzyıl başka bir dönem ve esas dönüşüm bu standart rollerin yer değiştirmesi anlamını taşıyor. Gerçek halk iktidara yürüyor ve beyazlar bu durumdan fena halde endişeli.
 Eskiden yalnızca sunulan mönüden seçim yapabilme hakkına sahip olanlar, artık yönetmek istiyor ve seçkinlerin tahtını sallıyorlar. Ne Türkiye, ne ABD, ne de seçkinci Avrupa bu gelişmeden muaf. Bu bakımdan İran'da değişim beklemenin garip bir durum olduğunu, zira değişimin zaten gerçekleşmiş olduğunu söylemek çok daha manalı olacak diye düşünüyorum.
2- Siyasette var olmaya ve yönetmeye talip olan kurum ve kadroların veya siyasi partilerin artık kolejli çocuklardan liderler aramaya son verip halka karışmalarının zamanı geldi. Yeni çağın insanları çoban değil, kendisinden neşet eden liderler arıyor. İnsanlar kendi güçlerinin farkında ve kendi yaşam biçimlerini daha anlamlı ve değerli buluyor. Özgürlük de istese, refah da talep etse bunu kendisinden olmayan, kendisine benzemeyen birinin inayetiyle istemiyor. Demokrasi pastasını ABD'nin elinden de, Batılı anlamda medenileşmiş bir entelektüel liderin elinden de istemiyor. Ahmet ne verirse onunla yetinmeye razı. Zira halk entelektüellerin henüz fark edemediği bu büyük mücadelenin, yani 'saygınlık kazanma ve aşağılanmaya karşı başkaldırı' savaşının fazlasıyla farkında. Zenci Hüseyin bu nedenle bugün ABD'nin Başkanı olarak ve çok geniş bir küresel halk desteğiyle o makamı işgal ediyor. Gün Ahmet'lerin, Hüseyin'lerin günü.
 3- Bir kötü haberimiz de liberallere geliyor. Son on yıllarda küreselleşme ideolojisi ile bütünleşerek tüm dünyaya yayılan liberal demokrasi rüzgarı, teorik kaynakları ve özü itibarıyla bir seçkinler hareketidir. Halkın demokrasi çerçevesinde talep ettiği haklar, aslında dezavantajlı olarak başladığı bir güç mücadelesinde öne geçebilmek için edinmek istediği fırsatlardır. Bu fırsatları kendisi için istediği kadar kendisinden olmayanlar için de isteyecek midir diye sorarsanız; şüphelidir derim. Bu yüzden yeni demokrasilerden baskıcı ve kural tanımaz yönetimler çıkması beklenebilir. Pek muhtemeldir ki, liberalizm önce kendi çocuklarını yiyecektir.
Kısaca, İran'da da, dünyada da gün değişimin günüdür. Lakin iyi midir, kötü müdür karar sizin...