AKŞAM GAZETESİ | İsmail Küçükkaya | 2009-07-06
Türkiye bazılarının iddia ettiği gibi daha muhafazakar, daha İslami bir ülkeye dönüşmeyecek.
Askerlerin etkinliğinin artacağı bir ülkeye de...
Bu topraklarda Müslümanlık her zaman yaşayacak, Türk Silahlı Kuvvetleri de daima en saygın kurumların başında gelecek.
Bu çerçeve içinde biz 'daha demokrat bir ülke' olacağız, ona uygun kültürü adım adım geliştirerek, demokratik standartları yükselteceğiz.
Bir yandan da 'Türkiye'ye özgü şartların', evrensel kriterlerle uyumu sorununu hep yaşayacağız.
Kimse kızmasın, yadırgamasın, olumlu anlamda görmeye çalışsın, buradaki sistem biraz 'Türkiye'ye özgü' olacaktır.
Devleti yaşatacak, rejimi güçlü kılacak, halkın da sahip çıkacağı bir 'Türk tipi demokrasi, Türk tipi laiklik' gelişecektir. Coğrafyamızın dayattığı zorunluluk gereği...
Evet, bizim dönüşümümüz bu yönde olacak.
Yaşadıklarımız, o güzergahtaki birer sınavdan ibaret. Son belge krizi dahil. Devletin zirvesinde 'iyi bir kriz yönetimi' uyguluyorlar.
Bir yandan da kamuoyunda en küçük bir şüpheye yer kalmayacak biçimde adil yargılamanın tamamlanması ve gerçeklerin ortaya çıkması için mutabakat oluştu.
Küresel sistemin bu coğrafyada Türkiye'den beklentileri de bu yönde.
Dünya konjonktürü, 'Türkiye'nin teokrasiye kaymasını da militarizme yönelmesini de' istemez, kabul etmez.
Hemen yanıbaşımızda İran'ın yaşadıklarına bakın...
Evet; Türkiye 'marjinallerin tasfiye edildiği, aşırı uçların törpülendiği' bir süreçten geçiyor. Elbette direnenler olacak. Bu direnç zaman zaman, potansiyel krizleri içinde barındıracak. O dönemlerdeki yönetim becerileri devletin zirvesindeki ilişkilerin geleceğini etkileyecek.
ÇATIŞMA DEVLETLE TOPLUM ARASINDA DEĞİL
Devletle toplum arasında bir mücadele yaşandığı görüşü en çok kullanılan tezdir, ben katılmıyorum. Hayır; Türkiye'de devlet ve toplum arasında bir çatışma yok. Bu düşünce yanlış bir algının ürünü. Toplumun yüzde 85'inden fazlası askeri her defasında en çok güvenilen kurum sıralamasında bir numaraya koyuyorsa orada bir çatışmadan bahsedilemez.
'Toplum askerine güvenir' ama 'onun siyasete müdahalesini istemez.'
Son dönem gelişmeleri, 29 Mart öncesi dahil olmak üzere işte bu realitenin hayata geçirildiği bir sürecin adıydı.
Dünyayla senkronize bir ülkeyiz, yerküreyle entegre bir ekonomiye sahibiz.
Neyse ki ülkeyi büyük sistemin dışına atma gayretleri her defasında 'içeride devlet aklına', dışarıda 'küresel vizyona' çarpıp geri dönüyor.
Çatışma ve ayrıştırmayı amaçlayan bütün hamleler, tam tersine 'bütünleştirici etki' yapıyor.
Devlet sistemi, bu tip manipülasyonları doğru okuma ve derin analiz etme yeteneğini edindi. Siyaset kurumu tuzaklara düşmüyor.
Eski metotlar işlemiyor. Toplum, kendi bünyesinde devlete yönelik kuşkuların oluşması ve tepki dalgası yaratılma gayretlerini boşa düşürüyor.
Son belge tartışmaları iyi bir örnek oldu...
Artık, o belgenin doğru olup olmaması hiç önemli değil. Toplumun verdiği tepki, başka her türlü sonuçtan daha kıymetlidir. Her ne sonuç çıkarsa çıksın vahimdir ama bu noktada krizlerin üstesinden gelinebilecek olgunluğa ulaşıldı. En azından bunu test etmiş olduk.
Marjinaller tasfiye olacak. Buna politika, TSK, Emniyet, cemaat, basın, her kurum dahildir.