AKŞAM GAZETESİ | Deniz Ülke Arıboğan | 2009-07-06

kategori2

İlker Başbuğ'un başına gelenler

Son dönemlerde TSK'ya yönelik eleştirilerin giderek yükseldiğini görüyoruz. Bunu genelde kurumsal bazda değerlendirsek de, olayın bir de kişiler üzerinden yürüyen boyutu var. Ordu içerisinde de bir temizlenme faaliyeti sürüyor ve sakıncalı durumlara karışanlara yönelik adli önlemler alınıyor.
'Belge ya da kağıt parçası olayı', artık adına ne derseniz deyin, son dönemlerin güncel konusu. Nedense bu durumun Genelkurmay Başkanı'na yönelik 'istifa etsin' çağrılarına yol açması fazla incelenmiyor. Başbuğ ordunun hesap verebilirliğini göstermeye çalıştıkça, bunu isteyenler yan çiziyor. 'Cevap ver' diye bağıranlar, 'niye cevap veriyor?' diye sızlanıyorlar. Asker kamuoyuna yönelik olarak şeffaflaşma arzusuna girdikçe eleştiriler, üslubun sertliği, cevabın niteliği, askeri görüntünün rahatsız ediciliği üzerinden gelmeye başlıyor. Özellikle Albay Çiçek olayının TSK açısından bir yumuşak karın haline gelmesi mümkün. Çiçek pek de tekin bir görüntü vermiyor. Başbuğ'un 'fotokopiden delil olmaz tezini' mi, yoksa bizzat 'Albayı mı desteklediği' çok net olarak ayrıştırılamadığından, sorular birikiyor. Başbuğ ısrarla, 'eğer belgenin aslı çıkarsa yeniden değerlendiririz' demesine rağmen, olay farklı bir düzlemde yürüyor. 
Peki neden tüm bu garip durum İlker Başbuğ'un konumunu tartıştıracak bir biçimde gelişmekte? Ortada bir gariplik yok mu sizce? Demokrasi dışı hiçbir şeye izin vermem diyen bir komutan, neden neredeyse darbe tezgahçısıymış gibi lanse edilmeye çalışılıyor? Kimler onu daha göreve gelmeden durdurmaya çalışanlar? Hükümetle uyumlu çalışmasından rahatsız olanlar kim?

Kısa bir analiz yapalım. Kimler İlker Başbuğ'dan rahatsız?
1- 
Ergenekoncular; hiç şaşırmayın, ordu içerisinde de farklı uluslararası perspektiflere sahip olanlar var. Başbuğ'dan ve Batı'ya dönük yüzünden hoşlanmıyorlar. İçeriden dışarıya doğru bilgi belge akışını hızlandıranlar onlar. Hem içeride hem de hala dışarıda olan uçları var. Türkiye'nin Batı ile ve özellikle de ABD ile fazla entegre politikalar uygulamasına karşılar. Özellikle Rusya açılımını destekliyor ve ulusalcı damardan besleniyorlar. Sloganları tam bağımsızlık. Türkiye'nin yüzünü Doğu'ya doğru dönmesinden yanalar. Anti İslamcı, anti liberal ve anti demokrat çizgideler.

2- Liberaller; prensip olarak her hal ve şartta askerlerle dövüşmeyi ontolojik duruşlarının bir parçası sayıyorlar. Başbuğ'a yaklaşımları ise iki yönlü. Öncelikle Başbuğ, askerleri rahatça suçlamalarına meşruiyet sağlayacak antidemokratik tavırları sergilemiyor. İkincisi ise AB'nin su yolunun dışına çıkmadıkları için Başbuğ'un AB'ye nötr tutumundan rahatsızlar. Eleştirilerini demokrasi perspektifinden getiriyorlar ancak olayın esasında dış politika yaklaşımı var. Başbuğ AB'ci değil, üstelik de askeri yapının güçlü ve uluslararası düzeyde aktif olmasını savunuyor. TSK önümüzdeki dönemde ABD'nin Irak'tan çıkması ile birlikte daha aktif hale gelmek durumunda. Zayıf ordu, etkisiz Türkiye demek.

3- ABD'nin içerisindeki ikili yapının küreselci kanadı. Bu kanadın tavırlarının Türkiye'ye yansıması kimi zaman cemaatle özdeş kılınıyor ama bunun dışında da etki alanları var. Üstelik ordu içerisinde de uzantıları olabilir. ABD, Irak'tan çekilse bile arkasında bırakacağı etkin gücün Türkiye olmasını tercih etmiyorlar. Başbuğ'un ABD'nin devlet establishment'ı ile ittifakı güçlü tutma çabalarını, Türkiye'nin askeri beklentilerine yoruyor ve bölgede Kürt güçlerinin daha etkin olmasını istiyorlar. Önümüzdeki dönemde Irak'ta Türkmen Kürt çatışmasını alevlendirme ihtimali olan gruplar bunlar. Cemaatin geniş kesiminin bu yaklaşımı fark etmeleri halinde, tavır değiştirmesi mümkün.

4- İç politika duayenleri; Bunlar TSK'nın her hal ve şartta AKP hükümeti ile çatışması gerektiğini düşünüyorlar. Kendileri güçlü bir muhalefet oluşturamadığı için, askeri muhalefetin yanına katmaya ve siyasallaştırmaya çalışıyorlar. Laik sistemi korumakla görevli ordunun rejimin bekçisi konumundan bir anda demokrasinin koruyucusu görünümüne kavuşmasını istemiyorlar.
Sonuç olarak TSK'nın komutanı İlker Başbuğ pek çok cepheden saldırı altında görünüyor. Bazılarının büyük bir memnuniyetle olayları izlediği aşikar: Lakin işleri o kadar da kolay sayılmaz. Zira bu toplumun, komutanını savaş alanında bırakıp da kaçtığına tarih hiç şahit olmadı.