AKŞAM GAZETESİ | Deniz Ülke Arıboğan | 2009-07-06

kategori2

İşlenmemiş suç tehlikesi üzerine

Henüz 'işlenmemiş suç' olur mu? Olmaz demeyin, olurmuş. Hafta sonunda Dünyanın en önemli hukuk araştırma merkezlerinden Max-Planck Uluslararası Ceza Hukuku Enstitüsü ile Bahçeşehir Üniversitesi'nin birlikte oluşturduğu merkezin açılış konferansında, Enstitü Müdürü Prof.Ulrich Sieber'in konuşmasını dinlerken, hepimizin aklına takılan soru buydu. Kendimizi bir anda 'Azınlık Raporu-Minority Report' filmini izlermiş gibi hissettik. Philip Dick'in hikayesinden uyarlanan bilim kurgu formundaki bol ödüllü bu film, Spielberg'in dehasının da göstergesiydi bana göre. Spielberg, bu filmde de, tıpkı diğer filmlerindeki gibi en olamaz görünen şeylerin de olabilirliğini  gösteriyordu.
Filmde 2054 yılındaki güvenlik anlayışı kurgulanmıştı. Güvenlik teşkilatının insan zihnini okuyarak potansiyel suçluyu, henüz suçu işlemeden önce yakalaması söz konusuydu. Spielberg insan zihninin sınırlarını yine zorluyor, acayip bir kurguyu gerçekmişçesine anlatıyordu. En azından öyle sanmıştık! Olay bir filmden ibaret olunca çok da garipsememiştik elbette. Lakin bir anda konferansın 'Alman Ceza Hukukundaki Yeni Gelişmeler' ile ilgili bölümünde Prof. Sieber'in 'suç öncesi' aşamasından söz etmeye başlamasıyla işler tuhaflaştı. Almanya'da halen yapılmakta olan yeni değişikliklerle, suçun henüz işlenmeden cezalandırılabileceğinden bahsediyordu ve ceza hukukunun bu aşamada da devrede olacağını söylüyordu.
Değişiklik esas olarak 'ağır devlet güvenliği tehlikesi' yaratan suçlara ilişkindi. Alman Ceza Hukuku'nun 89a ve 89b maddeleri elden geçiyordu. Buna göre 'terör eylemi yapma hazırlığı' suçu ve 'terör örgütleriyle bağlantı kurma' suçu düzenleniyordu. Mesela satın aldığınız bazı kimyasal maddeler sizi potansiyel suçlu haline getirebilirdi. Evde tadilat, yıkım döküm gibi işler yapmak için bazı kimyasal maddeleri satın alırken dikkat etmeniz gerekiyordu. Çünkü onlar aynı zamanda yanıcı, patlayıcı üretiminde de kullanılabilirdi. Eğer genel davranışlarınız, daha önce bu işlere girişmiş olan teröristlerinkine benziyorsa hukuki süreç başlıyordu.
Keza teröristlerin eğitim kampına gitmek, onlarla ilişkili olmak, herhangi bir eylemde bulunmasanız bile suç kapsamına giriyordu. 91. madde ise internetten suç oluşturabilecek bilgilerin aktarılmasını, yani bir suç tarifi yapılmasını yasaklıyordu. Mesela silah kullanma tarifi vermek suç niteliğindeydi. Tüm bu düzenlemenin mantığı suçun işlenmeden önce cezalandırılması ve ceza hukukunun öne çekilmesiydi. Meşhur Nasrettin Hoca hikayesinde, hocanın testiyi kırmadan önce, 'ya kırarsa' diye şamarı yapıştırması gibi, önleyici ve engelleyici bir düzenleme olarak düşünülüyordu. Bu değişikliklere yönelik çok ciddi eleştirilerin olduğunu belirten Prof. Sieber, ancak 'halk güvenlik istiyor' demeyi de ihmal etmedi.
Bu değişikliğin siyasi partiler üzerindeki yoğun toplumsal baskıdan kaynaklandığını ve entelektüellerle halkın farklı perspektifleri olabileceğini görmek mümkün. Özgürlükler, güvenlik sorunları gündem geldiğinde kolayca rafa kalkabiliyor. ABD, hala terörle mücadelede ceza hukuku yerine, savaş hukuku kurallarını uyguluyor. AB ülkelerinde ise ABD'deki gibi bir 11 Eylül deneyimi yaşamamalarına karşın, ciddi bir güvenlik endişesi var. Küçük tetiklemelerle olayın ne noktalara varabileceği kestirilebilir. 
Hukuk, diğer her şeyden bağımsız, kendi başına var olan bir kurallar bütünü değil. Günceli ve siyaseti takip ediyor ve ona göre şekil alıyor. Güvenlik ana sorun haline geldiğinde hakların hukuku değil, cezaların hukuku ön plana çıkıyor.