Bizde modern devlet mantığının, liberal piyasa koşullarının ve hukukun üstünlüğünün bir kültür olarak yerleşmesi çok kolay gözükmüyor.
Bürokratik zihniyetin hegemonyası kişi ve kurumları ezerken, liberal ekonominin taşıyıcısı olması gereken merkez medya sık sık asli işlevini ihmal ediyor.
Hürriyet gazetesi iki gün önce bunun yeni bir örneğini gösterdi.
Turkcell Süper Lig'in fikstür çekimi yapılmıştı. Yani hangi takım, kiminle hangi haftada karşılaşacak, bunun programı...
Gazete, birinci sayfasında ve spor bölümünde, 'açık bir sansür' uyguladı.
Turkcell'in, milyonlarca dolar ödeyerek satın aldığı süper ligin isim hakkı, Hürriyet, Milliyet ve Vatan gazeteleri tarafından yok sayıldı.
O isimlendirme için devlete oldukça yüklü miktarda para ödendi. Karşılığında başka hiçbir şey alınmadan sadece, 'Turkcell Süper Ligi' denebilmesi için.
Yani yasal, resmi ve zorunlu bir isimlendirme.
Bu hakkı yok saymak rekabet ahlakına sığar mı?
Milyonların tutkunu olduğu sporu ve sanatı destekleyen sponsorluk anlaşmaları bu sisteme dayanır.
O gizli sansür sistemi çatırdatmaz mı?
Liberal ekonomi, doğasına uygun çalışmalı. Piyasa mantığının işlemesi, ahlaki kodlarla ve bir çeşit centilmenlik anlayışıyla mümkündür. Hele devletin regülasyonunun yetersiz kaldığı alan ve zamanlarda.
Özensizlik mi?
Sanmıyorum, sezon boyu çok kere aynı tavırları görmüştüm. Bilinçli bir tavır söz konusu.
Her fırsatta liberal ekonomiye bağlılığını vurgulayan meslektaşımız Ertuğrul Özkök'ün dikkatine sunarım, konu rekabetin ötesinde, medya ahlakının da alanına girmiştir.
AB NEYİN PANZEHİRİ?
Meselenin bir de çeşitli boyutlarda kamu ayağı var.
Birkaç gün önce AB Başmüzakerecisi Egemen Bağış, İstanbul'daki kahvaltıda, 'AB, şeriattan korkanlara da, darbeden çekinenlere de panzehirdir' demişti. Bağış'ın bu etkileyici saptamasının devamı şöyleydi:
'Devletin aşırı büyümesinden, kişi ve kurumları ezmesinden endişe edenlerin de ilacı AB projesidir.'
Bakana katılıyorum.
CHP lideri Deniz Baykal yakınlarda Uğur Dündar'ın sorularını yanıtlarken TMSF kanunu çıkarken, 'bazı yönleri Anayasa'ya aykırı olmasına rağmen' destek verdiklerini söyledi. Kendisine, bu sözlerini hatırlattım, 'Evet, maalesef. O tarihte bazı bankalarla ilgili olumsuz bir tablo vardı, düzenlemeyi destekledik ancak sonradan çok yanlış uygulamalar yapıldı' dedi.
TMSF'nin yetkileri gerçekten olağanüstü. Mensubu olduğum grup, bir kez daha 'haksız olduğuna inansa da' 400 mil-
yon dolara yakın bir ödeme için anlaşmaya vardığı ve artık bankacılık sektöründe olmadığı için bunları rahat yazabiliyorum şimdi. Bir çeşit 'başkaları da yanmasın' arayışı, evrensel hukuk kurallarının işlemesi arzusu belki de...
BİRAND'IN HATIRLATTIKLARI...
Bütün bunları, TMSF Başkanı Ahmet Ertürk'le de bir gazeteci ile bir kamu görevlisi olarak, samimiyetle 'her şey bittikten sonra' konuştuk. O, zor bir dönemde, güç bir işi üstlendi, lafım yok ama izlenimim o ki 'kurunun yanında yaş da yandı' yer yer.
TMSF Başkanı elindeki yetkileri kullandı. Ama o yetkileri veren yasal ve Anayasal düzenlemeleri sorgulamak gerekmez mi?
Hangi bankacıyla konuşsam şikayet ediyor.
Mehmet Ali Birand iki gün önce, Posta'da çok dikkat çekici bir yazı yazdı. Birand, 'Devlet ana değil, aksine gaddar gardiyan gibi...' başlıklı yazısında Halit Cıngıllıoğlu ve Mehmet Emin Karamehmet'in karşılaştığı haksızlıkları kamuoyunun gündemine getirdi.
Eğer daha demokratik bir ülkede yaşamak, adil ve tam rekabetin sağlandığı, serbest piyasa koşullarının işlediği bir ülke özlemimiz varsa devletin, özel sektörün ve medyanın da o kültüre uygun hareket etmesi gerekiyor. Birand, o büyük deneyimi ve geniş bakış açısıyla bize bunu hatırlattı.
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.