AKŞAM GAZETESİ | Atılgan Bayar | 2009-07-14
1925 yılında, Kerkük Kalesi'nde direnen Seyit Muhammet, Mustafa Kemal'den aşağıda okuyacağınız mektubu aldı:
'Muhterem Mücahit ve akrabalarına...
Memleketin ayrılmaz bir parçası olan Musul'un ahalisinin yakında kurtulacağına inanç ve güvenim tamdır. Çabalarınızda kararlı olmanızı, gelecekteki selamet ve saadetiniz adına hamiyetinize terk eylerim.
Türkiye hükümetinin aidiyeti hasebiyle yakın gelecekten asla ümit kesmeyerek zulme karşı yüksek bir mücadele ruhuyla, aydınlık bir istikbal temini için, din kardeşlerimizin huzur ve saadeti için kıymettardır.
Kurtuluş günleri yakındır. Kurtuluş günlerinin doğmasını sabırla bekleyiniz. Cenab-ı vacibul vücuttan cümleye muvafakıyetler temenni ederim.'
Misak-ı Milli'ye dahil olan ve Mustafa Kemal'in 'memleketin ayrılmaz parçası' olarak tarif ettiği Musul, maalesef, o 'yakın gelecek'te kurtulamadı.
Hatay'ın bir plebisit ile Türkiye'ye katılmasından sonra, Cumhuriyet'in istiklal projesinin birkaç tamamlanamamış maddesinden en önemlisi olarak kaldı.
Seneler sonra, Başbakan Bülent Ecevit, Musul'un Türkiye Cumhuriyeti'ne dahil edilmesinin Mustafa Kemal Atatürk'ün gizil vasiyeti olduğunu açıkladı.
Peki Musul niçin bu kadar önemliydi? Sadece zengin petrol yatakları yüzünden mi? Yalnızca Musul Vilayeti içinde yaşayan, özellikle Kerkük'te yoğun Türkmen nüfusunun korunması yüzünden mi?
Yoksa, hepsinden daha önemli bir stratejik değer mi taşıyordu?
İngiliz Kraliyet stratejistleri, 'Bağdat'ı Musul tutar' diyordu.
Osmanlı stratejistleri ise, 'Musul'u Hakkari tutar' diye yapmıştı analizlerini.
Tarih, Hakkari'nin Musul'u tutamadığı dönemlerde, düzeneğin tersine de çalışıp, doğunun bahtsız enerjisinin Hakkari'yi tutmaya çalıştığını gösterdi bize.
Şimdi anlıyoruz ki, Türkiye'nin Musul meselesini çözmeden rahata kavuşması neredeyse olanaksız.
Tarih garip cilveler yapıp, Türkiye'nin önündeki her kritik dönemde, Musul meselesini çıkartıp koyuyor Cumhuriyet'in önüne...
Şimdi, Amerika Birleşik Devletleri Irak'tan çekilirken, Musul meselesi gelip tekrar Türkiye'nin gündemine yerleşiyor.
'Kürdistan Bölgesel Yönetimi' yetkililerinin, 'Irak'tansa Türkiye ile bir olmayı yeğleriz' türü açıklamaları manşetlerde yerini alıyor.
İnönü döneminde Musul'u gündeme taşıyanlar hayalcilikle suçlanmıştı.
Özal, Musul'u mercek altına aldığında 'irredentist/fetihçi' olmakla suçlandı.
Şimdi, büyük ihtimalle Tayyip Erdoğan da, 'pan İslamist' falan olmakla suçlanacaktır.
Ancak Cumhuriyet Tarihi, Türkiye'nin Musul'a sırt çevirmesinin imkansız olduğunu çoktan ispat etti.
Ve bu arada uluslararası siyasetin parametreleri de değişti. Askeri çözümlerin yerini ekonomik entegrasyon modelleri almaya başladı.
Türkiye'nin Musul'daki varlığı, birbiri ardına gelen yatırımlarla güçleniyor..
Coğafya ve realpolitika, milletler üzerine yapılan mühendislik çalışmalarını geçersiz kılıp, dinamikleri aslına rücu ettiriyor.
Bu yüzden, Türkiye ile Musul Vilayeti arasındaki ekonomik işbirliği hızla yükselirken, bizim de Musul'un ne anlama geldiğini...
Kuzey Irak'ta bir şehir değil; Musul (Merkez), İmadiye, Zaho, Duhuk, Akra, Sincar, Zibar, Kerkük, Revanduz, Köysancak, Raniye, Erbil ve Salahiye'yi kapsayan bir Osmanlı Sancağı (Vilayeti-Eyaleti) olduğunu hatırlamamız ve hatırlatmamız gerektiğine inanıyorum.
Levent Gültekin'e teşekkürler
Önceki gün, Kanal 24'ün Deniz Otobüsleri'ndeki sesli yayın modelinin kanal yönetiminin insiyatifi dışında da kullanılarak nasıl algı hatalarına sebep olabildiğini yazmıştım.
Dün Star Medya Grubu'nun İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Levent Gültekin aradı ve 10 gün içinde Deniz Otobüsleri'nde sessiz/grafik yayına geçeceklerini bildirdi.
Önerimi serinkanlılıkla ve profesyonelce değerlendiren Star Medya Grup Yönetimi'ne teşekkürlerimi iletmek istiyorum. İşte bu zihniyetten iyi medya işi çıkar!