AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-07-14

kategori2

Murat Belge'ye zorunlu bir yanıt

Geçen günkü Zaman gazetesinde Murat Belge'yle yapılmış bir röportaj vardı. Üniversiteden hocama söyleşinin bir yerinde benimle de ilgili bir soru sormuşlar, o da 'Öğrencimdi, nasıl bir adam olduğunu bilirim' demiş. Beraber geçirdiğimiz ders saatleri ikimizde de karşılıklı birtakım fikirler oluşmasına vesile olmuştur illa ki; bunları geçiyorum.
Son zamanlarda dikkatimi çekiyor, Zaman gazetesi kendince amatör bir 'ödüllendirme' yöntemi olarak işine gelen fikirleri savunan, ya da savunur gibi yapan insanlara sayfalarını açıyor, onlarla röportaj yaptırıyor. O insanlarla röportaj yapılarak bir tür 'teşekkür' ediliyor.
Murat Belge'yle yapılan röportajda benim en çok dikkatimi çeken nokta ortalıkta 'Ben Türkiye'nin en büyük entelektüeliyim' havasında dolaşan, etrafındaki müritleri tarafından 'Tanrımızsın Belge, sana taparız' havalarında ağırlanan bir profesörün sığlığı oldu.
Doğrusu şaşırdım ve üzüldüm. Türkiye'nin siyasi gelişmelerine ve yaşanan sürece tek kaynak olarak gazete haberleri üzerinden bakabilmesine, haberlerin spot diliyle konuşmasına ve derin bir analiz çıkaramamasına... Referans aldıkları da tabii ki kendisinin yazdığı türde spekülatif, yalancı, misyon gazeteleri.
Mesela Türkiye'de herhangi bir şekilde darbe ihtimali olmamasına rağmen böyle bir iklim olduğuna inanmaya ve karşısındaki inandırmaya çalışıyor Belge. 'Dış destek' bulsa TSK'nın darbe yapacağına inandığını söylüyor... Genelkurmay Başkanı'nın açıklamaları bile onu kesmiyor.
Oysa Soğuk Savaş sonrası dünya dinamiklerinin değiştiğini, 'bizim çocuklar'ın yani dış desteğin artık sivil darbe için çalıştığını görmezden geliyor. Darbenin illa askerlerle olmayacağını ya anlamıyor, ya anlatmıyor.
Henüz hakkında herhangi bir hüküm bulunmamasına rağmen Mustafa Balbay'ın gazeteciliğini kendisinde eleştirme hakkı buluyor, onu yargısız infazla kendi akıl mahkemesinde mahkum ediyor... Ama yalancılığı ve manipülasyonu tescilli Taraf gazetesine laf söyletmiyor: 'Belgeli Murat' sahte belge üzerine konuşamıyor.
Bunlar bazı örnekler ama temel problem Murat Belge'nin dünyayı hala geçmiş yıllardaki bakış açısına göre okuma inadı. Bugün artık geçersiz olan kuramlarla dünyayı açıklamaya çalışıyor ve maalesef geri kalıyor; Soğuk Savaş sonrası şekillendirilmeye çalışılan dünyada Türkiye'ye biçilen rolün farkında değil gibi...
Ya da farkında ama söylemek işine gelmiyor... Zira Murat Belge aynı zamanda şeytani bir zekaya sahiptir.
Belki de mecburen böyle konuşuyor... Bilerek bu kadar sığ açıklamalarda bulunuyor...
Ne de olsa yurtdışıyla yakın temasları olan, Batı başkentlerine sıklıkla gidip gelen, oralardaki Sivil Toplum Kuruluşları'yla görüşen, Soros bağlantılı bir akademisyen o.
Olur da işlerine gelmeyecek bir şey ağzından çıksa, neo-con'ların, Washington DC'deki lobicilerin, NGO'ların papağanlığını yapmasa belki de bu bağlantılar kopacak, kabul edildiği kulüplerden dışlanacak.
Hocalığı süresince de ders kitaplarını mükemmel İngilizce'siyle ezberleyip üzerine tek bir özgün fikir katmadan aktaran biri olan Murat Belge'nin bu sığ görüşlerinin açıklaması pekala böyle olabilir.

Neden satamazsınız?
Değerli arazilerde yer alan okulların satılması tartışmasıyla ilgili en aydınlatıcı yorumlardan birini dün Mümtaz Soysal yaptı, Cumhuriyet'teki köşesinde. Bu okulların neden satılamayacağı, satılmalarının neden doğru olmayacağına dair...
Prof. Soysal pek çoklarımız için sadece birer 'bina'dan ibaret olan bu okulların ne anlama geldiğini bakın nasıl anlatıyor: 'Tarih bilgisi az olan bugünkü iktidar sahipleri bilmezler ya da bilmek istemezler ki, cumhuriyet kendi yaptığı okulları kentlerin en iyi yerlerine dikmekle ve TBMM'nin mülkiyetine aldığı bazı sultan saraylarını okula dönüştürmekle eğitime verdiği önemi vurgulamak istemiştir.'
Kısacası, bugün aslında okulları satmakla yapılmak istenen bir tarihi duruşu toplumun belleğinden kesip atma girişimidir.