AKÅžAM | PAZAR | 12 TEMMUZ 2009, PAZAR
AKÅžAM Gazetesi, hem Türk hem dünya siyasetine hakim yazılarıyla ses getiren önemli bir köÅŸe yazarını daha kattı sayfalarına. Aslı AydıntaÅŸbaÅŸ; haftada 3 gün salı, perÅŸembe ve pazar günleri yazıyor. Washington ve Ankara temsilciliÄŸi gibi önemli görevlerin altından çok genç yaÅŸlarda kalkan Aslı AydıntaÅŸbaÅŸ'ı evinde ziyaret ettik. Yazmaya baÅŸladığı yeni kitabından Amerika'nın Türkiye siyasetine, Fethullah Gülen cemaatinin artan etkinliÄŸinden Türk toplumundaki yozlaÅŸmaya geniÅŸ bir sohbet gerçekleÅŸtirdik.

- İlk yazınızda yoÄŸun bir tempo gerektiren Ankara temsilciliÄŸi görevini bıraktıktan sonra yaÅŸadığınız süreci yazdınız. Neler deÄŸiÅŸti hayatınızda?
İlk defa insani bir tempoda çalışmanın hazzını tattım. Sabah'tan ayrıldığımda dinlenmeyi, rahat ve huzurlu vakit geçirmeyi bilmiyordum.
- Normal tempoya alışabildiniz mi?
Bakıyorum da normal insanlar, biz gazeteciler gibi yaÅŸamıyor. Zamanı algılayışları farklı. Kafamda sürekli 'ÅŸunları yapmalıyım listesi'yle dolaÅŸmak, o kadar saÄŸlıklı bir ÅŸey deÄŸilmiÅŸ. Åžimdi kendimi saÄŸlıklı düÅŸünen ve daha normal bir insan gibi görüyorum.
- Yine de evinize girer girmez ilk gördüÄŸüm ÅŸey, açık olan haber kanalı oldu...
Evet, bütün gün TV açık ama ÅŸunu fark ettim ki bir olayı olduÄŸu andan itibaren süreç boyunca dinlemekle, olayın 3 saat ardından dinlemek arasında bir fark yokmuÅŸ. Kitap yazmaya baÅŸladım; İngilizce yazıyorum ve bu arada yabancı medyaya da çok yazdım. Forbes, International Herald Tribune, New York Times'ta makalelerim çıktı.
- Kitabınız ne hakkında?
Seçimle iktidara gelen İslamcı partilerle ilgili.
- Tamamladınız mı?
Hayır, ortalarındayım. Babam bir rahatsızlık geçirdi, o zamandan beri konsantre olamadım.
- Konusu hakkında biraz daha ipucu verir misiniz? Hangi ülkeleri kapsıyor?
Pakistan, Malezya, Ürdün gibi ülkeler. Hamas gibi radikal İslamcı hareketler deÄŸil, AK Parti türevi, iktidarı seçim yoluyla elde etmeye çalışan, muhafazakar İslami hareketlerle ilgili.
TEK BİR İSLAM YOK
- Çok ilgi çekici bir konu... Tümü bittiÄŸinde tekrar röportaj yapmalıyız. Ancak ÅŸimdiden sormak isterim; Türkiye gibi süreçlerden geçen ülke var mı?
KuÅŸkusuz Ürdün ve Malezya ama her ülke ayrı... Tek bir hareket ve tek bir İslam yok. Tek bir siyasi parti modeli de yok. Muhafazakar siyaset yapmak isteyenlerin kendilerine demokratik yolların açık olduÄŸunu hissetmesi iyi bir ÅŸey. DiÄŸer taraftan bütün bu ülkelerde Türkiye'dekine benzer muhafazakarlaÅŸma süreçleri de yaÅŸanıyor.
- Biz uzun süre tartıştık. Türkiye Malezya olur mu diye... Yani aslında 'Malezya ya da Ürdün Türkiye olur mu' tartışması mı yapılmalı?
O tartışmalar da içi boÅŸ tartışmalar deÄŸildi. Ama bence Türkiye'de AK Parti'nin seçimle iÅŸbaşına gelmiÅŸ olması; demokratik yollarla Türkiye'yi yönetiyor olması; tüm tartışmalara raÄŸmen demokrasiden vazgeçmemesi ve AB sürecine devam etmesi; Batı tarafından benimsenmiÅŸ olması İslam coÄŸrafyasında büyük etki yarattı. İlham kaynağı haline geldi. BirçoÄŸu, '1 dakika AK Parti bunu yapıyorsa biz niye yapmayalım?' dedi. Pakistan'da Navaz Åžerif buna örnek ve bu, söz konusu ülkelerin siyasetlerinin merkeze çekilmesi açısından olumlu.
- Navaz Şerif'in kazandığı başarı, merkeze doğru hareketin başlangıcı olarak yorumlanabilir mi?
Bunu zaman gösterecek. Son İran seçimlerinde yaÅŸananları ya da Irak seçimlerinde daha önce yüksek oy almış olan dini partilerin oylarının düÅŸmesini de önemli buluyorum. İran İslam Devrimi, bütün dünyada muhafazakarlaÅŸma devrini ve İslami hareketleri tetikledi ve baÅŸlattı, ÅŸimdiki halk isyanı insanların muhafazakarlıktan uzaklaÅŸtığının göstergesi olabilir mi? Neden olmasın? Lübnan'da da seçim sonuçlarına bakın; herkes Hizbullah'ın kazanmasına kesin gözüyle bakıyordu ama öyle olmadı. Belki, tarihi bir deÄŸiÅŸimin baÅŸlangıç noktasındayız.
- Peki bu trend AKP'ye nasıl yansır?
AKP kendini dönüÅŸtürdü. İkincisi CHP'liler buna çok kızıyor ama AKP hala birçok seçmen açısından alternatifsiz. AKP'ye karşı son seçimlerde bir tepki oluÅŸtu ama muhafazakarlıktan uzaklaÅŸma trendi baÅŸlayacaksa da, ki ben baÅŸladığını düÅŸünüyorum, Türkiye'de AKP alternatifsiz olmaya devam ediyor.
AŞİRETLER KONFEDERASYONU
- Washington'da önemli bir görevdeydiniz. Oradan bakınca Türkiye nasıl görünüyor?
Washington gerçekten Türkiye'de hiç anlaşılmıyor. Hayrete düÅŸüyorum; 50 yıllık bu kadar yakın bir ittifak ve hem Türk kamuoyu hem karar vericiler Washington konusunda siyah-beyaz ve basit bir denklemde düÅŸünüyor. Orası, tek ses olan bir yer deÄŸil. ÇoÄŸunlukla birbiriyle çatışabilen kurumlar var. Washington, bir cins aÅŸiretler konfederasyonu... 'ABD ne düÅŸünüyor' sorusunun cevabı bazen var, bazen de yok. Washington'da lobi yapmak, birden fazla kuruma kendini anlatmak demek.
- Zaten Türk kamuoyunda para ödeyerek lobi yaptırmak da pek anlaşılabilen bir ÅŸey deÄŸil, bu nedenle çoÄŸu zaman yanlış anlaşılıyor...
GeçmiÅŸte Türkiye, Ermeni meselesinde lobi yapardı ama askeri iliÅŸkinin; silah ve enerji ÅŸirketlerinin gücüyle. YavaÅŸ yavaÅŸ yalnız Ermeni konusuna indirgenen zayıf bir ses haline geldi. Åžimdi Fethullah Gülen Hareketi güçlü bir Türkiye lobisi yapıyor, tabii kendi lobisini de. Ama devasa bir stratejik deÄŸiÅŸiklik oldu; Amerikalılar için Türkiye artık eskisi gibi kritik öneme sahip deÄŸil. Türkiye karışsa yine Amerika'da gündem maddesi olur ama iyi-kötü istikrarlı bir müttefik; artık SSCB yok, Saddam yok, Irak'ta Amerikan ordusu var; askerden askere iliÅŸki artık tanımlayıcı unsur deÄŸil. Türkiye'ye gelene kadar, o kadar önemli dertleri var ki. Afganistan; Pakistan, ki nükleer bir ülke ve rejim devrilmek üzere; Irak ve İran...
- Türk kamuoyu tam olarak bunun farkında deÄŸil, galiba hatta siyasiler de?
Sanki Amerikalılar Türkiye'de olan her ÅŸeyi takip ediyor! Zaten Washington'da Türkiye'yi yakın takip eden saÄŸdan say 20, soldan say 20 kiÅŸi var. Washington Post Türkiye bürosunu kapattı. New York Times muhabirini Afganistan ve Pakistan'da kullanıyor. CNN muhabiri zamanının çoÄŸunu Pakistan'da geçirdi. Ekonomist muhabiri hem buraya bakıyor hem Ermenistan'da... Türkiye belki de belli ölçüde demokrasi ve ekonomisini rayına oturttuÄŸu için ve kriz olmadığı için artık Amerikan kamuoyunun çok ilgilendiÄŸi bir ülke deÄŸil.
- Aslında bu iyi bir ÅŸey diyebiliriz öyleyse. Ama yine de mesela Hudson Enstitüsü'nden Zeyno Baran bir makale yazıyor. Burada kıyamet kopuyor.
Zeyno'nun orada yazdığı ÅŸey o 20 kiÅŸi tarafından okunuyor. Hükümet'ten önemli bir Bakan'ın Amerikalı yetkililerle toplantısında Hillary Clinton'a Zeyno Baran ve Soner ÇaÄŸaptay'ı ÅŸikayet ettiÄŸini duyuyorum. Hillary Clinton bakıp diyor ki 'Kim bu insanlar?' Bunları yazdıklarını azımsamak için söylemiyorum ama yazdıkları orada buradaki gibi televizyon ve gazetelere haber olmuyorlar. Çünkü Türkiye'nin artık böyle bir etkisi yok. Maalesef.
YÜKSEK DEÄžERLER YÜCELTİLMİYOR
- İlk yazınızdaki umutsuzluÄŸunuzun büyük bölümünün 'derin toplum' diye adlandırdığınız, hiçbir ÅŸeyi umursamayan toplumdan kaynaklandığını düÅŸündüm, doÄŸru mu?
Çok duyarsız, ÅŸiddete meyilli, ilkesiz bir toplum olduk. Yıllar önce üst rütbeli bir komutanla sohbet ediyorduk; Harp Akademisi'nde kendi yetiÅŸtiriliÅŸ tarzını anlattı ve dedi ki; 'Artık yüksek deÄŸerler yüceltilmiyor, buna çok üzülüyorum!' Bunu hiç unutmadım. Sonuçta radyodaki çocuk programlarından hayat bilgisi derslerine bize hep erdemli olmak anlatılırdı; artık böyle ÅŸeyler yok. Özellikle zengin Türkler çok kaba. Bu kabalığı dünyada bir tek İsraillilerde görüyorum. THY CIP lounge'ında otururken etrafa bakıp hayret ediyorum. Bu insanlar nereden geldi? Herkes bunu Turgut Özal'a yoruyor ama bence ÅŸehir hayatına adapte olamamış, eÄŸitim sistemi oturmamış, fazlasıyla mücadeleden gelmiÅŸ bir toplumuz. GeçmiÅŸte yaÅŸadığımız ekonomik sıkıntıların, kırsal kesimden yerleÅŸik düzene geçme mücadelesinin genetik olarak içimize iÅŸlemiÅŸ ÅŸekli bu. Birkaç kuÅŸak sonra belki geçecektir. Kibar deÄŸiliz, kabayız. Hoyratız, umurumuzda deÄŸil. Temiz toplum bile istemeyen bir toplum. İnsanlar pahalı arabalarla, pahalı yerlerde yemek yemeyi düÅŸünüyor. Bağış ve gönüllük oranlarına bakarsanız aşırı derecede düÅŸük.
- Sözlerinizin Bekir CoÅŸkun'un 'bidon kafalılar'ı ya da Mine Kırıkkanat'ın toplumu eleÅŸtirdiÄŸi yazısı gibi yargılanmasından korkmuyor musunuz?
Onlarda bir muhafazakarlık eleÅŸtirisi var, ben onları da haklı bulmuyorum. Bütün bu anlattığım tabloda, beni en çok irrite eden tam da 'Beyaz Türkler'. Ben Ankara'da İç Anadolu'yu ve o sessiz orta sınıfı gördüm; ne kadar dirayetli ve çalışkan; kalvinist; aileye, arkadaÅŸa sahip çıkan, deÄŸerleri koruyan ve kendisi için millet için özveride bulunan çok isimsiz kahramanlar gördüm. O insanlar iyi ki var, bu ülke onların üzerinde ayakta duruyor. Onlar olduÄŸu için bu krizler atlatılabiliyor. Türk zengininin kabalığı ve hoyratlığından rahatsızım. Zenginlik, kültür birikimine dönüÅŸmedi. Tamam, Türkiye'de burjuvazi yok deniyor, anlıyorum ama kardeÅŸim hepiniz çocuklarınızı Amerika'da okutuyorsunuz! Yılda 50 bin dolar harcayan insanların bir kere bir müzeyi merak etmemesi kabul edilebilir bir ÅŸey mi? İnsanlar kaba, siyasetçiler kaba, anneler, sokaktaki insanlar... Herkesi kapsamıyor bu söylediklerim ama zenginlerde bir fakirlik var. Toplum bu olunca, kurumlar da bu oluyor; medya da bu; Adli Tıp da bu; İçiÅŸleri Bakanlığı da; askeri de; üniversitesi de bu! Türkiye ortalaması neyse, bütün kurumlar öyle...
Sabah, muhalefet yapabilen bir gazete deÄŸil
- TMSF tarafından işten atılan gazetecilerden birisiniz...
Türkiye ile ilgili karamsarlığımın miladı 60 polisin Sabah Ankara Bürosu'nu bastığı gündür. TMSF'nin bir gazeteye el koyması bana göre haksız bir ÅŸey. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde bunu açıklayamazsınız. Türkiye'de herkes TMSF aleyhine konuÅŸmaya çekiniyor, çünkü neredeyse en güçlü kurum halinde. Gazetecilerin çalıştığı bir yere el koyup bir yıl yönetiyorsunuz, sonra da tartışmalı bir satışla 600 milyon doları devlet bankalarından çok da tatlı koÅŸullarda verilmiÅŸ kredilerle dost ve kardeÅŸ bir gruba satıyorsunuz. Bunu makul bulmak mümkün deÄŸil. El koyma sürecinde; ben öncesinde ne yapıyorsam, yani günlük gazete rutinim neyse onu yapmaya devam ettim. Galiba sorun da buydu. Birçok arkadaşımız hemen yön deÄŸiÅŸtirdi, TMSF'yi ya da hükümeti patron kabul edip onlara tapınmaya baÅŸladı.
- Kendinizi TMSF'den üstün gördüÄŸünüz, kendinize böyle bir güç vehmettiÄŸiniz eleÅŸtirisi yapılmıştı...
TMSF BaÅŸkanı Ahmet Ertürk, telefonlarına çıkmadığımı söylemiÅŸ, kesinlikle böyle bir ÅŸey olmadı. Zaten, bir bürokratın bir gazete yönetimini 'telefonuma çıkmadı' diye görevden alıp kendine yakın birini ataması gibi bir keyfiyet de kabul edilemez. Ben kendime güç vehmetmedim. Yalnızca onurlu bir gazeteci olarak, duruÅŸumdan ve ayak oyunlarına girmeyiÅŸimden dolayı daha güçlüydüm. Türkiye'nin kanunen, ekonomik ve siyasi olarak en güçlü kurumu TMSF, ben kimim ki telefonuna çıkmayayım onun?
- İlişiğinizin kesildiği yazısını maille almışssınız, ne hissettiniz?
Bütün gazete aynı anda o maili aldı. Åžoka girdi Ergun Babahan; bütün Yazı İşleri beni arıyor. Muhabirler odama koÅŸtu. Ve benim üstüme o anda büyük bir rahatlama geldi. 'Oh! Bu TMSF kabusu bitti' diye. Öyle gazetecilik yapılmayacağını anlamıştım zaten. Bir an için itiraz etme çabasına girmedim. Beni bir azaptan kurtardılar.
- Şimdi Sabah'ı nasıl buluyorsunuz.
Okumuyorum.
- Kırgınlık mı?
Yooo, yıllarca güne Vakit'ten Cumhuriyet'e tüm gazeteleri okuyarak baÅŸladım. Artık daha az gazete okuyorum. O gazetede ÅŸimdi sadece ilgimi çeken bazı köÅŸe yazarları var, onları da internetten okuyorum.
- Yandaş medya, sizce var mı?
Bence var. Sabah Gazetesi TMSF'ye geçtikten ve Çalık Grubu'na satıldıktan sonra hükümetle ilgili yapabilecekleri haberler ve alabilecekleri tavırlarda kısıtlamalar vardı. Bu konuda tereddüt yok, Sabah Gazetesi yüzde 100 bağımsız bir gazete olmaktan çıktı. Muhalefet yapabilen bir gazete deÄŸil. Bu benim kiÅŸisel fikrim deÄŸil, tiraja da yansıyor. Gazeteleri tanımlayan ÅŸey, gerektiÄŸinde muhalefet yapabilmesi, bunda tereddüt olmadığına göre tartışılacak bir ÅŸey yok.
Gerçek Bizans Ankara
- ABD'den Ankara'ya geldiniz ve ne hissettiniz?
Büyük bir kültür ÅŸoku. New York'ta hayat çok keyifli; Washington'da iÅŸ çok zevkli; Ankara, büyük bir mücadele; İstanbul ise oturup düÅŸünme ve entelektüel olarak olgunluk zamanı.
- Bundan sonrası için planınızı var mı?
Yok, köÅŸe yazmaktan ve hayat master'ıma devam etmekten çok memnunum. Tam doÄŸru zamanda doÄŸru yerde olduÄŸumu düÅŸünüyorum.
- Ankara'dan bakınca Türkiye nasıl görünüyor?
Ankara çok küçük bir yer. 5 bin kiÅŸi arasında geçiyor her ÅŸey. Ankara'nın ufak bir köy oluÅŸunun rahat ve güzel tarafları da var ama gerçek Bizans Ankara.
- Hem Washington'da hem Ankara'da çok genç yaÅŸta önemli görevler yaptınız. Size destek olundu mu, yoksa tersi mi oldu?
Ankara'da çok iyi dostluklar ve insani anlar yaÅŸadım ama insanların en çirkin yüzlerini de Ankara'da gördüm. İnsanların ne kadar entrikacı, ne kadar korkunç ve ne kadar ucuz olabileceklerini Ankara'da gördüm. DehÅŸete düÅŸtüm. Orada gördüklerim nedeniyle artık daha az masumum. Ankara bu açıdan, insan ruhunun zavallılaÅŸabileceÄŸi bir yer. Güçlü durdum, hiçbir zaman mücadeleden çekinmedim. Her zaman bu ufak kavgaların, kıskançlıkların üzerinde hissettim kendimi. O seviyeye inmemeye çalıştım ama Ankara bunların bolca olduÄŸu bir yer. Çünkü insanların baÅŸka bir hayatı yok.
- Kadın olmanızın da payı var mı bunda?
Var tabii. Gerçi ben Ankara'da çok vurdumduymaz davrandım. Ne derlerse desinler dikkate almadım. Diyelim ki, biri iÅŸini iyi yapmadı ya da baÅŸka nedenle, sert çıktığınızda erkekseniz otoriter olarak karizmatik bulunuyorsunuz; kadınsanız nevrotik olarak kızıyorlar.
Gülen cemaati Türkiye'yi muhafazakarlaÅŸtırıyor
- Gülen cemaatinin lobi çalışmasıyla ilgili etkinliÄŸi hakkında perÅŸembe günü köÅŸenizde de yazdınız. Oradaki çalışmalarını nasıl yorumluyorsunuz?
GördüÄŸüm en aktif çalışma Gülen cemaatinin çünkü Washington'u kavradılar. Hillary Clinton'ın ve Robert Wexler'in seçim kampanyalarına inanılmaz bağışlar yaptılar. Amerika'da uzun yıllar kalmış, maddi durumu iyi olan cemaat dışındaki Türkler böyle kampanyalarda 'üç kuruÅŸ mu, beÅŸ kuruÅŸ mu vereyim' derken, Gülen cemaati büyük bir koordinasyonla ortaya büyük meblaÄŸlar koyuyor. Tabii ki bu siyaseti etkiliyor. Bizimkiler; askeri iliÅŸkilerin, NATO'nun gücüyle, McCain'in ofisinde bazı kiÅŸileri tanırlar. Gülen cemaati, 20 Kongre üyesinin ofisinde çalışanları, gezi organize edip Türkiye'ye getiriyor.
- Cemaatin Türkiye içindeki etkinliÄŸini nasıl deÄŸerlendiriyorsunuz?
Medyadaki yapısına, okullarına, ekonomik gücüne bakın. Siyaseten kızabilirsiniz ama organizasyon kabiliyetlerine ÅŸapka çıkarmak zorundasınız. Bu konuda realist olmak lazım. Herkesten iyi çalıştılar.
- Gülen cemaatinin bu yükseliÅŸinin Türkiye'nin muhafazakarlaÅŸmasını etkisi var mı?
Bence var; evet, kuÅŸkusuz muhafazakar insanların siyasetteki ve karar verme mekanizmalarındaki görünürlüÄŸünü artırıyor. Ama bu da bir Türkiye gerçeÄŸi. Sonuçta ÅŸunu da unutmamak lazım cemaat de bir evrimleÅŸme sürecinde. Ve ÅŸu an Türkiye'yi daha muhafazakar hale getiren bir durum, ancak 20 yıl sonra herhalde onlar da evrim yaÅŸayıp daha çok sesli ve daha ÅŸeffaf hale geleceklerdir. Biraz iyimser yaklaşıyorum ama böyle düÅŸünmek istiyorum.
GÜLAY ALTAN