Yine yollardayım. Bu kez sizi de benimle birlikte dolaÅŸtırmak niyetindeyim. Bir süreliÄŸine İran'ı, ABD'nin hesaplarını, Rusya'nın pozisyonunu, fotokopi darbe planlarını ardımda bırakıp Avrupa'nın çeÅŸitli noktalarında 'baÅŸka yaÅŸamlar'a bakacağım. 'Bu da nereden çıktı?' diyenler için en iyisi baÅŸtan anlatmak: Ben bundan birkaç ay önce bir projeye kalkıştım. Dört kiÅŸilik bir ekip kurduk ve bir karavan kiraladık.
***
Son geniÅŸlemelerle üye olan 10 AB ülkesini baÅŸkentlerine gidiyoruz ve o kentlerde belgeseller çekiyoruz. Oraların nasıl ÅŸehirler olduklarına, AB üyeliÄŸinden ne kazanıp ne kaybettiklerine, oralıların Türkiye deninde akıllarına ne getirdiklerine bakıyoruz. 10 bölümlük seri eylülden itibaren Sky Türk'te yayınlanacak. Zaman zaman Sofya'dan, Prag'dan, Vilnius'tan yazdığım yazılar bu yüzden...
***
Åžimdi de rotamız Macaristan, Slovenya ve Slovakya. Tabii arada baÅŸka kaçamaklar da yapıyoruz Üç gün önce BudapeÅŸte'ye geldik. İstanbul'un 35 derece sıcağından askılı elbiselerle ÅŸehre indik. İndik de az kalsın bizi otele götürecek taksiye dahi binemiyorduk. Bir soÄŸuk, bir yaÄŸmur... (Hava durumuna bakmış olsak da insan yaz havasından öyle kolay çıkamıyor. Buyrun deneyin!)
***
GördüÄŸümüz kadarıyla BudapeÅŸte fazla estetize edilmiÅŸ bir ÅŸehir. Burayla ilgili dantel gibi iÅŸli binaları ve köprüleri gösteren kartpostalları bilirsiniz.. İşte o görüntüler insanda beklentiyi artırıyor. Evet, Tuna üzerinde güzel yedi adet köprü ve ÅŸehirde barok, gotik, Roman tarzlarını birleÅŸtiren göz kamaÅŸtırıcı binalar var ama BudapeÅŸte düÅŸük enerjili ve gri bir yer. Bunda fazlasıyla ciddi görünümlü ve hayatta inisiyatif almaktan ölesiye korkan Macarlar'ın da payı büyük.
***
Sonuçta üç gün boyunca yaÄŸmur altında geçirdiÄŸimiz BudapeÅŸte günlerinden aklımızda Tuna Nehri, Avusturya-Macaristan İmparatorluÄŸu geçmiÅŸi ve meÅŸhur saunalar dışında pek bir ÅŸey kalmadı. MeÅŸhur gulaÅŸ yemekleri ise (Macarlar çorba, Çekler yemek olarak yapıyor) tam bir hayal kırıklığı!
***
Üç günün ardından karavanımıza atladık ve bu kez de rotayı Slovenya'nın baÅŸkenti Ljubljana'ya çevirdik. 7 saatlik yolun ardından ÅŸehre vardık. Bir de ne görelim? Åžiir gibi bir yer! Nefis bir nehrin üzerinde minik minik köprüler, kenarda gençlerin tıklım tıkış doldurduÄŸu kafeler, tepede tüm ÅŸehri gören tarihi bir kale, güler yüzlü insanlar...
***
Bu ÅŸehri bu kadar sevmemiz biraz da ondan hiçbir ÅŸey beklemememiz sayesinde oldu herhalde. Sonuçta ilk yarım saatte tüm ekip Ljubljana'ya ve Slovenler'e adeta aşık oldu. Öyle ki dünyada telaffuzu en zor ÅŸehir ismini bile sular seller gibi söyler hale geldik. (Libuana olarak okunuyor ve 'sevilen' anlamına geliyormuÅŸ).
***
Slovenya hepi topu 2 milyonluk bir ülke. BaÅŸkentte ise yalnızca 250 bin kiÅŸi yaşıyor. Ne telaÅŸ var, ne gürültü. Her ÅŸey az ve öz. Slovenler de dünyanın en dışa dönük ve çok dil konuÅŸan insanlarıymış meÄŸer.
***
Buradan sonra istikamet Krakow (Polonya) ve Viyana üzerinden Slovakya'nın baÅŸkenti Bratislava. Arada bir de küçük bir Venedik kaçamağı yapacağız. Daha anlatacak çok hikaye var!