BaÅŸlıktaki sorunun cevabı 'Hiç okumuyor' deÄŸil tabii ki... 'Hayata tavuk suyuna çorba etkili yazıları' toplayan türde kitapları mutlaka okuyordur. Onların da fazla anlamı yok. İnsanın beynini zorlayan, biraz düÅŸündüren ÅŸeyler deÄŸil onlar. Ancak hal ve tavrından anladığım kadarıyla insanın beynini biraz zorlayacak, farklı boyutlar açacak, beyne biraz disiplin getirecek metinlerle hiç alakası yok onun.
Büyük bir ihtimalle bu tür kitaplardan sıkılıyordur. Yani bilginin, yeni bakış açılarının eksikliÄŸini de hiç duymuyor. Bu eksikliÄŸin beyninde yarattığı kara deliÄŸi yaÅŸayarak dolduracağını sanıyor. O yüzden geziyor geziyor geziyor. KonuÅŸarak, deneyerek bilgilenebileceÄŸini sanıyor. Halbuki onlar bilgi deÄŸil sadece hayata dair bazı enformasyonlar.
Kitap okusa, biraz beynini zorlasa o enformasyonları güzel bir ÅŸekilde toparlayıp bilgi haline getirebilecek belki ama böyle bir arzusu da yok.
'Mutlu adam kendiyle, bana ne' diyebiliriz ama sorun Hıncal ile bir konu üzerine fikir alışveriÅŸi yapmaya çalıştığınızda ortaya çıkıyor.
Siz temelde kitaplardan edindiÄŸiniz bilgiyle bir ÅŸeyler söylemeye çalışıyorsunuz o ise kendi deneyimlerinden edindiÄŸi enformasyonlar ile cevap vermeye çalışıyor. Hıncal'ın hayattaki en büyük soyutlaması kendisinden ibaret. Fikir soyutlamaları olabildiÄŸince somut, Hıncal'dan ibaret bunlar sadece. Tartışmak ve fikir alışveriÅŸi yapıp beslenmek mümkün deÄŸil ondan.
Hem sonra o en büyük, en baÅŸarılı olduÄŸundan (Kendisi böyle yazıyor, kitap okuma alışkanlığı olan bir insan bu tür lafları kendi için cidden söylemekten utanır) siz bilgiye dayanarak ne derseniz deyin makul bir tartışma mümkün olamıyor. O en doÄŸrusunu bildiÄŸi için ve hep doÄŸru olanı yaptığından ne diyorsa doÄŸrudur, bunu kabul edeceksiniz.
Hıncal bu tavrını son olarak 'Gazeteci arkadan vurur' tartışmasında gösterdi.
O hiçbir insana arkadan vurmadığı için ve kendisine de arkadan vurulmadığından ama tabii ki o hep baÅŸarılı olduÄŸundan hep de zirvelere oturduÄŸundan, Hıncal'ın hayat enformasyonuna göre gazetecinin arkadan vurması gibi bir ÅŸey olamaz. Konu kapanmıştır onun açısından.
Buna karşılık siz farklı bir ÅŸey yapmaya çalışıyorsunuz. Bu konuda yazılmış bir kitaptan yola çıkıp tartışmayı biraz soyut düzeye taşıyorsunuz ve gazetecileri deÄŸil gazetecilik mesleÄŸinin dinamiklerini tartışmaya sokmaya çalışıyorsunuz ama hayattaki en büyük fikir soyutlaması kendisinden ibaret olan bir insanın bunu yapabilmesi, anlayabilmesi imkansız.
Konuyu açmayı sürdürseniz o yine kendi baÅŸarılarından, deneyiminden bahsederek bir ÅŸahsiyet kısır döngüsüne girecek. Siz de o zaman 'Ben neden vakit harcayayım bununla' diyebiliyorsunuz bir aÅŸamada.
Okuma alışkanlığı bulunan herkes ne demek istediğimi anlamıştı o tartışmada ama belki okuma alışkanlığı olan arkadaşları Hıncal'a da anlatırlar diye tekrar yazacağım.
Janet Malcolm'un yayınlandığı en büyük tartışma yaratmış, çok etkili olmuÅŸ ve hemen klasikler kategorisine alınmış bir yazısı var. BaÅŸlığı da 'The Journalist and the Murderer.' Daha sonra kitap haline getirildi. Yıllardır bu kitabı arada bir yazar hatırlatırım. Durmadan mesleÄŸin nasıl yapılması gerektiÄŸine dair laf söyleyen, diÄŸer gazetecilere eleÅŸtiriler getiren Hıncal keÅŸke biraz merak edebilseydi bu kitabın ne dediÄŸini, keÅŸke okumayı becerebilseydi...
Diyelim kitabı bulamadı bir yerden, hiç deÄŸilse internetten tartışmaları öÄŸrenseydi... Ama o bilgisayar başında oturmayı da vakit kaybı sayıyor. Çünkü dolaÅŸması, görmesi ve konuÅŸması gerekiyor. Entelektüel birikimi bu tür faaliyetlerden ibaret.
GAZETECİLİK AHLAKEN SAVUNULAMAZ
Ne diyor o kitapta Janet Malcolm; gazeteci hiçbir art niyet taşımasa da mesleÄŸinin tüm kurallarına uyarak çalışsa da, gazetecilik mesleÄŸi ahlaki açıdan savunulabileek bir meslek deÄŸildir. Çünkü gazeteci 'KonuÅŸtuÄŸu insanların tüm insani zayıflıklarını kendi amacı doÄŸrultusunda kullanan, insanların yalnızlığından ve çeÅŸitli korkularından kendi çıkarları için yararlanmayı bilen kiÅŸidir.'
Siz haber çıkarmak için haberi verebilecek insanın güvenini, onun tüm zaaflarını kullanarak kazanırsınız. Alacağınızı aldıktan sonra, konuÅŸtuÄŸunuz insanı içi tükenmiÅŸ ve yine korkularıyla bırakıp gidersiniz. Çünkü o verdiÄŸi bilgilerle neler yapılacağını ertesi gün görebilecektir. O anda sadece gazetecinin anlık dostluÄŸuna güvenmekten baÅŸka yapabileceÄŸi bir ÅŸey yoktur. Bir idam mahkumu gibi ipinin çekileceÄŸi saati ve verdiÄŸi bilgilerle neler yapılacağını beklemektedir.
Ha tabii ki bu tespite katılmayabilirsiniz. 'Hayır, gazeteci bu deÄŸildir' diyebilirsiniz. O zaman da Janet Malcolm'un yaklaşımın neden yanlış olduÄŸunu açıklarsanız güzel bir fikir alışveriÅŸi olabilirdi. Siz de o durumda bir ÅŸeyler öÄŸrenebilirdiniz.
Ama Hıncal sadece 'Ben öyle yapmadım benim tanıdığım gazeteciler de böyle deÄŸildi' demekle yetiniyor. (Bunlar da ne demekse...)
Fazla okumayan bir insanla tartışmaya girmek mümkün deÄŸil. Onun bilgi ve deneyimini ve olaÄŸanüstü baÅŸarılı yaÅŸamını öÄŸrenip bilgilenmeyi de ben istemiyorum. Çünkü benim de vaktimi daha deÄŸerli ÅŸeylere harcamaya ihtiyacım var.
Ben okuyacağım okuyacağım okuyacağım, o ise gezecek gezecek ve gezecek.
Bu kadar farklı ve uyumsuz olan iki insanın birbirlerinin fikirlerine atıfta bulunarak bir tartışma içine girmeleri de mümkün deÄŸil zaten.
Sizin yapabileceÄŸiniz en doÄŸru iÅŸ 'Peki Hıncal sen haklısın, sen en iyisini bilirsin, dediÄŸin gibi en büyük de sensin' deyip okumayı, düÅŸünmeyi sürdürmekten ve onu da unutmaktan ibaret...