AKŞAM GAZETESİ | Tuğçe Tatari Evliyagil | 2009-07-18

kategori2

Halit Ergenç'in paraları suyunu mu çekti?

Bir kadına bu üslupla soru sorulmasından yana değilim. Ama son günlerde çıkış menşei fazlaca belli olan haberler aklıma bu sorudan başkasını getirmedi.
Bugün analiz edeceğimiz ilişkiler zinciri son derece medyatik.
Başrollerde Halit Ergenç, Bergüzar Korel ve Ergenç'in eski eşi Gizem Soysallı var.
Kısaca hatırlayalım; Ergenç ve Soysallı sadece 1 yıl evli kaldı. 1 yıllık evlilik, erkeğin kadına 225 bin TL tazminat ödemesiyle son buldu. Ödenen miktar ve boşanmanın hızı, 'normal' olmayan bir durum yaşandığını gösteriyordu zaten. Boşanmanın haber olmasıyla beraber Ergenç ve Korel aşkı ortaya çıktı. İddia edilene göre zaten evlilik bitmeden başlamış bir aşktı bu, hatta evlilik de bu yüzden bitmişti. Bergüzar Korel ve Halit Ergenç inkar etti. Tazminatı alan eş sessizdi. Nasıl olduysa bir süre sonra Korel ve Ergenç sevgili olmuştu.
Birçok magazin aşkında olduğu gibi yine gazeteler önce yalanlandı sonra 'Gerçekten yoktu, daha çok yeni' açıklamaları yapıldı. Tazminatı alan eski eş hala sessizdi.
Çok net hatırlıyorum, bu durumlar karşısında Gizem Hanım'ın asla konuşmayacağını iddia edenlere 'Bir süre sonra konuşacak' dediğimi. O bir süre 'paranın suyunu çekme' hızına göre belirlenecekti. Elbette yeniden 'sus' payı almak için filan değil. İlk günlerde alınan o yüklü miktar, sıcaklığını ve heyecanını kaybedince eski eş 'aşk tablosu' çizen bu çifte tahammül edememeye başlayacaktı. Aynen tahmin ettiğim gibi de oldu.
Son iki haftadır gazete manşetlerinde 'Çocuğumu aldırttı', 'Bergüzar'la ilişkilerini ilk kez Ceyda Düvenci'nin düğününde hissettim' tadında açıklamalar yayınlanıyor. Öküz ölmüş, ortaklık çoktan bitmiş ama geç kalan intikam çırpınışları gazetelere duyurulmaya yeni başlanmış... Hem de  çıkıp kendi anlatmıyor da 'Gizem Soysallı'ya yakın kaynakların anlattığına göre' tadında gizliden gizliye veriyor geç kalan savaşını.
Şimdi nasıl saygı duyalım? Şimdi nasıl ayıplayalım Ergenç'i?
Boşanırken o yüklü tazminat susmanıza sebep olduysa, şimdi nasıl aldatılmanın felaketinden, dayanılmaz haksızlığından bahsedelim? Oysa... Gizem Hanım durumu algıladığı gün tavrını net koysaydı, para aldığı için sessizliği seçmeseydi durumlar böyle olmazdı. Halk, Korel ve Ergenç'i uyumlu bir çift olarak kabul etti artık. Zaten büyük ihtimalle bu kabul durumudur eski eşi delirten de. Ama çok geç kalınmış bir delilik!

Uzay yolu
Bir türlü gelmediler, bir türlü almadılar, kaçırmadılar, çipleri yerleştirmediler, şehrin üzerine dev gemileriyle inip hepimizi etkileri altına almadılar... Çok üzgünüm... Çünkü bunlar olmadıkça bunlar oluyor: Harun Kolçak uzun yıllardır UFO görürmüş. Ama son yaşadığı olay çok şahitliymiş. Demiş ki; 'UFO kongresinin kapanışında yaklaşık bin kişinin önünde verdiğim konser sırasında gökyüzü semalarında uzay gemisi gördüm ve bu duruma bütün konuklar da  şahit oldu. Metalik ışık saçan bir gemiydi. Formları önceki gördüğümle aynıydı. Onlar sonuçta dünyada evreni bizden farklı bir zaman anlayışıyla yaşıyor. Biz, dünü, bugünü ve yarını değerlendiriyoruz. Onlar zamanı farklı alanlarda kullanıyor. O yüzden dünyaya farklı şekilde gidip gelebiliyorlar...' Bir süre önce Reyhan Karaca'nın 'Beni uzaylılar kaçırdı' açıklamasını ve uzaylıları tarif edişini de unutmadınız herhalde... Bu üçlemenin son ayağı ise Anjelika Akbar.... Akbar dedi ki; 'Konuşursam insanların kaldıramayacağı bazı gerçekler var. Ama şunu söyleyebilirim ki; 10'dan fazla uzaylı türü var. Aralarında ikiye ayrılıyorlar: İyi niyetli uzaylılar, kötü niyetli uzaylılar. İyi niyetliler nükleer denemelerin yapıldığı, atom üzerine çalışmaların gerçekleştiği yerlere gidip, bu çalışmaların ayarlarını yaydıkları dalgayla bozuyor. Çünkü nükleer denemeler onların gezegenlerini de kötü etkiliyor. Kötü niyetli uzaylılar ise insanları kaçırıp beyinlerine çip yerleştiriyor. Aramızda insan kılığında dolaşan uzaylılar da var...'

Sevsinler senin politik kariyerini
2 Kasım 2008 Pazar günü bir yazı yazmıştım. Şimdi yazacaklarımı okumadan o yazıya bir göz atmanızı isterim. Bu yazıdan sonra Mazhar Alanson beni dava etmiş. Dava edilecek bir konu bulmuş da etmiş. Neyse, şu anda sürmekte olan bir davayla ilgili fikir beyan etmeyeceğim. Ama onun da zamanı gelecek elbet. Davada tanık olarak Alanson'un eşi Biricik Suden dinlenmiş. Suden, 'Bu haber yüzünden maddi manevi zarar gördüm. Politik kariyerimi de etkiledi' demiş.
Haberi yazdığım 2 Kasım 2008'de Suden'in hiçbir 'siyasi kariyeri' yoktu. Biz onu 'modacı' olarak tanıyorduk, Mazhar Alanson'un tuhaf kostümlerini tasarlıyordu. Şimdilerde var olan 'siyasi kariyeri', Beyoğlu Belediyesi Meclis Üyeliği. Olalı da daha 3 ay olmadı. Yani 29 Mart 2009 yerel seçimlerinden beri sahip o 'siyasi kariyer'e.
İki konuya tahammül edemiyorum: Birincisi, Türk mahkemelerini oyalayarak, boy göstermek adına kullanılmaya. Alanson ve Suden çiftinin bu işin tadını çıkartma çabasına. İkincisi de şu 'siyasi kariyer' meselesine. Biricik Suden'in bir 'sosyal kariyeri' olduğunu hepimiz biliyoruz da işin 'siyasi kariyer' kısmı nedense bana pek acıklı ve gülünç geldi.

Ünlü ressam çocuk yuvası mı açıyor?
İsmail Acar'ı tanımayanınız var mı? Osmanlı motifli ve narlı tablolarından hatırlayabilirsiniz kendisini. Birçok ünlü kişinin duvarlarını süslemekte tabloları, en çok da Cem Yılmaz'ın. Yılmaz'da ciddi sayıda İsmail Acar tablosu bulunmakta. Neyse... Konumuz bunlar değil.
Ünlü ressam İsmail Acar yeni bir işe soyunmuş. Çocuklara resim dersi verecekmiş. Bu çarşamba Mohini'de başlayacak 'İsmail Acar'la Resim Yapıyorum' kursları tüm kış da devam edecekmiş. 6 yaşından küçük çocuk kabul edilmeyecekmiş. Ha bir de sınıfların çok kalabalık olmasını istemiyormuş Acar, çünkü çocuklarla tek tek ilgilenmek, onları tanımak ve yönlendirmek istiyormuş. Bazen derslere ara verip kültür sanat, yaratıcılık sohbetleri yapmak ve müze gezdirmek istiyormuş. Hayatında ilk defa çocuklarla bu denli bir ilişki kuracak olan Acar 'Bu bir deneme. Çocuklarla iyi ilişkiler kurup, bu işi becerebilirsem, kendi okulumu açacağım' diyormuş.

Bu adam hala satıyor!
Geçen yılın en çok satan, en çok konuşulan, hatta yeni bir erkek tanımı ortaya koyan Issız Adam'ı hala iş yapıyor. Elbette DVD'si satıyor, TV kanalları yayınlamak için yarışta ama benim bahsettiğim satma farklı bir satma. Filmin başrol oyuncusu Cemal Hünal'ın Nişantaşı'nda Zazie adlı bir restoranı var, biliyorsunuz zaten. Filmin en az adı kadar markalaşmış bir de havuçlu keki var, onu da biliyorsunuz. Filmde aşkı simgeleyen, adamın aşkının gerçekliğini ispat eden tek elle tutulur unsur, havuçlu kek. İşte Hünal, Zazie'nin tatlı mönüsüne koymuş o keki. Adı; Issız Adam'ın havuçlu keki. Bir dilim kekin fiyatı 12 TL.
Nasıl satıyor, özellikle genç kadınlar nasıl kıkırdayarak sipariş ediyor, inanamazsınız. Son dönemlerde ilişkilerini 'Issız Adam' üzerinden yorumlayan kadınlara, kendini 'Issız Adam' olarak tanımlayan adamlara nasıl gıcık olduğumu anlatamam. Şimdi bir de filmin gerçekliğine inançlarını o keki yiyerek kanıtlayanlara taktım kafayı!