AKŞAM GAZETESİ | Ahmet İnam | 2009-07-18
-Rıdvan Hocam, demek formunuzu bu kadar iyi hazırlanmış salata yiyerek sağlıyorsunuz!
-Ooo! Ahmetciğim, sen pek yemeğe gelmezdin, ne güzel seni tekrar görmek aramızda! Okuyoruz yazılarını. Neyse anlatırım, doldurayım önce şu tabağımı da geleyim yanına!
Bak kardeşim, iyi bir yazar olmak için gündemi yakalamak gerek. Millet neye kafasını takmış? Neleri merak ediyor? Nelerin ardında koşuyor? Sıkıntıları ne? Okuru yüreğinden yakalamak gerek. Anladığım kadarıyla da sen yurtdışındaki gazeteleri, dergileri falan da izlemiyorsun. Çok yerlisin azizim. Hadi yerlisin diyelim, gerçi yerlilik evrensel değerlerin ardındaki felsefeciye hiç yakışmaz ya neyse, kardeşim bari okurun sorunlarını çözümle. Felsefenin nurunun senin kaleminden çıktığını göster onlara.
-Maşallah hocam, tabağınızı tepeleme doldurmuşsunuz. Demek ki enejiniz buradan geliyor. Yurtdışında verdiğiniz konferanslarla görüşünüzü, bilginizi, farklı ülkelerin insanlarına aktarıyorsunuz.
-Keşke sen de, köyde, kasabada konuşacağına benim gibi uluslararası platforma çıksan. Harcıyorsun kendini dostum. Bizim insanımız, felsefeden falan anlamaz, onlara bol bol vaaz vermek, kulaklarını çekmek gerek. Batı'da öyle değil, çok disiplinli insanlar, onlara onların diliyle konuşabildiğinde çok nitelikli tartışmalar yapılabiliyor. Sen okumazsın bilirim, bu arada benim çok önemli dergilerde dünya akademik çevrelerini sarsan dört-beş makalem çıktı. Evrensel değerlerle düşünebilen insanlar var bu ülkede. Örnek benim. Gücenme ama sen doğru yolda değilsin. Düşünürüm diyorsan, kendini dünyaya kanıtlamalısın.
-Rıdvan Hocam, size saygı duyuyorum. Kendinize ne de güzel güveniyorsunuz. Umarım uzun yıllar düşünce 'nur'unuzla aydınlanır dünya.
-Hep kaçıyorsun eleştirilerden Ahmetçiğim, ben senin ağabeyin sayılırım, öğrenciliğimizden beri tanırım seni. Senin taşralı bir mahalle düşünürü olman üzüyor beni.
-Madem bu kadar üstüme geliyorsunuz, siz de söyleyeceklerime gücenmeyin sakın. Dünyaya bilgi saçtığınız hüsnü kuruntusuyla şişmiş, kendisiyle yeterince hesaplaşmayan bir egonuz var. Uluslararası akademilere üye oluşunuz, sık sık yurtdışında dersler verişiniz size yetiyor. Kendi açınızdan elbette değerli bir akademisyensiniz. Benim açımdan da. Yalnız bilgiyle uğraşmanın tek bir değerli yolu yok. Güzele ve iyiye yolculuğun farklı yolları var. Kendi tuttuğumuz yolun tek doğru yol olduğunu sanmak böylesi bir yolculuğun yolcularına yakışmaz. Siz, belli bir düşünme çerçevesi içinde, dünyada kabul gören egemen bakış açısından sözler söylüyorsunuz. Bu ülkenin aydınları, çoğunlukla sizin sahip olduğunuz bu çerçevenin dışına çıkamıyorlar. Hem bu topraklarda binlerce yıldır yaşanmış hayatı düşünce açısından yorumlama hem de dünya kültürüne katkıda bulunmak adına yeni düşünme çerçevelerine gereksinimimiz var. Batı'nın terminolojisiyle konuşursak, dünyada sesini duyuran paradigmalara, düşünme, algılama, yorumlama çerçevelerine, paradigmalar katmaya çabalamak gerek. Egemen çerçeveler içinde göremediklerinizi görme uğraşıdır bu. Siz buna 'mahalle düşünürü' olmak diyorsunuz. Ben kıyıda olmak diyorum. Bir yazımda da söylemiştim, kıyıdan dünya daha farklı görünüyor. Batı'yı izlemediğimi düşünüyorsunuz. Kıyıdan izliyorum. Öğrencilerimle tez çalışmaları yapıyorum, dersler veriyorum. Batı'yı hazırlayan kök düşünceler üzerinde Eski Yunan ve Latin kaynaklarından okumalar yapıyorum. Bunları söylemek zorunda kaldığım için utanıyorum ama üzerime geldiniz. Kıyıdan gördüğüm dünyayı yazarak, çerçevemi arıyorum.
-Ahmetçiğim, yüzün kızardı, ben de seni yumuşak bir insan bilirdim. Epey kızdırdım seni galiba. Vallahi dostum, yarası olan gocunur. Dünyayı kıyıdan görmek, mağara devrinde oluyordu. Şimdi uzayda uydular var. Dünyayı yukarıdan, çepeçevre göreceksin. Kusura bakma ama dünyada yeterince süprüntü postmodern paradigmalar var. Sen bu zeka ve bu donanımla paradigma falan oluşturamazsın. Sen hala bunun bireyi aşan toplumsal, ekonomik, politik koşullara bağlı bir süreç gerektirdiğinin ayırdında bile değilsin. Tam bir taşralı insan hüsnü kuruntusu!
-Siz uyduyla, uydudan bakın hocam, ben kıyıdan bakmayı sürdüreceğim. Bir hüsnü kuruntum daha var: Uydudan bakanlar, bir gün benim kıyıdan gördüklerimi merak edecekler.
-Ahmetçiğim, sayende iştahım açıldı, bir tabak daha salata yiyeceğim; sana da tavsiye ederim, sığır eti yemekten kafan çalışmıyor. Uydudan bakanlar senin kıyından yalnızca hayal görüldüğünü görecekler, bunu bir tabak salatadan sonra anlarsın belki!