AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-07-18
Şalom gazetesinden bir yazı yazmam için aradılar. Ben de yazdım. Şimdi yazdırmış oldukları için pişmandırlar sanıyorum.
Nezaket olsun diye 'Yazı tam yaz eğlencelik olmuş' dediler ama bu yazı nedeniyle okuyucu da kaybedeceklerine eminler.
Ben de onlara 'Katiyen kaybetmezsiniz' diyemedim. Açıkça söyleyeyim ne olacağını da pek bilmiyorum.... Nerede yazarsam yazayım, okuyucuya ne tür travma yaşatırım bu hiç umurumda olmadı. Sadece tek bir yazıyla köylü sınıfının tümünün gazeteyi bırakmasını sağlayabilmiş bir insan olarak, bu başarımın hiçbir yazar tarafından tekrarlanamadığını da biliyorum. Yazarlık kariyerimde bir zirveydi o bence.
O sınıftan zaten hoşlanmam, böylece benim açımdan sorun temizlenmişti. Stalin görseydi benimle övünürdü mutlaka. Köylü soykırımının yazı halindeki biçimine benziyordu o yazı.
Ben pek nadiren dışarıda içmeye çıkarım ama o yazımın yayınlandığı gün, gelen tepkileri kutlamak için bir istisna yaptım.
Normal, makul düzeyde içmiştim. Galiba bir şişe filan Jameson içtim. Efendi efendi barda oturuyorum. Yanıma bir kadın oturdu, hani hayatın tüm olumsuzluklarından kendisini sorumlu tutan, durmadan üzülecek bir şeyler arayan ve de bulan insanlar vardır ya onlardan birisiydi kadın. Foklara ve yunus balıklarına üzülenler bunlar arasından çıkıyor. Vücudu güzel olan bir kadın böyle şeylere neden takar ki acaba? Bunu anlamam mümkün değil. Bu tür konularda üzülmeyi çirkin ve ter kokan kadınlara bırakmak gerekiyor bence.
Ben ise o sırada sadece barda ikinci bir şişe Jameson bulunmamasına üzülüyordum. Fokları ise 'Acaba bunun sushisi olur muydu?' diye düşünüyordum sadece. Başka hiçbir şey umurumda değildi.
Kadın bana global ısınmadan bahsetmeye başladı, inanabiliyor musunuz?.. Kutuplar eriyormuş, açlık olacakmış falan filan. Bu konuya ben de üzülmeye başlasam ne olacaktı ki? Hem buzlar eriyince serinlik olup ısınma da azalmaz mı, bu sorun kafama takılmıştı.
Sonra da şu an dünyada günde sadece 2 dolara yaşamak zorunda olan insanlar olduğunu anlatmaya başladı. Kutupların erimesiyle bunun ne alakası olabileceğini çıkaramadım. Çünkü 2 dolara yaşayan insanlar galiba Afrika'daydı. Bildiğim kadarıyla Afrika hep sıcaktı. Zaten bu yeni bir şey değil.
Ben Afrika denilince hep Rana'yı hatırlarım. Bir keresinde o alışveriş yüzünden Masai Mara kabilesine savaş açmıştı. Kenya'nın derinliklerinde bunun ne anlama gelebileceğinin umarım farkındasınızdır... Ama kabile Rana'dan ürktü, saldırmadılar...
Barmeni çağırdım ve 'Jameson yoksa bana ne vereceksin?' diye sordum. O ana kadar içtiğim Jameson viskisinin maliyeti Afrika kıtasının toplam gayrisafi milli hasılasına eşitti sanıyorum. Kadın o parayla kaç aç insanın hayatının kurtulabileceğini hesaplamaya başladı. Öne eğildiğinden göğüs dekoltesi iyice ortaya çıkmıştı. Ben de açların varlığına şükür ettim.
Barmen 'Tek bir şişesi var ama ben size Absent ikram edebilirim' dedi.
Absent'i düşündüm. Bu içkiyle ilgili kötü bir hatıram var mıydı diye...
Tabii ki vardı. Bir defasında eteği beline kadar kısa olan bir kadın yüzünden yarım şişe Absent'i rekor sayılabilecek sürede içmiştim. Bu rekoru eskiden kırmış olan birisi varsa o şimdi fazla Absent içmekten çoktan ölmüş olacağından ben o an rakipsizdim.
BARDA HAKA DANSI
Absent içince şöyle şeyler oluyor... İnsan bir süre hiçbir şey hissetmiyor. Tüm organlarınızdaki -buna beyniniz de dahil -bütün sinirler ölüyor. Sonra aniden beyniniz kafatasınızın dışına çıkıp tekrar yerine oturuyor ve bir süreliğine hayata dönüyorsunuz. Sonra da hayata döndüğünüze pişman olmaya başlıyorsunuz çünkü acı başlıyor.
O gün barda durup dururken, bana hiçbir talep gelmediği halde birden kısa etekli kadının önünde 'Haka' dansını yapmaya başlamıştım. Dansın sonuna doğru da barın üstüne kustum. Bu da kadınla yatma ihtimalimi tamamen ortadan kaldırmıştı galiba... Nedense bazı kadınlar çok duygusal olabiliyor, ne yapacaksınız...
Kustuktan sonra küçük tuvaletimi de hemen oraya yapmaya karar vermiştim ki beni bardan zorla çıkardılar. Ben de sokağa yaptım.
Bunu hatırlayınca barmene 'Çabuk çıkar şişeyi ortaya' dedim. Çünkü global ısınmadan şikayet etmekte olan kadının vızıldamalarına, göğüslerine rağmen daha fazla tahammül edemeyecektim.
İlk iki bardağı devirdikten sonra ona 'Biliyor musun; ben de aslında günde 2 dolarla yaşıyorum. Paranın geri kalan 99 bin 998 dolarını Rana harcıyor' dedim. Bunun olağanüstü bir espri olduğunu düşündüğü ve güldüğü için göğüsleri titremeye başladı. Üçüncü kadehi de diktim kafama ve göğüslerinin titremesini, gerekirse kaba güç kullanarak durdurmaya karar verdim... Ellerimle kavramaya çalıştım onları. Ama omuzlarını tutmuştum. Zaten şaşıyım, bir de Absent içince 180 derece açıda bulunan nesneleri 45 derecede, 45 derecede olanları da 180 dercede görüyordum...
KADINA KIRBAÇ SORDUM
Gördüğüm her şey bir gerçeküstü resim gibiydi. Barmene de o durumda dördüncü bardağı onun bana içirmek zorunda kalacağını söyledim. Çünkü kadının omuzlarını ebediyen bırakmama kararı almıştım.
Şişeyi bitirdikten sonra ona evlenme teklif etmeyi düşünüyordum. Her türlü utanma, çekinme duygum o an tamamen ölmüş durumda olduğundan bu manevramın önünde Rana'yı bir engel olarak görmüyordum.
Nedense kadın o durumdan hiç hoşlanmadı... Barmen ellerim serbest olmadığından dördüncü bardağı içirdi bana ve o anda yine beynim kafatasımdan çıkıp geri geldi.
Absent insanın eroini aort damarına direkt kamyonla dökmesinin yol açabileceği türde travmalar yaratıyordu beyinde... Bu sefer kusmamam gerektiğini çünkü kusarsam direkt kadının üstüne kusacağımı ve bunun da pek hoş bir şey olmayacağını düşündüm. Anlaşılan bir şişe Jameson'dan sonra Absent içmek beni duyarlı, romantik, duygusal filan yapıyordu. Eskiden bu tür detayları hiç kafama takmazdım.
Konuyu değiştirmek ve midemden başka yerlere konsantre olabilmek için kadına evinde kelepçe, kırbaç, maske gibi şeylerin olup olmadığını sordum. Şişeye uzandım, kadın kurtuldu elimden ve kaçtı. Ben de kusmak için tuvalete gittim. Halbuki bana acı vermesini isteyecektim. Galiba beni yanlış anladı.
Şalom gazetesine yazdığım yazı bu yazı kadar iğrenç bir şey değildi.
Onlara ilk defa yazmış olduğum için duyarlı davrandım, kendimi tuttum.
Siz AKŞAM okurları çok şanslısınız. Burada 'SERDAR Unplugged' şeklinde yazıyorum.
Şalom'da da kendimi ancak bir yere kadar tutabildim tabii ki. Hatta kendimi hiç tutmasaydım daha iyi olacağını da düşünmeye başladım. Çünkü onların okuyucularının bana zaten alışık olduklarını tahmin ediyorum.