AKŞAM GAZETESİ | Elif Aktuğ | 2009-07-18
a) Astronot
b) Quasimodo
c) Operadaki Hayalet
d) Kokoreççi
Ben girmeyecektim bu topa ama fena gaza geldim. Sabahın köründe eski yazılarımı arşivlemek için gazete dağları arasında kaybolmuştum ki, o da ne? Bir haber ile burun buruna geldim, artık kayıtsız kalamayacağım aşikardı.
Türk basını, başörtüsü, türban takıp, çarşafa girerek tebdili kıyafet dolaşmayı
20 yıldır seviyor. Hatırladığım kadarıyla ilk kez Duygu Asena'nın yayın yönetmenliği zamanında Kadınca Dergisi muhabirleri çarşafa bürünüp izlenim yazmıştı.
Arkası geldi tabii. İşte 1996 yılının Melodisi...
16 Aralık 1996 tarihli Sabah Gazetesi'nin Melodi ekinin birinci sayfasındaki manşet aynen şöyleydi: Başörtü zulmü yok...
Haberi yapanlar o tarihte Melodi'nin Yazı İşleri Müdürü olan, AKŞAM hafta sonu eklerimizin Yayın Yönetmeni Özlem Akalan ve şimdi Sofra Dergisi'nin Yayın Yönetmeni olan Esra Düzdağ. Haber, başörtü kullananların zulüm gördüğü söylentilerinin çıkmasının ardından yapılmış, doğruluğunu araştırmak adına... Başörtü takıp gezmişler tozmuşlar, zamanın en trend yeri Nişantaşı Vakkorama'da yemek yemişler; saygıda kusur görmemişler hatta; güzel hikaye.
Bu haberi okuyunca aklıma yıllar önce Yılmaz Özdil'in Yazı İşleri Müdürü olduğu Yeni Asır'da çalışırken yaptığım tebdil-i kıyafetli haberler geldi.
İş adamlarının tepkisini ölçmek için Rus kadın taklidi yapmak (Lepiska saçlarım sapsarıydı, geriye sadece rengarenk ve rüküş giyinmek kalmıştı. Yardımsever İzmirli erkekler gözlerimi yaşartmıştı, zavallı Rus kıza ev bulmak için yarışmışlardı), çingene kılığında Kordon'da çiçek satmak ve kaç lira kazanılabildiğini öğrenmek (gayet de iyi kazanılıyordu) ve zabıta kıyafeti (ciddiyet gerektirdiği için gülmemekte zorlansam da başıma iliştirdiğim yamuk kepimle bir zamanların THY hostesleri gibi çok havalıydım. Zabıta kadınlar hala öyle mi giyiniyor acaba?) ile zamanın belediye başkanları denetiminde lokanta teftiş etmek gibi. O yıllar İzmir'de haber bulmak, üretmek, patlatmak zordu; sıkı bir uydurma kabiliyeti ve son derece geniş bir ufuk gerekiyordu.
Elbette bütün bu tarz haberleri çok daha önceden akıl edip yapan gazetecileri taklit ederek yapıyorduk. Zabıta olduğum günleri anlattığım Mine Akverdi, 1997 yılında Aktüel'de Haşim Akman'ın yaptığı haberi hatırlattı bana. Haşim Akman, 28 Şubat süreci gerekçelerinden biri olan şeriatın gelmekte olduğu duyumlarını araştırmak adına cübbe ve sarıkla İstanbul'u dolaşmış. Amaç halkın cübbelilere tepkisini ölçmek, laiklerin kalesi olarak bilinen ve İslamcıların pek itibar etmedikleri yerleri dolaşarak bir nevi nabız yoklaması yapmakmış... Hemen Haşim Akman'ı aradım, o da bana bir zamanların Nokta dergisinde zaten bütün bunların yapılmış olduğunu, hatta o dönem Nokta'da başörtü ile dolaşarak tepki ölçen kadın yazarların haberlerini okuduğunu hatırladığını söyledi. Biraz daha araştırma yapınca, ta 80'lerin sonunda Kadınca Dergisi muhabirlerinin haber için çarşaf giyip sokaklarda dolaştığını öğrendim...
Bu yazıdan çıkartılacak ana fikir şudur:
1- Marka olmak iyi bir şeydir ama herkes olamaz. Markanın marka doğurması şaşılacak bir şey değildir, bu duruma şaşıranların derhal tokatlanması gerekmektedir.
2- Kyle Minogue de markadır ama sadece şov yapar, sesi yokmuş kimin umurunda? 'Can't Get You Out of My Head' diyor seksi Kyle bacı, yani seni aklımdan çıkartamıyorum bebeğim loy loy.
3- Hürriyet'in bu eşsiz ve benzersiz yazı dizisinden sonra rencide olan başörtülü kadın yazarlara, 'sen de kafanı aç o zaman, yaz bir yazı görelim' diyerek topu göğsünde yumuşatan ve tam 90'a takmak isteyen köşecilerin inançla dalga geçilmesinin ne kadar yaralayıcı olabileceğini anlamaları için tarafımdan falakaya yatırılmaları mı gerekmektedir, araştırmalıyım. Hatta onların kılığına girmeliyim gerekirse... Gerçekten gerekirse...
4- İntiharın eşiğindeyim... Olay yaratan röportajlarımızın mimarı Gülay Altan efsane sorusunu bana yöneltirse ne yapacağım? 'Hürriyet''e gelen yayın yönetmeni olmak ister misiniz?' Cevabım şudur: 'Bir önceki maddeye verdiğim şuursuz cevabı değiştirebilir miyim?'