Yiğit Karaahmet yigit.karaahmet@aksam.com.tr

kategori2

Kafe borçluları listesini açıklıyorum

Geçenlerde yürürken önüme bir defter düştü. Bir baktım içinde, ünlülerin işletmelere olan borçları var.
Ekonomik krizin hayatımıza yeniden soktuğu bir kavram da veresiye alışkanlığımız oldu. Hala eski sistem 'yaz tahtaya, al haftaya' yapıyoruz bazı yerlerde. Türkler olarak böyle tatlı bir kredimiz var. Ama her tatlıyı da çok yerseniz bayacağı gibi bu borçlar da biriktikçe epey baymaya başladı. 
Mesela tüm işletmeler, kafeler, barlar artık eski alacakların da peşine düşmüş durumda. Eski defterler tek tek açılıyor ve borçlar isteniyor.
Cepteki nakde güvenip, ha gayret hesaba yazdıranları zor günler bekliyor.
Mesela bendenizin Taksim'in gizli ve gözde kafelerinden Sugar Cafe'ye öyle bir borcum birikmiş ki ev kiramdan daha fazla. Onu kapatmak için artık elimde gül buketiyle meyhanelerin önünde sevgililere tek gül satma işine girmeyi düşünüyorum. Ama durum sadece benim kısıtlı hesabımdan çıkan parayla da ilgili değil. Şöyle bir küçük çaplı araştırmayla öğrendim ki, birçok ünlümüz şehrin muhtelif yerlerine borç takmış durumda.
Mesela bir dönem Nişantaşı'nın en önemli buluşma ve sosyalleşme mekanlarından olan Motus Spor Kulübü kısa bir süre önce kapandı. Motus o kadar popülerdi ki bir dönem Nişantaşılı sosyetiklerimizin çoğu ter atmak için bu mekandaydı. Bu ünlü isimlerden biri de Can Akçay. Duyduğuma göre Akçay'ın Motus Club'ın kafesine bir miktar borcu kalmış. Ve şu an kapanan işletme bu alacakların peşine düşmüş. Akçay ise 'Ben ünlüyüm, bir de hesap mı ödeyeceğim?' diyormuş. Tabii burada Akçay'ı çok iyi tanımadığım için bir yorumda bulunamıyorum. Ama bu, Can Akçay'a özgü değil. Yıllar önce ortada kriz falan yokken Beyoğlu Safran'da Ajda Pekkan ve Canan Yaka'nın da yakasına hesabı ödemeleri için yapışılmıştı. Bu konunun detaylarını eskiden Safran'da garson olarak çalışan Hürriyet Cuma yazarı Savaş Özbey'den detaylarıyla da dinlemek isteriz ayrıca.
TOLGA KAREL'İN İTİRAZI
Günümüze dönersek eğer, genç bir yazar, borçları yüzünden artık House Cafe'ye alınmıyormuş. Hem de patronlardan ambargo yemiş. Aynı şekilde bu yazarın Smyrna Cafe'ye olan borcu veresiye defterinden taşmış durumda. Mekan sahipleri kara kara bu 'ünlü yazardan' parayı nasıl tahsil edeceğini düşünüyormuş.
Bunun dışında parayı hemen nakit ödeme dönemi de bir süre için askıya alınmış durumda. Ünlüler paraları bir süre geciktirip ödüyor. Mesela Sadıka Sabancı'yla evlenip, Sabancı Ailesi'ne damat olarak gitmeye hazırlanan ünlü şarkıcımız Cenk Eren.
Eren, Cihangir'de oturuyor. Ve Cihangir kafelerinin sıkı bir müdavimi. Eren geçtiğimiz aylarda bir gece, semtte yeni açılan bir kafede akşam yemeği yemiş. Garsonlarla uzun uzun sohbet eden Eren, gecenin sonunda 750 TL'lik hesabı ödemeden evine gitmiş. Fakat borcunu fazla geciktirmeden birkaç gün içinde o gece sohbet ettiği garsonlara elden ödemiş.
Bir de hesaplara itiraz durumu var tabii. Bu konuda mimli olan bir isim de 'Yaprak Dökümü'yle yıldızı parlayan Tolga Karel.
Karel, İstanbul gece kulüplerinde sürekli arıza çıkarmasıyla tanınıyor. Bu yüzden de Reina, Crystal gibi birtakım yerlere alınmıyor. Geçenlerde bir gün Karel ve üç kız arkadaşı bir kafede yemek yemişler. Gecenin sonunda 350 TL'lik hesaba Karel itiraz etmiş, indirim yapılmasını istemiş. Mekanın işletmecileri yüzde 10'luk indirim yapmışlar. Karel yine itiraz ederek hesabın 250 TL'ye inmesini istemiş. Masaya gelen içkileri içmediklerini iddia etmiş. Bunun üzerine işletmeciler güvenlik kayıtlarını izlemeyi önermiş. Ve durum tatsızlaşmaya başlamış. Sonrasında Karel hesabı ödeyerek mekandan ayrılmış.
İstanbul gece hayatının kara kaplı veresiye defterini araştırmaya devam edeceğim. Ama kendim öncesinde gidip Çiçek Pazarı'ndan bir buket gül almam lazım.
Bu gece Nevizade beni bekler.

Tacizci magazin müdürü kim?
Türk siyasilerinin en temel özelliklerinden biri de yapıştıkları koltuklarından asla kalkmamaları galiba. Seneler içinde giderler, gelirler ama hep varlardır. Bu tuhaf iktidar obsesyonunu sadece siyasilere indirmek de yanlış galiba. Vakt-i zamanında bir koltuğa sahip olan herkes seneler içinde bundan asla vazgeçemiyor.
Mesela Cafe Milliyet yazarı Ali Eyüboğlu, yazar olmadan önce Milliyet Magazin Servisi'nin başındaydı. Daha sonra Eyüboğlu görevden alındı ve servisin başına yardımcısı Birsen Altuntaş getirildi. Eyüboğlu da yazar olarak gazetede kaldı. Böylece Yüksel Aytuğ'dan sonra derin analizleriyle bizi sürekli sarsan başka kıvrak bir kalem daha hayatımıza girmiş oldu.
Fakat Eyüboğlu görevden alınalı bir yıl geçmesine rağmen hala eskiden başında olduğu magazin servisini düzenli olarak arayıp gelişmeleri kontrol etmeye çalışıyormuş.
Ertesi güne girecek haberleri öğrenmeye çalışıyor ya da haber toplantısına kimin gireceğini soruyormuş. Ve çalışanlar artık Eyüboğlu'nun bu tacizlerinden sıkılmaya başlamışlar.
Bu arada magazin basını dedikodularına pek bulaşmak istemiyorum. Geçen haftaki yazımdan sonra Fox Tv'nin magazin muhabiri Rafadan Kafadan Halit arayarak (Bu arada telefonda kendini böyle tanıtıyor. Rafadan Kafadan ismi gibi olmuş artık), üstü kapalı olarak tehdit etti.
Sırf ona 'tuhaf' dedim diye.
Gayet anlamsız bir konuşma geçti aramızda diyebilir. O yüzden magazin mafyası peşimde arkadaşlar. Her an skandallarımı patlatıp, beni gizli çekim kasetlerimle vurabilirler. Takipte kalın.

Gülriz'in mutfağını hatırlayalım
Son dönemin en çok ses getiren televizyon programı hiç şüphesiz 'Yemekteyiz' oldu. Hakkında epey yazıldı çizildi, daha da devam eder bu durum. Öncelikle bu programı yapanları tebrik etmek gerekiyor. Çünkü Türk televizyonlarına ilk kez çizgi dışı bir formatı sokmayı başardılar. Bir de 'evde oturup yemekler yapan Türk eşcinsel erkekleri' keşfetmemizi sağladılar. Çok başarılılar gerçekten.   Ama bugün bambaşka çok izlenen bir yemek programını hatırlayalım istedim: Türk televizyon tarihinin tahminime göre en kalburüstü ve aristokrat programlarından biri olan 'Gülriz Sururi'yle A La Luna'. Hatırlamayanınız var mı? Jingle'ı bile hala kulaklarda. Gülriz Hanım tertemiz bir mutfakta, yemeklerini genelde Türk tiyatrosunun düzeyli isimlerinden oluşan konuklarıyla sohbet ederek hazırlardı.
Herkes Gülriz Hanım'a bayılır, yemekleri muhteşem bulurdu. Kimse sesini yükseltmez, gelen konuklara bir adet margarin bile hediye edilmezdi.  Tabii bu programla beraber hayatımıza bambaşka bir görsel kavram daha girdi: Gülriz Sururi'nin saç modeli.  Anladınız muhtemelen ama şu tam tepedeki 'ibik'ten bahsediyorum. İşte geçenlerde bu programı benim gibi çocukluk anıları arasında hatırlayan insanlarla konuşurken şöyle bir gerçek ortaya çıktı, birçok insan Gülriz Hanım'ın saçlarını öyle çıkıyor diye biliyorlarmış. Nasıl bazı insanlar kıvırcık, bazıları düz saçlıysa bazılarının da tepelerinden öyle saç çıkıyor zannediyorlarmış.  Peki, bunun bir saç modeli olduğunu ne zaman anlamışlar dersiniz? Türkiye, aynı saç modelini benimseyen modacı Hakan Yıldırım'la tanıştıktan sonra.

 



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3