Yiğit Karaahmet yigit.karaahmet@aksam.com.tr

kategori2

Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul'un Obama'sı mı?

İstanbul büyük başkanlık yarışına kilitlenmiş durumda. Kadir Topbaş'ın karşısında Kemal Kılıçdaroğlu, Barack Obama gibi duruyor.
Ertuğrul Özkök'ün en sevdiğim pazar yazısı klişesi olan 'Hadi itiraf edelimle' başlarsak eğer; hadi itiraf edelim, politikayla hiç ilgilenmiyor olsanız bile yerel seçimlerdeki Büyük İstanbul Mücadelesi sizin de ağzınızı sulandırmıyor mu?  CHP'den Kemal Bey ve AKP'den Topbaş Başkan arasındaki kapışma gerçekten de ağız sulandırıcı bir özelliğe sahip.
Kimin kazanacağı ya da kaybedeceği önemli değil. Buradan oy avcılığı yapmak da çok gereksiz. Zaten İstanbul'u 14 yıldır uğradığı muhallebici zulmünden kurtarmak, dünyanın yeni başkentleri arasına sokmak, belki de yıllarıdır hak ettiği ama bir türlü bulamadığı ilgiyle yönetilmesini istiyorsak eğer oyumuzu kime vermemiz gerektiği çok belli.
Belediyeciliği sadece çöpleri saatinde toplamak olduğunu sanan (Bunun da pek olduğu görülmemiştir) ya da şehrin altını metro ağlarıyla donatacağına metrobüs adlı tuhaf bir sistemi çevre yolunun ortasına sokan Topbaş Başkan'ın bizi Çatalca'dan bir adım öteye götüremeyeceği çok ortada.

UMUT BU YARIŞ İÇİN DE GEÇERLİ
Kılıçdaroğlu kazansın ya da kaybetsin sırf Topbaş'ın yüzünde bir korku uyandırdığı için bile bende saygı uyandırıyor.
Topbaş'ın bocalaması, yan çizmesi, en basit sorulara saçma sapan cevaplar vermesi bile benim için yeterli.  Ya da en azından bu 'astığım astık asmadığımın da sesini ben keserim' tavrının endişelenebildiğini görmek bile çok güzel.
Nasıl da endişeli Kadır Topbaş'ın yüzü? Mimiklerine ve ifadesine hiç hakim olamıyormuş maalesef. Çok yazık.
Üstelik tüm anket sonuçlarının onu önde göstermesine, büyük ihtimalle kazanacağını söylemesine rağmen yüzü endişeli.
Ama son dönemin popüler siyaset sloganı bu yarış için de geçerli: Umut. Amerika'nın yeni başkanı Obama'nın, tüm dünyayı avcuna aldığı slogan İstanbul'da da Kılıçdaroğlu'ndan yana kullanılıyor. Obama da yarışa başladığı zaman gerideydi ama Mtv Müzik Ödülleri tadında ilerleyen muhteşem bir kampanyayla bu farkı kapattı, halkın sevgilisi oldu, seçmenleri muhafazakar Amerikalıları alt ederek ipi göğüsledi.
Kılıçdaroğlu'nun adı açıkladıktan sonra da İstanbulluların yüzü biraz olsun gülümsedi. Çünkü bu sefer güçlünün karşısında destekleyebileceği sağlam bir isim var. Her yerde Kılıçdaroğlu destekleniyor, herkes açık açık oyunun rengini belli ediyor. Üstelik Kılıçdaroğlu arkasına medyayı da alarak girdi yarışa. En çok okunan kalemler açık açık Kılıçdaroğlu'ndan yana.
İstanbul'u bu kurtarabilmemiz için önümüzde sadece 2 ay, yeni bir başkan adayı ve de umudumuz var.

Kırık penisli futbolcu efsanesi
Serdar Turgut, geçen hafta dünyadaki 'penis kırılması araştırması çılgınlığını' köşesine taşıdı. Türkiye'nin milli penis yazarı olarak gayet büyük bir üne sahip olan Turgut'un bu konuyu kendi üslubuyla yorumlaması gayet ilgi çekiciydi elbette.  Amerika'nın şu an bu olaya kilitlenip, saatlerini internetin başında penis kırılmasını araştırarak geçirmesinin sebebi ise 'Grey's Anatomy' dizisi. Sebebi de Dr. Mark Sloan'ın, Leslie ile ilişkiye girince penisinin kırılması.  Bunun üzerine de bu zamana kadar penisi kırılan ama bunun bir sorun olduğunu 'Grey's Anatomy' dizisinde görmeden önce anlayamayan penisi kırık Amerikalıların hepsi internete sarılıp, bu son derece sevimsiz problemi araştırmaya girişmişler.  Bu konu penis yazarı Serdar Turgut'u ilgilendirmiyor elbette. Bu olayı öğrenince bir dedikodu yazarı olarak aklıma ister istemez çok eski bir mevzu geldi.
Daha doğrusu dedikodudan ziyade yıllardır konuşulan ama asla doğruluğu kanıtlanamamış bir şehir efsanesi. Tıpkı Helin Avşar'ın Hülya Avşar'ın kızı olması gibi bu konu da seneler içinde farklı sohbetlerde kahkahalar eşliğinde anılır.
Olay eskiden çok ünlü olan ve hatta zamanının en önemli playboylarından sayılan bir futbolcuyla ilgili. Bir dönem yaşadığı ilişkilerle, gazete manşetlerinden inmeyen ve yakışıklılığıyla magazin dünyasının en gözde isimlerinden olan bu futbolcu yavaşlama dönemlerinde yine çok ünlü ve güzelliği tescillenmiş bir hanımla beraberdi.
Bu ikilinin ateşli bir birleşmeleri sırasında, artık nasıl bir hareket yaptılarsa, yakışıklı futbolcunun penisi kırılmış. Apar topar hastaneye gidilmiş ve bu olayın tedavi süresine girilmiş. Ve tabii ki doktorlar ve tüm hastane personeli bu konuyu bir sır olarak saklamışlar.  Ama ne kadar saklamaya çalışsalar da bu ünlü futbolcu ve eşinin başına gelen talihsiz kaza senelerdir kent gündemini en çok meşgul eden efsanelerden biri halindedir. Bu talihsiz olaydan sonra futbolcunun eşinin lakabının 'penis kıran' olarak anılması ise dost sohbetlerinin tatlı şakalarından biri haline gelmiş.

Turkish çözüm
Aşırı alkol tüketimiyle sonlanan gece bitimlerimin son dönemki favori yemeklerinden biri
Tepebaşı Nizam Pide'de kemikleri ayıklanmış yarım porsiyon piliç. Şu vitrinde dönen ızgaralardan. Yanına da pilav. Betona döndürüyor adamı. Geçenlerde bir öğlen, bu öğünü öne almaya karar vererek, aynı adrese gittik. Biriyle konuşurken sizi asla dinlemediğini hissettiğiniz anlar vardır ya, garson sipariş alırken de o an yaşandı. Tavuklar geldi ve daha önce yediğim şeyle alakası yok... Bir tabak dolusu protein tozunu kaşıkla yesem aynı şey. O tat. Garsonla tartışıldı tabii, sorun bize sormadan derilerini atmalarıymış. Her neyse, sorun çözülemeyeceği için garsonun 'Ne yapalım deri mi getireyim size' demelerini falan duymazdan geldik.  Ve 10 dakika sonra garson, bize bir tabak dolusu tavuk derisi getirdi. Bildiğin tavuk derisi. Bizimkini attıklarına göre herhalde başka bir tavuğun derisiydi. Ya da bizim yediğimiz tavuk başka bir tavuğun bacağıydı. Bilemiyorum artık.Önümüzde bir tabak deriyle kalakaldık. Yiyecek miyiz? Yemeyecek miyiz?

'Pandora'nın Kutusu' açılsın
Yeşim Ustaoğlu'nun 'Pandora'nın Kutusu' filmi magazinsel herhangi bir şırfıntılığa yer vermediği için maalesef gündemde kendisine fazla yer bulamadı. Tuba Büyüküstün-Beren Saat soslu polemikle renklendirilmiş 'Güz Sancısı' filmi bu açığı fazlasıyla kapatıyor.  Bir Beyoğlu sakini olarak 'Güz Sancısı' filmini çok ağır protesto ediyorum.   6-7 Eylül Olayları'nı anlatan bu filmin bizim mahalledeki çekimleri sırasında, tüm ahali her gece yataklarımızdan 6-7 Eylül Olayları'nı yaşıyormuşçasına fırladık. O kadar kaba bir ekipti yani... Bunun yanı sıra 'Pandora'nın Kutusu' her görenin büyük beğenisini kazanıyor. Gayet güzel, derli toplu ve olayların cereyan ettiği Karadeniz kadar hüzünlü bir film olmuş. Bu aralar sinema önerisi isteyenler için ilk öneriler arasında geliyor. 'Pandora'nın Kutusu'nu mutlaka görün.

 

 



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3