Sabah programlarına katılanlardan mankenlere kadar herkes kaliteli isim peşinde. Peki, kim kaliteli, kim değil? Bunun ayrımına nasıl varırız?
Vakti zamanında beni bir TV programına davet etmek için aradılar. Tüm zarafetimle reddetmeye çalışırken, 'Kimler katılıyor başka?' diye sordum. Telefondaki benden zarif hanımefendi 'Aaa, çok kaliteli konuklarımız var Yiğit Bey. Mesela en son Nurseli İdiz katıldı' dedi. Geçen gün de yine bir arkadaşımı başka bir programa çağırdılar ve o programa daha önce katılan kaliteli konuklar ise Leyla Alaton ve Aydın Boysan olarak isimlendirildi. O andan sonra Türklerin 'kalite' kavramında bir hata olduğunu düşünmeye başladım.
Neye göre kaliteli? Kime göre kaliteli? Ve kalite kıstasını kim belirliyor?
Mesela Nurseli İdiz büyük ihtimalle 'harika' bir insandır ama niçin kaliteli? Ergenekon'dan gözaltına alındığından mı? Atatürk'e benzemeye çalışıp bıyık taktığından ya da 'Kız Kulesi åşıkları' filminde çırılçıplak yüzüp sanat için soyunduğundan mı? O zaman bu şartlar altında Türkan Şoray son derece kalitesiz oluyor.
Uzun araştırmalarım sonrasında Türklerin kaliteli kıstasını sıkıcılıkla eşdeğer olarak verdiğini gördüm. Bir insan ne kadar sıkıcıysa, ne kadar çok gevezelik yapıp boş laf ediyorsa ve ne kadar yaşlıysa o kadar kaliteli. Metin Akpınar seçim gecesi yorum yaptığı için kaliteli sayılırken Zeki Alasya çingene dizisinde oynadığı için kalitesiz mi? Levent Kırca'yı da seçimlerde aday olduğu için kaliteli konuklar arasında sayıyoruz. Eğer sarhoş taklidi yaparsa daha da mı kaliteli konuk olacak?
BEN ÇÜRÜK YUMURTA OLARAK KALAYIM
Araştırmalarıma göre şarkıcılar arasında kızıl saçlı olmak kalite göstergelerinden biri. Bu anlamda Leman Sam ve Candan Erçetin kaliteli oluyor. Şevval Sam da Laz türküleri söylediği için kaliteli. Peki, Kazım Koyuncu ölmeseydi, Şevval Sam'da 'Sarı Fırtına'yla evli kalsaydı ne olacaktı?
Tabii bir de kaliteli mankenlerimiz var. Mankenlik başlı başına kalitesiz bir meslek sayıldığı için bu kulvarda seçilecek kaliteli mankenin, ancak mankenliği bırakmış olması gerekiyor. Yani 'Artık iş alamayan mankenin' diğer adı kaliteli. Deniz Pulaş, Sema Şimşek bu zamana kadar hiç 'açmadıkları' için kaliteliyken, Merve İldeniz de Bodrum'da organik tarımla uğraştığı için kaliteli. O zaman tüm Victoria's Secret mankenleri, yılbaşı gecesi Times Meydanı'na kurulan ekranda iç çamaşırlarıyla yürüdükleri için Deniz Pulaş'tan daha kalitesizler.
Bu yüzden kendimi kalite kavramında hiçbir yere koyamıyorum. Mesela yazının başında bahsettiğim programa çıkmış olsaydım ve benden sonra düzeyli şarkıcı Zuhal Olcay'ı arasalardı, Nurseli İdiz'le beraber kaliteli isimler arasında ben de mi sayılacaktım? Yok almayayım. Ben sepetin en dibindeki çürük yumurtayım.
Hande Yener artık hiç kimseyi ilgilendirmiyor
Marjinal kitle için sadece çok kısa bir süre önce Kemal Doğulu'yla beraber olmak ne kadar popüler bir şeydi! Şimdi ise Doğulu'nun hayatındaki insanlar için bir dönem onunla anılmak, hayati bir hata olarak adlandırılıyor.
Geçenlerde bir yerlerde saçlarını sarıya boyadığı fotoğraflarını gördüm. Gerçekten onun adına utandığım anlardan biriydi. Kolları kıllı, platin sarı bir popçu... Tarık Mengüç bile bu kadarını yapmamıştı! Kemal Doğulu'nun gaylere yaptıkları bu kadar değil aslında. 90'lı yılları yaşayanların elinden, o döneme ait bir diva'ya sahip olma ihtimalini aldı. Bir döneminki Zeki Müren'di, ondan sonra gelenler sıkı sıkıya Ajda'yı sahiplendiler. 90'lar gayleri de, Hande Yener'i alacaktı. Ama hırsı yeteneğinden daha fazla olan bir çocuk bunu oturduğu yerden mahvetti. 'Sana taptığım yıl geçen seneydi' gibi harika hit'ler söyleyen kadını 'Şekerim, gel seni Madonna yapacağız' diye aldı ve yüzüne gözüne bulaştırdı.
Pardon ama 10 yıl önce Zeki Doğulu'nun yanında yerleri süpüren çocuk mu yapacaktı Türkiye'nin Madonna'sını? Üstelik uydurulan Madonna imajının aynısını Lerzan Mutlu fotoğraflarına kullanmasına ne demeli?
Hande Yener'in geçen hafta albümü çıktı. İnsanlar artık bir Hande Yener albümünü onun ne kadar kötü olduğunu konuşmak için dinliyorlar. Doğulu için şimdi yapılacak tek şey, mahvettiği bir kariyerin ardından, saçları normal kestane rengine boyayarak Mersin'e dönüp, Yuvam Berber'de tekrar işe başlamaktır.
Bodies sergisini yeni duyan trendsetter
Çağdaş Ertuna, Milliyet Cafe'de Bodies sergisini öve öve bitirememiş ve bir an önce ülkemize beklemekte olduğunu gözyaşlarıyla belirtmiş. Bodies sergisiyle ilgili bu zamana o kadar çok yazıldı çizildi ki ve bu sergi artık o kadar demode oldu bundan yeni bir şey gibi bahsetmek ayıp gerçekten. Üstelik Ertuna, İstanbul Life'ın başında ve bir trendsetter olarak anılıyor. Bodies'i yeni duyan trendsetter'ı İstanbul Life'la döverler. Yazacak konu bulamayıp, akla ilk gelen şeye mi atlanmış acaba?
Peki, Çağdaş hanım, haftaya Paris'e gitmeyi düşünüyorum.
Hip nereyi tavsiye edersiniz? Louvre mu?