Ahmet İnam ahmet.inam@aksam.com.tr

kategori2

Topkapı'dan görülen ne?

Topkapı'da ne oldu? Bir konser verildi. Şarap içilen bir konser. Bir kısım gencin protestosu. Konser afişleri yakıldı. Saray önünde gençler toplu namaz kıldılar, kutsal bir mekana içki içilerek saygısızlık yapıldığını ileri sürdüler. Sonra aynı gençler konseri veren İdil Biret'e çiçek getirip amaçlarının konsere saygısızlık olmadığını söylediler. Kabaca olup bitenler böyle. (Olup bitenleri aklım sıra yorum katmadan anlatmaya çalıştım. Neyleyeyim ki her anlatım bir yorum, yorumlar içerir!)
Topkapı'dan görülen ne? Türkiye denen bu ülkede yaşama dünyamızdaki fay hatlarının bir hareketini daha gördük. Hafifti belki ama olası büyük depremlerin öncüsüydü belki. Yaşama dünyamızın üzerinde yapılandırdığımız anlam dünyamızın, değerler dünyamızın sürekli sarsıntılar gösterdiğinin bir belirtisiydi belki de. Yaşadığımız değerler arasında, tutarlı, sağlam bir yapı oluşturabilecek bir yorum uzlaşımının olmadığı çıktı ortaya. Bir söz bir kısım insanımızı mutlu ederken bir diğerine bir küfür gibi gelebiliyor. Türkiye'deki siyasetçiler  değerler dünyamızı sürekli germekte, medya bu gerginliği artırarak kendi varlık alanını güçlendirmeye çalışmaktadır. Ruhlarımız, sürekli sarsılan anlam dünyamızda bir kıvılcımla alev alacak benzin bidonları olarak dolaşmakta. Türkiye'yi değiştirmeye çabalayan güçler, fay tabakalarını hareket ettirerek zelzelelerle amaçlarına varmaya çabalıyor. Değerlerimizi, inançlarımızı nefret, korku, öfke ile yaşıyoruz. Ruhlarımızın istiklali kalmamış. Sıkışmış, daralmış, sığlaşmış ruhlarımızla, birbirimize haklı olduğumuzu, doğrunun bizim yanımızda olduğunu bağırıp duruyoruz. Kimse kimseyi doğru dürüst dinleme kaygısı taşımıyor. Gergin, sinirli ruh magmasını, öfke fışkıran yanardağlarıyla yaşayan bir Türkiye.

Üstelik ağır bir ekonomik çöküntü, işsizlik, değerler dünyamızı, bu dünyayı yaşamaya çalışan ruhlarımızı ağır bir baskı altında bırakıyor.
Bir açıdan bakıldığında, şarap, tarih, sanat, gelenek, kutsallık kavramlarıyla dokunmuş bir olay örgüsü var karşımızda. Elbette olayın kavram arkeolojisini yaptıkça şaşırtıcı kavram öbekleriyle de karşılaşabiliriz. Örneğin şaraptan başlayıp, şarapla diğer kavramlar arasında bir ilişki kurmaya çalışsak şöyle sorular çıkabilir karşımıza: Şarap, tarihle uyuşur mu? Tarihsel mekanlarda şarap içmek, bu mekanlara saygısızlık mıdır? Şarabın gelenekle bağı nedir? İnançlarımıza ters midir? Şarabın kutsallıkla bir ilgisi var mıdır, örneğin Eski Yunan kültüründe olduğu gibi? Ya sanat şarabın neresinde durur? Ne kadar şarap, nerede, nasıl sanatın içinde olabilir? Şarap içmenin adabından söz edebilir miyiz? 

Sadece şarap üzerinden yaptığımız bu sorgulama bile anlam dünyamızda şaraba ilişkin sis bulutlarının olduğunu gösteriyor. İçkiye karşı duyulan sevginin yanında ağır bir tiksinti ile birlikte korku da var.
Yukarıda andığım en azından beş kavramın ilişkisi üzerinde biraz düşününce ülkemizdeki anlam ufkunun darlığını görebiliriz. Şarabı sanatı yaşamanın kaçınılmazı olarak görüp, onu bir çıkara dönüştürmeye çalışan zihniyetle, ona çok aşağılık bir ürün gibi bakarak, içenleri düşman belleyen zihniyet arasında yaşama körlüğü açısından hiç fark yoktur. Yaşam niteliği yüksek değil ülkemizde. Pragmatik kafalı insanımız 'kalite belgeleri'yle çok para kazanmaya çalışsa da, nitelikli bir yaşamı kavrayabilecek ruh hürriyetine sahipmiş gibi görünmüyor, çoğunlukla. Takıntılı ruh halini medyada boy gösteren aydınlarımızda görüyoruz. Israrla aynı şeyleri söyleyerek fikirlerini savunmaya çalışıyorlar. İğneli laflar ederek, karşı tarafa gol attığını düşündüğü için okurların ya da izleyicilerin hoşuna gitmeye çalışan, başka bir deyişle tribüne oynayıp, taraftarlarından alkış, destek bekleyenlerin yönetmeye çalıştığı bir anlam dünyasındayız. Yaşamın şiiri yok. Bunca gerginlikle sürü sepet koşulan tatil yerlerinde devşirilen anlamlarla yaşadığımız hayat, fay hatlarını kim bilir daha nerelerde gösterecek acaba?

Topkapı'dan görülen ne? Yaşadığımızı sandığımız değerlerin çok kolay yozlaşabildiğini gördük. Şarabı, sanatı, tarihimizi, geleneğimizdeki kutsallığı hala anlayamadığımızı anladık. Bu beş ana kavramı ruhlarında yoğurmuş Mevlana gibi bilgelerin yaşamış olduğu, sanatçımız, tarihçimizden, daracık dünyasından geleneği savunmaya çabalayan gençlerimize kadar içine gömüldüğümüz anlam dünyamızın bu aralar sağlıklı olmadığı bir kez daha ortaya çıkmış oldu.

Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3