AKŞAM GAZETESİ | Yiğit Karaahmet | 2009-07-19

kategori2

İmparatorlar da kayar...

Yıldız Tilbe'yle bu zamana kadar sadece bir kere karşılaştık. Benim için çok acayip günlerden biriydi. 
Gazeteciliğe daha yeni başlamıştım. Ve Tilbe bu meslek içinde ilk röportaj yaptığım ünlüydü. Hatta çocukken babamın yanında elini sıktığım Mesut Yılmaz'ı saymazsak tanıştığım ilk ünlü de diyebiliriz kendisi için. Bu mesleği sırf, hobim olan ünlülerle tanışmak için seçtiğim düşünülürse ne kadar özel bir gün olduğu gün gibi aşikar.
Üniversite sınavına hazırlandığımdan daha çok hazırlanmıştım o röportaja. Tilbe'ye yöneltilecek yaklaşık 157 milyon sorudan oluşan listemle odaya girdiğimde, (hiç unutmuyorum) kırmızı bir eşofman altıyla, ayakkabılarını çıkarmış, ayaklarını koltuğa toplamış bir şekilde oturuyordu.
Çok acayip bir kadındı. Bir şey söylüyorum, birden gülmeye başlıyor mesela. Konu bir şekilde babasına geldi. 'Babanızla ilişkiniz nasıldı? Özlüyor musunuz onu' diye sordum.
Birden ağlamaya başladı. Hüngür hüngür...
Hayatımda ilk röportajım. Hiç olmadığım kadar kontrol manyağı bir vaziyetteyim. Ve Yıldız Tilbe karşımda burnunu çeke çeke ağlıyor.
Teselli mi etmem gerek, yoksa zaaf yakalamış Ayşe Arman'a dönüşüp peş peşe soruları mı basmalıyım?  Bu sefer de ben gülmeye başladım. O ağlıyor, ben gülüyorum.
O günden sonra aslında hobilerim olan ünlülere hep biraz tiksintiyle baksam da Tilbe'ye hep sempati duydum.
Üstelik müzikal olarak her ne kadar berbat da olsa, Tilbe'nin kulvarında tek olduğunu düşünürüm. Gerçekten başka bir sound'u yakalayabilse, o zaman çok başka yerlerde dinleniyor olabileceğine de inanıyorum.
Ve geçen gün İbo Şov'u terk ettiğinden bu yana acayip bir şekilde saygı da duyuyorum.
Yıldız Tilbe, imparatoru devirdi!
Aslında Türkiye'de senelerdir susturulması gereken tek sesi, kimse bir şey demedikçe daha da kabus bir yaşlı olan İbrahim Tatlıses'i alt etti.
Tam 17 yıldır farklı kanallarda dekoru dışında hiçbir şeyi değişmeden yayınlanan, hayatlarında biraz eğitim görmüş insanların beş dakikadan fazla dayanamayacağı İbo Şov, Atv tarafından yayından kaldırıldı. Tatlıses'e göre kendisi kaldırdı şovu yayından ama hepimiz gördük orada neler olduğunu.
Çünkü ilk kez bu sefer herkes Tatlıses'in davranışının iğrençliğinden bahsediyor.
Meğer ne kadar sıdkımız sıyrılmış kendisinden. Ne kadar bıkmışız bu kabalıklarından, 'dövmedim sevdim' hikayelerinden.


TİLBE DELİYSE DELİ
Bir de artık yaşla beraber tutamadığı dili çok yanlış bir taşa çarptı Tatlıses'in. Çünkü Yıldız Tilbe bu zamana kadar ne yaptıysa zaten her şey ortadaydı. Hiçbir şeyi saklamadı ki! Pavyonda çalıştığını da biliyoruz, gözaltına alındığını da.
Aynı şekilde tek derdinin para kazanmak olduğunu da biliyoruz. Erkeklerin 'imparatorluğu' altındaki bu piyasada fiziğiyle bir şeyler yapabilecek vücut ölçülerine sahip bir kadın olmadığı için sadece şarkı söyleyerek var olmak zorunda. Masum değil elbette ama en azından bunu saklamıyor.
O yüzden belki de bu piyasa içinde olduğu gibi davranan tek kadın bence. Deliyse deli! Ama bizim mahallenin delisi. O yüzden harika dans ediyor ve o dans da en çok ona yakışıyor. O yüzden underground kulüplerin en çok istek alan şovları Yıldız Tilbe taklitleri.
Tatlıses her zaman mağaradan geldiğini söyledi, halkın adamı olmaya oynadı. Ama hepimiz biliyoruz ki o artık halktan biri değil. Ezik bir Urfalı şarkıcıdan holdingler sahibi bir tüccara dönüşümü sırasında önüne geleni ezdi. Çok güçlüydü ve kimse ses çıkaramıyordu. Ama maalesef devir değişti ve artık birtakım şeylerin de değişmesi gerekiyor.
Ve bu olay İbo'nun kendi evinde, kendi şakşakçısı konukların önünde gerçekleşti. Dikkat ettiyseniz, Tilbe programı terk ettikten sonra Tatlıses'e bağlılıklarını bildirmek ve ayaklarına kapanmak için hemen hazır ola geçmiş dört erkek çıktı yayına. Tatlıses ancak birilerinin şakşağıyla kendini iyi hissedebiliyor, egosu yerine gelebiliyor çünkü.
Tilbe o şovu tek başına bir kadın olarak terk etti. Ama ertesi gün yalnız uyanmadı. Hepimiz onun yanındaydık. 
Kendi ipini kendi elleriyle çekti İbrahim Tatlıses.
Ve bunun için hiç de üzgün değiliz.
Sessizliğin tadını çıkarmak hiç bu kadar güzel olmamıştı.