AKŞAM GAZETESİ | Yiğit Karaahmet | 2009-07-19
Her zaman anlatamayan ve yanlış anlaşılan Nihal Bengisu Karaca'ya son fırsat. Şöhret olmak için şu an yapması gereken şey çok açık.
Bir haftadır bir 'femme fatale' tartışmasıdır sürüp gidiyor. Ama buradaki tartışma konusu yazı değil de yazarı.
Mevzuumuz Nihal Bengisu Karaca; sürekli bir şeyler anlatmaya çalışan ama nedense bir türü bunu anlatamayan yazar... Her yazısından sonra onu anlamamız için mutlaka uzun bir alt yazı geçmek zorunda.
Karaca ilk olarak 'Bir maktulün femme fatale portresi' diye bir yazı yazdı. Karaca her ne kadar 'Hayır' dese de uzun lafın kısası, hiç lamı cimi yok özetle 'Güzel, açık saçık kadın olursanız öldürülürsünüz. Size layık olan da budur' diyor.
Gayet sansasyonel, ses getirecek, dikkatleri üstüne çekeceği son derece belli bir yazı. Zaten Karaca'nın derdi de bu: Bir an önce ünlü olmak. Bu yazısı da gayet dikkat çekmek için yazılmış. Bu zamana kadar verdiği röportajlara, bir mucize olup da anlayabildiğimiz yazılarına baktığımız zaman bu açık seçik ortada. Ama bu sefer bu konu polemikler sayfasına taşındığında Karaca anında 180 derece dönüş yaptı. Meğerse bunu Baudrillard'dan alıntılamış, biz de her zaman olduğu gibi yanlış anlamışız. (Dünyada kaç kişi Baudrillard'ı doğru anladı da biz anlamadığımız için suçlu oluyoruz? Üstelik Karaca'nın bile bu konuyu ne kadar anladığı gerçek bir muammayken...)
Bari bir şey söylüyorsun bunun arkasında dur değil mi? Hem sansasyon çıkarıp, şöhret olmak için böyle şeyler yapılıyor, sonrasında da bundan korkup suçu bize atıyor ve sonrasında aptal olan biz oluyoruz.
BURADAYIM, BENİ FARK EDİN!
Medyada vardır böyle yazarlar. Mesela dedikodu yazması için bir kız alınır gazeteye, ilk hafta bomba bir şey yazar. Daha ikinci haftadan itibaren kimsenin ilgilenmediği kitapları önermeye başlar. Gece hayatı yazsın diye bir çocuk alınır gazeteye. İlk yazısında birkaç yere gider, sonraki hafta politika bilgisini de göstermek için siyasi analizler yapmaya kalkar.
Karaca da içinde yatan şöhret ve konuşulma potansiyeliyle o gazeteye Fatih Altaylı tarafından 'türbanlı Ayşe Arman' olması için alınmışken, daha beşinci yazısından itibaren kıvırarak 'Ben aslında kitap da okuyorum. Felsefe de biliyorum' ayaklarına yatmaya başladı.
Ama böyle şeylerle şöhret olamayacak, ancak olsa olsa Zaman Gazetesi'nde onu kimse fark etmeden yazdığı günlerinin kötü bir tekrarı olabilir sadece. Şöhret olmak için ilginç ve altını doldurabilecek şeyler yapması lazım.
Onda da bu potansiyel var zaten; 'Ben buradayım. Fark edin beni' diye bağırıp duruyor. O zaman işte ona büyük fırsat... Şöhret olmak için son şans, türbanı çıkarmak şu anda. Bir süre de 'Türbanı çıkarıp normal hayata adapte dönemi' yazıları yazarsınız. Ama bu sefer Flaubert'ten alıntı falan yapmak yok. Sonra bir ara tekrar kapanırsınız. Belki 'Necla Nazır style' bu işi sürüncemede de bırakabilirsiniz.
Böyle aç kapa. Aç kapa. Artema reklamlarında bile oynayabilirsiniz.
İki kadın iki cevap
Rahşan Gülşan: Onun hakkında yazdığım yazılardan sonra bir medya sitesine verdiği röportajda '90'lardan beri canım bu kadar çok acımamıştı' gibi bomba bir açıklamanın ardından demiş ki bir de 'Beni neden fırsatçı gibi gösterdi bilmiyorum. Üstelik benim onunla kişisel hiçbir problemim de yoktur'. İşte benim de anlatmaya çalıştığım buydu. Bazıları hayattaki her şeylerini kişisel problemleri üstüne kurdukları için, onları eleştiren herkesin de kendileriyle bir problemi olduğunu düşünürler. O yüzden onların tüm ilişkileri, yazıları, fikirleri çıkarları üstüne kuruludur. Çok rahat söyleyebilirim benim de kendisiyle kişisel hiçbir problemim yok. Benimki mesleki kaygı sadece...
Ayşe Özyılmazel: Geçen pazar onu da biraz fazla 'üzertmişim' belli ki. Bir anda kan beynine sıçrayıp aklına gelen, bildiği tüm isim tamlamalarını, sıfatlarını arka arkaya sıralayıp durmuş. İsim vermemiş ama ben onun gibi değilim. Ne dersem, adresi posta koduna kadar bellidir. Neden delirmiş? Onun canı kadar sevdiği, hayatındaki en özel iki insan hakkında yazmışım. Yavrucuğum, sana ne? Annesi misin Haşmet'in? Neden bu kadar alındın? Ona sadece iki şey söylemek istiyorum. Parasını ödeyip beni Cem Mumcu'ya tedaviye yollayacakmış. Cem Mumcu anlattıklarımı kitap yapsın diye mi? Benim tedavim çok kapsamlı, uzun sürer. Ayrıca varsa böyle bir bütçesi kendisi gitsin. Bir insanın hayatındaki en çok önem verdiği iki insanın eski sevgilisi ve bir otelin işletmecisi olması daha hastalıklı bir durum...