AKŞAM GAZETESİ | Yiğit Karaahmet | 2009-07-19

kategori2

Rize'de bir 'Brokeback Mountain' deneyimi

Çay degüstasyonu için Rize'deydim. Sonra da Ayder Yaylası'na çıktım. Çoban gördüm mü? Yaylada ayı kaptı mı? Hepsi bu yazıda...
Çay hakkında ne bilirsiniz ve bunu ne kadar bilirsiniz? Geçen hafta Doğadan'ın Rize Ayder Yaylası'na düzenlediği çay hasadı gezisine gitmeden önce benim de çay hakkındaki bilgim, kaynar suyun içine poşet sallayıp, iki de şeker atmaktan ibaretti. 
Bunu dışında çay hakkında bu kadar kapsamlı çalışmalar yapıldığını ve kendini buna bu kadar adayan insanlar olduğunu gerçekten Rize'de öğrendim. Kendinize demli bir çay koyun ve buyurun bakalım çay degüstasyonuna:
- Karadeniz'in bu kadar doğusuna ilk kez gidiyorum. Uçaktan iner inmez kahvaltı için ilk durduğumuz yerde iki adet bire bir ebatlarda doldurulmuş inek gördük. Zaten bu ineklerle başladığımız gezinin ilginç geçeceği çok belliydi. 
- Olaylı basın gezileri yazılarımdan sonra çıktığım ilk gezi olduğu için biraz gergindim açıkçası. Ama bu seferki ekip çok kendi halindeydi. Sansasyonel bir şey olmadı. Ne bir gazeteciyi ayı kaçırdı ne de birini kene ısırdı. Aynı zamanda kadın gazetecileri gecelikle, erkekleri de pijamayla görme projem gerçekleşmedi. Bu gezide de gecelikli bir gazeteci göremedim.
- İlk durak Doğadan'ın çay fabrikası. Burada saatlerce bize çay hakkında brifing verildi. Meğer ne kadar meşakkatliymiş. Bundan sonra içtiğim çaya daha dikkatli bakacağım. Ama gazeteciler olarak aklımız bir an önce yaylaya çıkmakta olduğu için acele ettik. Çay hakkında en çok şey merak edenin klasik müzik eleştirmeni Serhan Yedig olması dikkatimden kaçmadı. Çay hakkında, muhtemelen bizi davet edenlerin de o ana kadar düşünmediği bir sürü soru sordu. Demek ki klasik müzik dinlerken mutlaka bir bardak      çay içiyor ve onun hakkında uzun      uzun düşünüyor. 
- Çay tadımı biraz mide bulandırıcı görünüyor. Ama ustaları bu işi 70 küsur senedir yapıyorlarmış. Fincanla dudağınız arasında 10 cm mesafeden çayı çekip 'ciyuk, ciyuk' diye bir ses çıkarıp, çayla gargara yapıp tükürüyorsunuz. 
- Rize kent merkezi inanılmaz bir mimariye sahip. Gerçek bir apartman vadisi. Artık bir süre sonra binaların çirkinliği hakkında konuşmaktan utanıp, üzülmeye başladık. Çünkü o kadar    güzel bir yerin bu kadar korkunç bir   şeye dönüştürülmesine hangi belediyecilik, hangi mimari estetik, hangi insan beğenisi izin verir çözemedik.    Tüm evler birbirine bakıyor ve sadece  kat kat apartman. 
- Ayder Yaylası ise muazzam bir yer. O da yavaş yavaş bozulmaya başlamış. Ama doğa o kadar nefes kesici ki kendinizi karşısında küçücük hissediyorsunuz.

KÖYE ALIŞVERİŞ MERKEZİ KURMAYA GELDİK...
- Açıkçası benim bu geziden tek beklentim bir 'Brokeback Mountain' deneyimi yaşamaktı ama maalesef bu da gerçekleşmedi. Bu deneyime en yaklaştığım şey yaylada yapılan uzun yürüyüşler esnasında, kovboy şapkalı gençlere otelin adresini sormak oldu. 
- Otel odamın her tarafı tahtalardan yapılmıştı (ilk kez bir sauna dekorunda uyudum diyebilirim)  ve dere sesi manzaralıydı. Su sesi o kadar baskındı ki tüm gece boyunca tuvaletten çıkamadım. 
- Doğadan kutularının üstünde dikkat ederseniz, harika bir ev resmi vardır. Biz onu çizim sanıyorduk ama gerçekmiş. Süper bir köy eviydi. Cetvelle çizilmiş gibiydi her şey. Köyde kendimizi AB'den geliyoruz, buralara alışveriş merkezi yapacağız diye tanıttık. Kimse ilgilenmedi. Rizeliler kesinlikle bizim kadar Avrupa hayranı değiller.
- Doğadan, çay hasadı için bu tür geziler düzenliyor. Ve her şey dahil 640 TL'ye ilginç bir deneyim. Çaya merakınız delirtici boyutlardaysa ve klasik müzik dinliyorsanız tavsiye ederim.