Devrimin 70. yıl kutlamalarında Stalin ve yoldaÅŸlarını sert bir dille eleÅŸtiren Gorbaçov, 1989'da Prestroika ve Glasnost politikalarıyla Sovyetler BirliÄŸi'nin dağılmasını sonuçlandıracak süreci baÅŸlatmıştı.
DoÄŸal olarak da baÅŸta ABD olmak üzere Batı onu alkışlıyor, destekliyordu. Çünkü kapitalizmin baÅŸ düÅŸmanı sosyalizm ideolojisi ve dolayısıyla uluslararası devrimci hareket yok oluyordu.
Gorbaçov'un Sovyetler'i dağıtma projesi bir ara komünistler tarafından engellenmeye çalışıldığında ortaya Gorbaçov'un Moskova'dan uzaklaÅŸtırdığı Yeltsin çıktı ve tank üzerinde koskoca Sovyet ordusunu durdurdu, 'Demokrasi önderi' sıfatı ile Gorbaçov'un yerine geçti. Sonra 'Yetkilerimi kısmaya çalışıyor' diyerek Parlamento'yu tanklarla bombaladı.
Yakın tarihin en önemli olayına imza atan Yeltsin daha sonra alkolik oldu ve öldü. Gorbaçov ise ÅŸiir yazıyor, ÅŸarkı söylüyor.
Gorbaçov Moskova'da Sovyetler'in dağılma sürecini baÅŸlatırken, Tahran'da Dini Lider Humeyni ölüm döÅŸeÄŸindeydi. İran ise devriminin 10. yılını kutluyordu.
Oysa Humeyni ve arkadaÅŸları bu devrimi yaparken 'ne kapitalizm ne komünizm tek yol İslam' diyerek yola çıkmıştı.
Kapitalizm ve dolayısıyla emperyalizm güçlenerek devam ederken komünizme karşı savaşında İslam'ı bir silah olarak kullanan Batı bu kez kendine yeni bir düÅŸman aramaya koyulmuÅŸtu.
Bu yeni düÅŸman ise İslam ve Müslümanlar'dı.
Batı'nın geleneksel ikiyüzlülüÄŸü içinde iki İslam ve Müslüman yaklaşımı vardı. ÖrneÄŸin; Afganistan'da Taliban gibi radikal Sünni gruplara destek veren Batı, anti-emperyalist anti-siyonist söylemli Åžii İran'ı sıkıştırmayı planlıyordu. Aynı Batı kendi yandaşı Suudi Arabistan ve ve benzeri Arap ülkelerinin de desteÄŸini alarak Saddam'ı 8 yıl süre ile İran'a saldırtmış ve Åžii devrimin önünü kesmeye çalışmıştı.
Belki de İsrail karşıtı söylemi ve İsrail için büyük tehlike olan nükleer programı olmasaydı, Batı'nın İran ile bir sorunu olmayacak ve tam tersine Tahran'ı bölgesel hesapları içinde çok iyi kullanacaktı. Batı bölgede İran gibi önemli ve güçlü bir ülkenin varlığını kabullenemez.
Bunu bir tek ÅŸartla yapar; o da İran'a denk güçte ve Åžii gelenekten rahatsız olan bir ülkenin var olmasını görmek ya da saÄŸlayabilmek.
İşte bu nedenle Batı kendi yandaşı Sünni Arap ülkelerini kullanarak Türkiye'yi Åžii İran karşıtı Sünni bir ittifakın içine çekmek istedi ama bunu beceremedi ve baÅŸaramadı.
Batı'nın baÅŸaramadığını ÅŸimdi ABD, İsrail ve genel olarak Batı yalakası kiÅŸiler medya üzerinden yapmaya çalışıyor.
Bu yalakalar patronlarından aldıkları talimatlarla 'demokrasi, kadın hakları ve benzeri söylemlerle' İran devrimini aÅŸağılamaya uÄŸraşıyor. İran'da halka ateÅŸ edilmesini kimse onaylamaz. Ama seçimi kaybedenlerin de seçim sonuçlarına saygı göstermesi demokrasinin bir kuralıdır. 1997'de reformcu Hatemi %70 oy alarak baÅŸkan olduÄŸunda kaybeden muhafazakarlar nasıl ki sokaÄŸa dökülmediyse son seçimi kaybeden Musavi yandaÅŸları da sokaÄŸa dökülmemeliydi. Bir daha söylüyorum: Ortada Batı'nın geleneksel olarak oynamak istediÄŸi çok tehlikeli bir oyun var. Devrimin 30. yılını kutlayan İranlı siyasi ve dini liderler bu oyunun farkında olmalı ve Batı'nın bu oyununun önünü kesmelidir. Bunu yaparken kesin ve mutlak olarak kendi inançlarına, ideolojilerine baÄŸlı kalarak İran halkının tümünün tüm insanca ve onurlu çıkarlarını kollayacak ama aynı zamanda bu coÄŸrafyadaki diÄŸer halkların geleceÄŸini de düÅŸünerek davranacaktır.