Bir haftadır KKTC'deyim. Ulusal Birlik Partisi'nin kazandığı nisan seçimlerinden bu yana iki buçuk ay geçmesine raÄŸmen siyasi ortam çok ilginç bir ÅŸekilde sessiz ve heyecansız. Tek başına iktidar olmasına raÄŸmen UBP henüz varlığını hisettirmiyor. Türkiye'den gelen mali yardımlarla kamu çalışanlarının maaÅŸlarını ödeyen bir KKTC'nin fazla da yapacağı bir ÅŸey yok!
Nisan 2004 referandumunda Annan Planı'na 'Evet' diyerek yoÄŸun bir heyecan yaÅŸayan ve AB'ye girme hayali kuran KKTC'liler Avrupalılar'dan 'büyük kazık' yiyerek AB dışında bırakılırken, Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıs Cumhuriyeti adına AB'ye alındı. Ferdi Soyer liderliÄŸindeki CTP hükümeti de bunun bedelini Nisan 2009'da yapılan seçimleri kaybederek ödedi.
Oysa bu baÅŸarısızlığın sorumlusu CTP deÄŸildi. Çünkü son aÅŸamada bu ve diÄŸer tüm konularda (!) karar Ankara'nındır ve çözüme yanaÅŸmayan Batı destekli Rumlar'dır.
PerÅŸembe günü Rum lider Hıristofyas ile 35. buluÅŸmasını gerçekleÅŸtiren KKTC CumhurbaÅŸkanı Talat yine herhangi bir konuda anlaÅŸamadı.
1.CumhurbaÅŸkanı Rauf DenktaÅŸ ise 1968'den bu yana Makarios, Kipriyanu, Vasiliu ve Kleridis ile yüzlerce kez buluÅŸarak Kıbrıs sorununa çözüm aradı.
Ama sonuç hep aynı...
Batı destekli Rumlar taviz vermiyor ve çözüm yolunu tıkıyor.
Özetle Kıbrıs sorununun çözümü imkansız deÄŸilse çok zor.
Hiç kimse merak etmesin ne CTP ne AK Parti yönetiminde Türkiye ne de UBP yönetiminde KKTC 'Kıbrıs'ı satmaz.'
Kıbrıslı Türkler ve Ankara, Nisan 2004 referandumunda çözümden yana olduklarını kanıtlamış ve çok kötü olmasına raÄŸmen Annan Planı'na 'Evet' demiÅŸti. Türkiye ve Kıbrıslı Türklerin dış imajını büyük ölçüde güçlendiren bu 'Evet'e raÄŸmen Batı bunu yeterli bulmamış ve Kıbrıslı Rumların 'Türkler bir azınlık olarak bizim yönetimimizde yaÅŸamalı' tezini tüm koÅŸullarda desteklemiÅŸtir.
Olacak ÅŸey deÄŸil!!!
Sorulması gereken temel soru; Sovyetler BirliÄŸi, Yugoslavya ve Çekoslovakya gibi federal devletler parçalanırken Batı acaba dilleri, dinleri, kültürleri, tarihleri, gelenekleri ve son 35 yıldır coÄŸrafyaları ayrı olan Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türkleri neden birleÅŸtirmek istiyor, Türklerin Rumun egemen olduÄŸu BirleÅŸik Kıbrıs Cumhuriyeti'nde yaÅŸamalarını ısrarla savunuyor?
İnanın bana Batı bu sorunun yanıtını verebildiÄŸi zaman uluslararası iliÅŸkilerde çok ÅŸey deÄŸiÅŸecektir.
Gelelim Abbas konusuna...
Filistin Devlet BaÅŸkanı Mahmut Abbas perÅŸembe günü Ada'daydı.
Ertesi gün Türk medyasında kıyamet koptu. Sözde Abbas 'Rum tezini desteklemiÅŸ ve Türkiye'yi iÅŸgalci olarak tanımlamış'...
Gazze katliamları ve Davos çıkışı sırasında hükümet ve Türk halkının Filistin ile dayanışmasından rahatsız olan bildik çevreler kaynağı belli olmayan bu haberi iki gün süre ile gündemin tepesine yerleÅŸtirdi.
Oysa Filistin kaynakları bir hafta sonra Ankara'ya gelecek olan Abbas'ın böyle bir ÅŸey söylemediÄŸini, haberin tümüyle uydurma olduÄŸunu söyleyerek Rum tarafından görüÅŸme tutanaklarını açıklamasını istedi.
Bu durumda iç politika hesapları ile ErdoÄŸan'ı sıkıştırma peÅŸinde olan bildik çevreler de kullandıkları yalan haberin kaynağını açıklamak ve bu yalanlarından dolayı önce Türk halkından sonra da onurlu mücadelesini sürdüren Filistin halkından özür dilemelidir.
Gazetecilik etiÄŸi ve onuru bunu gerektirir.
Raporda yeni bir ÅŸey yok
Uluslararası Kriz Grubu'nun zamanlaması ve yarattığı tartışma açısından çok ilginç olan Kürt raporu hiçbir yenilik içermiyor. Tam da PKK sorununu çözmek için Ankara'nın Iraklı Kürtler, BaÄŸdat ve Washington ile yoÄŸun diyalog geliÅŸtirdiÄŸi bir döneme rastlıyor.
Oysa ÅŸu anda 25 Temmuz seçimlerine kilitlenmiÅŸ Iraklı Kürtler bırakın Türkiye'ye katılmak Irak'ın içinde kalıp kalmama gibi çok daha önemli konuları bile umursamıyor. Talabani ise artık KYB lideri deÄŸil aynı zamanda Irak CumhurbaÅŸkanı. O da Irak Kürdistanı Devlet BaÅŸkanı Mesut Barzani gibi Washington, Paris, Londra, Berlin, Moskova'da resmi törenlerle karşılanıyor. Artık Irak Kürdistanı'nın 120 bin kiÅŸilik tam teçhizatlı ordusu var. Kürtler yalnızca Erbil'de deÄŸil aynı oranda BaÄŸdat'ta da söz sahibi. Bu durumda olan Iraklı Kürtler durduk yerde neden Türkiye'ye katılsın ve Uluslararası Kriz Grubu neden bu raporu ÅŸimdi yayınlıyor?
Aklıma 90 yıl önce Atatürk'e 'Musul Vilayeti'ni sana verelim' diyen İngiltere'nin hain planları geliyor. Bağımsız Kürdistan hayalini Sevr'in iptal edilmesi ile bir türlü gerçekleÅŸtiremeyen ve Kürt kimlikli Musul'u Türkiye sınırlarına katma giriÅŸimleri suyu düÅŸen İngiltere daha sonraki tüm Kürt ayaklanmalarının bir yerinde rol almıştı. Anlaşılan İngiltere'nin yerini alan ABD ve ABD'deki klasik güç merkezleri Musul tartışmalarını yeniden Türkiye ve bölgenin gündemine taşımak istiyor.
Kendi sınırları içinde yaÅŸamakta olan Kürtlerle sıkıntılı olan bir Türkiye'nin 'Musul Rüyası' motivasyonu ile Iraklı Kürtleri yönetmekle ne tür dertlerle karşı karşıya kalacağı ortadadır. Böyle bir öneriyi getirenler ya da düÅŸünenler mutlaka sinsi plan peÅŸindedir. Benim bildiÄŸim Iraklı Kürtler daha sıkı iliÅŸkiler açısından dinci bir İran ya da anti-demokratik Arap ülkeleri yerine Türkiye'yi tercih eder. Bunu da son yıllardaki politik ve ekonomik davranışları ile kanıtlıyor. Ama aynı Kürtler eÄŸer Türkiye'ye katılacaksa bu yüzde yüz milliyetçi bir Kürt kimlikle ve Büyük Kürdistan hayali ile olur.
Böyle bir hesap Türkiye'nin iÅŸine geliyorsa o zaman Uluslararası Kriz Grubu'nun raporuna kulak vererek Kürt liderlerini hemen Ankara'ya çağırsın ve Türkiye-Kürdistan Konfederasyonu'nu ilan etsin.
Çünkü sırada sırada İran Azerileri, Batı Trakya ve Bulgaristan Türkleri ile Kıbrıs ve DoÄŸu Türkistan var.